Karınca yuvasında yaşayan küçük bir karınca vardı. En güçlü, en çevik ya da en zeki değildi; ama onu diğerlerinden ayıran tek özelliği, başkasının acısını görmezden gelemez oluşuydu.

Eskiden, Anadolu’nun bir köşesinde, Kadıköy çarşısının gölgesinde uzanan bir karınca yuvası vardı. Orada, Şebnem adında, ufak bir işçi karınca yaşardı. En güçlü, en çevik ya da en akıllı değildi; ama bir özelliği vardı ki, diğerlerinden onu ayırıyordu: başkasının acısını görmezden gelmezdi.

Bir karınca yorgun düşüp bir taneyi taşıyamazken, Şebnem el uzatır; bir diğeri tökezlediğinde, ona destek olur; yağmur tünelleri deldiğinde, ilk o yeniden inşa etmeye koyulur. Zamanla, yuva sakinleri ona alıştı: “Şebnem hep yanımızda.” Bir taneyle düşen bir karınca, “Şebnem kaldırır,” derdi; iş yetişmezse, “Şebnem tamamlar,” diye söylenirdi. Yorgunluk geldiğinde, “Omzuna omuz veririm,” diyerek yardım ederdi.

Fakat hiç kimse ona sormazdı: “Sen kendin yorgun mu kaldın, küçük Şebnem?” Günlerce yalnızca kendisi için değil, diğerlerinin yetiştiremediği her iş için çalışır, dinlenmezdi. Sessizce kendi kendine fısıldar, “Biraz daha dayan, en önemlisi başkalarının işini hafifletmek.”

Bir sabah bacakları titremeye, sırtı ağrımaya başladı; bir taneyi taşımak, her zamankinden daha ağır geldi. “Yuva nasıl ayakta kalır?” diye düşünürken, bir karınca ona yaklaştı: “Yardım et,” dedi; bir diğeri dişlerini sıkarak kabul etti; bir üçüncüsü, “Sen hep zaman bulursun,” diyerek yine reddetmedi.

Tam da o anda, Şebnem bir anda yere yığıldı; başkalarının dertlerinin ağırlığı altına çöktü. Yuvanın içinden geçen diğer karıncalar onu fark etmedi; “Kısa sürede kalkacak,” diye umutla beklediler. Günler geçti, tanecikler yuvarlanıp düştü, tüneller çökmeye başladı; omuzda hissettikleri destek ise kayboldu.

O zaman karınca yuvası, Şebnem’in aslında kimsenin tahmin edemediği kadar çok şey yaptığını anladı. Onu aradılar, bulamadılar. Yalnızca köyün kenarında, eski bir işçi karınca, yorgun bir nefesle, “O gitti. Çalışmasını takdir etmediler, varken,” dedi. Diğerleri öfkeyle, “Neden bir şey söylemedi?” diye bağırdı. Yaşlı karınca ise, “Hiç ona ‘Nasılsın?’ sordunuz mu?” diye yanıtladı.

Yuva bir an için sessizliğe büründü. Anladılar ki, yardımcısı her zaman yanlarındaydı, ama o da yardıma muhtaç olduğunda kimse onu görmedi.

Moral: Her topluluktaki birileri, diğerlerinden daha fazla yük taşır; sessizce “evet” der, sınırda bile omuz verir, karşılığında bir şey istemez. Ancak o kaybolduğunda, herkes o kadar kıymetli olduğunu fark eder. Soru şu: Onları zamanında fark edebilecek miyiz? Giderlerse geri dönecekler mi?

Eğer hayatınızda böyle bir Şebnem varsa, susmayın. Bugün sor: “Bir şey zor mu? Nasıl yardımcı olabilirim?” Çünkü bazen tek bir soru, her şeyi değiştirebilir.

**Hatırlanacaklar:**

– Sessiz çalışanlar, çoğu zaman en çok işi yapar; övgülerini nadiren duyarlar, ama temeli onlar oluşturur.
– Duygusal tükeniş gizlice gelir; daima fazladan yük taşıyan kişi, bir gün yere serilir.
– Teşekkür, bir yakıttır; basit bir “teşekkür ederim” bile dayanma gücünü artırır.
– En çok yük, reddetmeyi bilmeyenlerin omuzlarına biner; bu da “her zaman evet” rolünü doğurur.
– Topluluk, yük eşit dağıtıldığında güçlü olur; bir kişi çok çekerse, er ya da geç yıkılır.
– “Nasılsın?” sorusu, terapi gibi etki eder; senin değerli olduğunu gösterir.
– Yardım bir hediye, sözleşme değildir; saygı görmeyi hak eder.
– Eğer yanınızda bir Şebnem varsa, ona gördüğünüzü hissettirin; yoksa bir sabah, sessizce kaybolmuş bir destekle uyanabilirsiniz.

Rate article
Lifequest
Karınca yuvasında yaşayan küçük bir karınca vardı. En güçlü, en çevik ya da en zeki değildi; ama onu diğerlerinden ayıran tek özelliği, başkasının acısını görmezden gelemez oluşuydu.