Annenizi Küçümseyen Yolcu, Kaptanın Sözleriyle Donakaldı

**”Burada Yerin Yok,” dedi Kadına İş Sınıfında Alaycı Bir Tavırla — Sonra Kaptan Pilotun Sesiyle Yüzündeki Sırıtış Kayboldu**

Levent Yılmaz kontrol manyağıydı. Programlar üzerinde, toplantılarda, hayatındaki her küçük ayrıntıda kontrol onun elinde olmalıydı.

O sabah, İstanbul’a giden uçağa binerken, biniş kartında yazan “4A” yazısını görünce içi rahatladı. İş sınıfındaki bu geniş koltuk, üç saatlik Şanghay yatırımcılarıyla yapacağı Zoom toplantısı için ideal bir çalışma alanı sunuyordu.

Mükemmeldi.

Çantasını yerleştirdi, ceketini çıkardı ve küçük “seyahat ofisini” kurmaya başladı: dizüstü bilgisayar, şarj aletleri, belgeler, kalem ve “Rahatsız Etmeyin” moduna aldığı telefonu. Hiçbir şey onun odaklanmasını bozamazdı.

Ta ki, bir anda koridorda bir gürültü dalgası yayılana kadar.

Çocuk sesleri.

Levent başını kaldırıp baktı.

Otuzlarının başlarında, saçları topuz yapılmış, soluk bir bluz ve eski bir kot pantolon giyen genç bir kadın. Bir elinde bavulu, diğerinde ise peluş bir tavşan tutan küçük bir oğlan vardı. Arkalarından, boynunda kulaklıkları asılı olan on iki yaşlarında bir kız ve süper kahraman çantasını sürükleyen dokuz yaşında bir erkek çocuğu geliyordu.

Levent, biniş kartlarındaki koltuk numaralarını görünce gözleri faltaşı gibi açıldı. 4. sıra. Onun sırası.

Sinirini gizlemedi bile.

“BURADA SANKİ YERİN YOK GİBİ,” dedi dümdüz, gözleri kadının kıyafetlerine, sonra çocuklara kayarak.

Kadın şaşırmıştı. Cevap vermeye fırsat bulamadan, bir hostes profesyonel bir gülümsemeyle araya girdi.

“Beyefendi, bu hanımefendi ve çocukları, koltuklarında hakları var.”

Levent hostese doğru eğildi. “Bakın, bu uçuş sırasında milyonluk bir uluslararası toplantım var. Boya kalemleri ve ağlamalarla çalışamam.”

Hostesin gülümsemesi dondu, ama sesi sakindi. “Beyefendi, onlar da herkes gibi bu koltuklar için ücret ödediler.”

Kadın — Deniz — bu kez sakin ama kararlı bir sesle konuştu. “Sorun değil. Eğer biri yer değiştirmek isterse, biz taşınabiliriz.”

Hostes başını salladı. “Hayır, hanımefendi. Sizin ve çocuklarınızın burada olmaya hakkınız var. Eğer birinin sorunu varsa, kendisi taşınabilir.”

Levent derin bir iç çekti, koltuğuna çöktü ve kulaklığını taktı. “Peki.”

Deniz, çocuklarını yerleştirmeye başladı. En küçükleri olan Can, cam kenarına oturdu, böylece burnunu cama yapıştırabilirdi. Orta çocuk Efe, annesinin yanına, en büyükleri olan Elif ise ortadaki koltuğa sessizce yerleşti, on iki yaşındaki bir çocuğun sahip olduğu o küçük asaletle.

Levent, ara sıra onların soluk kıyafetlerine ve aşınmış ayakkabılarına baktı. “Piyango çıkmış herhalde,” diye düşündü içinden. “Ya da kredi kartlarını zorluyorlar.”

Motorlar gürledi, uçak havalanırken Can, “Anne, bak! Uçuyoruz!” diye sevinçle bağırdı.

Birkaç yolcu bu neşeye gülümsedi. Levent değil.

Kulaklığını çıkardı. “Çocuklarınızı kontrol eder misiniz? Toplantıya başlamak üzereyim. Burası oyun parkı değil.”

Deniz döndü, özür diler gibi gülümsedi. “Tabii. Çocuklar, sesimizi alçak tutalım, tamam mı?”

Ve sonraki bir saat boyunca çocuklarını sessizce oyaladı — Efe için bulmaca kitabı, Elif için boyama sayfaları ve Can’a fısıldayarak anlattığı bir deniz feneri hikâyesi.

Levent bunları fark etmedi bile. Web kamerasına doğru eğilmiş, “kâr marjları” ve “çeyreklik dağıtım” gibi terimlerle hava atıyor, kumaş örneklerini tepsiye yayıyordu — kaşmir, ipek, yün, sanki bunlar birer zafer nişanesiydi. Milano ve Paris’ten isimler dökülüyordu ağzından, sanki oralar onun kişisel oyun alanlarıydı.

Toplantısı sona erdiğinde, Deniz kumaş örneklerine baktı. “Affedersiniz,” dedi kibarca, “tekstil sektöründe misiniz?”

Levent sırıttı. “Evet, Yılmaz Tekstil. Yeni bir uluslararası lisans anlaşması imzaladık. Tabii sizin bundan haberiniz olmaz.”

Deniz yavaşça başını salladı. “Ben İzmir’de küçük bir butik işletiyorum.”

Levent alaycı bir kahkaha attı. “Butik mi? Moda anlayışınızı şimdi anladım. Bizim çalıştığımız tasarımcılar Milano’da, Paris’te defile yapıyor. Hafta sonu pazarlarında değil.”

Deniz sesini yükseltmedi. “Lacivert ekose deseninizi beğendim. Eşimin bir süre önce tasarladığı bir kumaşı hatırlattı.”

Levent gözlerini devirdi. “Tabii tabii. Belki bir gün ikiniz de büyük liglere çıkarsınız. O zamana kadar, garaj satışlarına devam edin.”

Deniz’in parmakları koltuğun kenarını sımsıkı kavradı, ama tek kelime etmedi. Sadece Can’ın, sonra Efe’nin, sonra Elif’in elini tuttu — sanki kendine neyin önemli olduğunu hatırlatıyordu.

Uçak İstanbul’a yaklaşırken, anons sistemi çalıştı.

“Sayın yolcularımız, İstanbul Havalimanı’na yaklaşıyoruz. Lütfen koltuklarınıza dönün ve kemerlerinizi bağlayın.”

Levent bilgisayarını kapatıp yerleştirdi, günün planlandığı gibi geçtiği için memnundu.

Sonra kaptanın sesi tekrar duyuldu, bu kez daha samimi bir tonda.

“İniş öncesinde kişisel bir anı paylaşmak istiyorum. Bugün bizimle uçtuğunuz için hepinize teşekkür ederim —

Rate article
Lifequest
Annenizi Küçümseyen Yolcu, Kaptanın Sözleriyle Donakaldı