“Sabrım taştı!” diye bağırdı Emre, Ayşe’yle birlikte eve girer girmez. “Bir gün susmayı öğrenecek misin sen?”
“Ama ne dedim ki ben?” diye çıkıştı Ayşe, gözleri kıvılcım saçıyordu.
“Bir de soruyor!” Emre, yüzünde sert bir ifadeyle, kemerini çıkardı. “Sınırları aştın artık! Seni adam edeceğim!”
“Emre, ne yaptım ki?” diye geri adım atarken sordu Ayşe, sesi titriyordu.
“Davranışın hiç de kabul edilebilir değil! Minicik bir şeysin, ama gururun dağları deviriyor!”
“Herkes senin gibi uzun boylu olmak zorunda değil!” diye karşılık verdi Ayşe. “Kadın zarif ve narin olmalı!”
“Ayrıca sessiz, uysal ve saygılı!” diye hırladı Emre. “Ki senin bunlardan hiçbiri yok!” Kemeri avucunda sımsıkı tuttu. “Atalarımızın dediği gibi, terbiye edileceksin!”
“Aklını mı yitirdin?” diye bağırdı Ayşe, gözleri korkuyla büyüdü. “Beni dövecek misin yani?”
“Terbiye edeceğim!” diye güldü Emre, dişleri gözüküyordu. “Bugün annemi neredeyse kalp krizi geçirtecektin!”
“O da saçma sapan konuşmasaydı!” diye diklendi Ayşe. “Neden yeni aldığım ayakkabıları çıkarıp onun pis terliklerini giymek zorundayım? Boyum kısa diye kendimi küçük mü hissetmeliyim?”
“Misafirler için normal terlikler işte!” diye üzerine yürüdü Emre.
“Misafirler bulaşığı da yıkayıp ocağı mı temizler?” diye hafifçe başını eğerek sordu Ayşe. “Üstelik bana emir vermelerine tahammülüm yok!”
“İşte bu yüzden şimdi hakkını vereceğim!” diye kükredi Emre. “Karımsın, ama davranışın şımarık bir prenses gibi! Saygıyı öğrenmenin zamanı geldi!”
“Önce kendileri saygılı olsunlar!” Ayşe hızla oturma odasına kaçtı. “Ben küçücük bir kadınım, beni üzüyorlar!” Dudaklarını büzdü, ama gözleri Emre’yi takip ediyordu.
“Davranışların boyuna uygun olsa kimse sana laf atmaz!” dedi Emre. “Ama sen hep kendi bildiğini okuyorsun! Şimdi aklını başına getireceğim!”
“Lütfen yapma!” diye yalvardı Ayşe, sırtını duvara dayamıştı. “Canımı acıtacaksın!”
“Evet, acıtacağım!” diye güldü Emre. “Öyle bir acıtacağım ki, yerini bileceksin!”
“Yapma!” diye çığlık attı, kendini yere attı. “Lütfen!”
Emre tam hamle yaparken, Ayşe ani bir hareketle yumruğunu midesine gömdü. Emre iki büklüm olurken, bir de dizini yüzüne yapıştırdı. Yere serilen kocasının üzerine çöküp, “Terbiye etmek mi istiyordun?” diye gülümsedi.
“Bunu bana niye söylemedin?” diye inledi Emre, yüzü mosmor olmuştu.
“Babam beni erkek gibi yetiştirmeye çalıştı,” dedi Ayşe, soğukkanlılıkla. “Dört yaşımdan beri judo yapıyorum.”
Haftalarca yataktan çıkamayan Emre, sonunda boşanma davasıyla karşılaştı. Ayşe eşyalarını toplayıp ailesinin yanına döndü.
“Kızım, fazla hırpalamadın ya onu?” diye gülümsedi babası Hüseyin.
“Ölmez,” dedi Ayşe, omuz silkti.
“Benim kızım işte!” diye sevinçle mutfağa koştu Hüseyin.
Annesi Fatma iç çekti: “Geç kaldım seninle ilgilenmeye,” dedi. “Baban hep oğul hayal etti, benim başıma erkek gibi bir kız çıkardı.”
“Kendini koruyabildi ya!” diye seslendi Hüseyin mutfaktan.
“Anne, hiç üzülme,” dedi Ayşe, gülümseyerek. “Doğru adamı bulacağım… ya da kendime göre yetiştiririm!”




