— Anlamıyorum, neyin peşindesiniz! Yeşile dönmek lazım, beklemek değil! — arka koltuktaki yaşlı kadın, deri çantasını parmak uçlarıyla tıklatarak bağırdı.
— Üzgünüm, önümüzde bir araç duruyor, çarpamam — taksi şoförü sakin bir sesle, başını çevirmeden yanıtladı.
— Kızımla buluşmam var, acele ediyorum! Lütfen bir yol bulun! — kadın ısrar etti.
— Görüyorsunuz, tıkanıklık var. Sabırlı olalım — şoför geri görüş aynasından bakarak söyledi.
— Allah’ım, ne kabus! — kadın arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı. — Her şey bir bir ters gidiyor. Önce kavga, şimdi de gecikme…
Taksi, kalabalık bir caddenin içinde yavaşça ilerliyordu. Şoför, Hakan Yılmaz, yolcuyu aynada izliyordu. Altmış yaşlarını aşmış, açık gri bir takım elbiseyle, düzgün bir saç kesimiyle oturan kadın, çantasının fermuarını sinirle çekiyordu; alt dudağı hafifçe titriyordu.
— Bazen en önemli buluşmalar bir gecikmeyle gelir. Kader bize düşünmek için zaman tanır, — aniden Hakan sözünü sürdürdü.
Kadın şaşkın bir bakışla sürücünün başını döndü.
— Bu siz misiniz? — diye sordu.
— Evet, ben. Kavga ettiniz, belki bu tıkanıklık, kızınıza ne söyleyeceğinizi düşünmek için bir fırsattır — Hakan’ın sesi derin ve sakin oldu.
— Özür dilerim, tavsiye istemedim, — kadın keskin bir tavırla yanıtladı, ardından bir an için derin bir iç çekti. — Aslında… ne fark eder ki? Gerçekten kızımla tartıştım. O, bu ülkeden gitmek istiyor. Burada gelecek yok diyor. Ben ise yalnız kalacak gibi hissediyorum.
— Benim adım Hakan Yılmaz — kendini tanıttı sürücü. — Arabamda yolcular sık sık hayat hikayelerini paylaşır. Belki sizin de biraz hafiflemenize yardımcı olur.
Kadının adı Gülbahar Hanım olarak belirlendi. Gülbahar, çantasını kapatıp şöyle devam etti: — O, Brezilya’da daha iyi olacağını düşünüyor. Brezilya mı? Orada ne buldu? Ben burada torunlarıma kazak örerken, onlar hiç giymeyecekler.
Hakan bir ışıkta durdu, bir an düşündükten sonra yanıtladı:
— Benim de bir çocuğum var; on on yıl önce Kanada’ya gitti. Başta kabul etmedim.
— Nasıl başa çıktınız? — Gülbahar’da gerçek bir merak belirdi.
— İlk başta hiç; kırgınlıkla telefonlarını açmadım. Sonra anladım ki, zamanımı harcıyorum. Hayat kısa, kırgınlık taş taş taşımak gibi. Kendine zarar verir.
Taksi hareket etti, yavaşça trafiğe karıştı.
— Kolay söylüyorsunuz, — kadın iç çekti. — O, beni arar mı?
— Evet, haftada bir görüntülü konuşuruz. Torunlar beni “Büyük Dede” diye çağırır, geçen yıl onlara bir kez uçup gittim. İlk kez yurt dışına çıktım.
— Korkmadınız mı? Tek başına, yabancı bir ülkede?
— Korkarım, elbette. Ama oğlumun ve torunların mutlu bakışları tüm korkuları yutar. Dünya düşündüğünüz kadar büyük değil; mesafeler çoğunlukla kafamızda.
Gülbahar pencereden dışarı bakarken, Hakan bir soru sordu:
— Neden burada mutsuz olduğunu sormadınız mı?
— Sormadım, — Gülbahar sustu. — “Neden gitmek istiyor?” diye suçlayıcı bir tavır takınmadım.
Hakan direksiyonu çevirirken şöyle ekledi:
— Ben taksiye emekli olduktan sonra başladım. Üç yıl önce bir fabrikada mühendislik yaptım. Bu işte en çok gördüğüm şey, insanların dinlenilmek istemesidir; yargılanmadan, tavsiye beklemeden sadece dinlenmek.
— Bu kadar çok insanı dinliyorsunuz? — Gülbahar hafif bir ironiyle sordu.
— Belki de. Geçen ay bir genç, elinde yüzük kutusuyla gelmişti. Teklifini unutmuş, ben onu geri getirdik, kız arkadaşının “evet” demesini duydum.
Gülbahar gülümseyerek, “İlginç bir işiniz var Hakan Bey” dedi.
— İnsanların hikâyeleri ilginçtir — Hakan yanıtladı. — Sadece beş dakikada sizin bir anne olduğunuzu, yalnız kalmaktan korktuğunuzu anladım.
— Bunu nasıl söyleyebildiniz? — Gülbahar bir mendil çıkardı.
— Çünkü yalnız kalmak doğal bir korku. Çocukların mutluluğu ise daha da doğal. Onların mutluluğu bizim planımıza uymasa da, onları desteklemek gerekir.
Gülbahar gözlerinden bir damla süzüldü.
— Oğlunuzun Kanada’da gerçekten daha iyi olduğunu nasıl anladınız?
— Onun kararını kabul ettim. İlginç olan şu ki, ona geri dönmeye çalışmadıkça aramızdaki bağ güçlendi. Şimdi ne düşündüğünü, ben ne hissettiğimi biliyoruz.
Taksi bir ışıkta durdu, Hakan dönerek şöyle dedi:
— Gülbahar Hanım, dürüst olmak gerekirse, siz sadece kızınızı ikna etmeye çalışıyorsunuz, değil mi?
Kadın başını eğdi.
— Evet, evet. Bir konuşma hazırladım; “Aile bağları asla kopmaz” diye…
— Peki, ona sadece dinlemekle yetinseniz? Neden Brezilya? Oraya ne çekiyor? Belki bir aşk, belki bir iş fırsatı? — Hakan önerdi.
— Orada bir arkadaşım var, üniversite yıllarından… bir tasarımcı, oranın koşulları daha iyi diyor. — Gülbahar omuz silkti.
— O zaman birlikte Brezilya’yı araştırın. Onun kararına saygı duyduğunuzu gösterin. Belki bir ziyaret planlarsınız.
Kadın tereddüt etti.
— Uçmak beni korkutuyor, hiç dışarı çıkmadım




