Temizlikçi kadının eski okul arkadaşı, onun fizik dersinde yardım ettiği yeni şirket müdürü olarak tam da beklenmedik bir anda ortaya çıktı

— Anne, ayakkabılarım tamamen delindi! — Mehmet kapının eşiğinde, T‑şörtünün kenarını çekiştiren bir şekilde duruyordu.

— Ne demek delindi? Onları iki ay önce almıştık!

Fatma neredeyse mendili yere düşürecekti. Tanrı, şu anda en çok ihtiyacı olan şey buydu; maaş gününe bir hafta kala cüzdanı bir kuruş bile yoktu.

— Başka bir çift yok, — çocuğu somurtarak ekledi. — Her gün giyiyorum.

— Yine futbol mu oynuyorsun? — Fatma sakin bir sesle söylemeye çalıştı, ama içi kaynıyordu.

Mehmet burnunu kıstı ve gözlerini başka yere çevirdi. Selin, küçük kız kardeş, her zaman erkek kardeşini korur, araya girdi:

— Anne, neyin var? Bütün çocuklar futbol oynar! Bizimkinin oturup beklemesi mi lazım?

Fatma bir tabureye oturdu, omuzları çökük. Kızı, eğer bilseydi ne kadar gözyaşı dökmek istediğimi…

— Her şeyi anlıyorum, canım. Ama beni de anlamalısın: fabrika kapandı, baba… — bir an duraksadı — baba nafakayı kesti. Yeni bir çift ayakkabı için nereden para bulabilirim?

— Bize ne? — Mehmet çığlık attı. — Bizi böyle bir acı içinde bırakacak bir şey yapmadın!

Kapıyı çarparak dışarı fırladı. Fatma hâlâ oturmuş, gözleri boşluğa bakıyordu. Geceleri çocuklar uyurken gözyaşı dökebilirdi; ama şimdi vakit yoktu. Birkaç saat içinde işe gitmesi gerekiyordu.

On yıldır fabrikada çalışıyordu, hatta ekip lideriydi. Birdenbire— bam! — bütün şey bitti. Fabrika kapandı. Geçici olmasını umdukları hâlâ olmadı. Birisi işletmeyi satın almış, çalışanları çoğu dışarıdan otobüsle gece getiren yabancılar oldu.

Rıza da fabrika ile bağlantılıydı. Kapandıktan sonra taksi sürmeye başlamış, sonra bir akşam hatırladı:

— Fatma, zamanlar çok zor… Hayat, kendini mezarın içine gömmek gibi.

O an gülmüş, şaka yaptığını sanmıştı. Birlikte başka bir şehirde yeni bir hayat kurmayı teklif etti. Ama Rıza ciddiydi:

— Tek başıma gideceğim. Artık dayanamayacağım, aklımı kaybedeceğim.

— Çocuklar ne olacak? — seslenmişti Fatma.

— Ne yapabilirim? Beni bir piç olarak göstersen de, gidiyorum. Kararımı verdim.

Ve ortadan kayboldu. O an gerçek korku dalgası Fatma’yı sardı. Mehmet okula gidiyordu, Selin hâlâ küçüktü… Gıda ve faturalar bile bir para gerektiriyordu. Şehirde iş bulmak zordu; temizlikçi olmak için bile sıra vardı, yarı yarıya yüksek öğrenim görmüşlerdi.

İki gün boyunca şehri dolaştı: önce iyi maaş vaat eden, sonra bir şeyler ödeyen, sonunda hiç ödeme yapacaklarını bile bilmeyen şirketler. Şimdi maaşını Kıyamet Günü kadar bekleyen bir sürü firma vardı.

Bir mucizeyle temizlikçi olarak bir ofiste işe alındı. Ofisler artık çoğalmış, kağıtları karıştırıp ne yaptıklarını bile kimse anlamaz olmuştu. Ücret gülünç derecede azdı ama en azından bir şeydi. Et artık alınamaz, yağ lüks hâline gelmişti; ama hayatta kalmak mümkün oluyordu. Ayakkabı ya da kıyafet gerektiğinde ise “ödünç alıp geri ödeme” döngüsü başladı.

Altın kolyesini, evlilik yüzüğünü satmıştı; artık değerli bir şey kalmamıştı.

— Mehmet! Selin! Ben gidiyorum! — diye bağırdı Fatma.

Odada belirsiz bir mırıltı yükseldi. Kimse vedalaşmaya gelmedi. Çocuklarını şımartmıştı… Ama ne bekleyebilirdi ki? Diğer çocuklar yeni şeyler gösterirken, bizimki elindekini giyiyordu.

Evden ağır bir kalple çıktı. Yolda Rıza’yı düşündü. Onun ardından boşanma davası açmış, nafaka talep etmişti; ama bir fayda yoktu— bir yıl içinde bir kuruş bile almadı. Ya da çalışmıyordu ya da saklanıyordu.

Rıza’yı büyük bir aşkla sevmiş değildi; sadece zamanın geldiğini düşünmüşlerdi. Fabrikada çalışıyordu, içki içmez, düzgün bir adamdı. Kısa bir tanışma sonrası, “Fatma, neden uzatıyorsun? Birbirimize uygunuz.” demişti. İkisi de evde kalmayı, gürültülü ortamlardan kaçınmayı severdi. Kim tahmin edebilirdi ki bu kadar çarpıcı bir son gelecek?

Ofiste bir şeylerin ters gittiği hemen anlaşıldı. Kızlar fısıldıyordu, kimse çalışmıyordu.

— Neden bu kadar suratlısınız? — diye sordu Fatma.

— Fatma, duymadın mı? Büyük bir anlaşma hazırlanıyordu, ama şimdi her şey dağılmış gibi.

— Gerçekten mi?

— Bilgiler doğrulandı. Eğer söylendiği gibi kötü ise, Şef Ali Çelik kovulacak. O da bizle birlikte işsiz kalacak. O aptal değil, sorumluluğu üstlenmeyecek.

Fatma bacaklarının titrediğini hissetti. “Tam da avans isteyecektim…” diye düşündü.

— Neden? — şaşırdı Ayşe.

— Mehmet’e ayakkabı lazım. Avans isteyeceğim.

— Zaman pek uygun değil… Ama dene. En azından neyin ne olduğunu göreceksin.

Düşüncelerini topladı, yöneticinin odasına çaldı.

— İçeri girebilir miyim?

Ahmet Yılmaz, Fatma’yı görüp “git” demek yerine elini sallayarak içeri almıştı:

— Buyur.

HR’dan duyduğu: “kocası gitti, iki çocuğu aç,” diye bir şey aklında çalkalanıyordu.

— Merhaba, Ahmet Yılmaz. Sizinle konuşmak istiyorum…

— Otur, — gülümsemeye çalıştı.

— Teşekkür ederim, ama ayakta kalmayı tercih ederim. Oğlumun ayakkabısı tamamen delindi, okula gidecek bir çift ayakkabısı yok…

Yönetici dikkatle baktı, bir anda tatminle gülümsedi:

— Otur da, sana bir şey söyleyeceğim.

Sözcükleri seçti; para sadece ayakkabı için değil, başka şeyler için de gerekiyordu. Eğer anlaşmanın başarısızlığı onun hatası değilse, sahibi sessiz kalacaktı. Ama eğer kovulursa, bir denetim başlayacak ve sahte evraklar ortaya çıkacaktı. Tek çıkış yolu, baş muhasebeciyi suçlamak olacaktı. İkisi birlikte planı hazırlamıştı; ama baş muhasebeci değişiklikler yapmış, “çılgın saçmalık” demişti. Şimdi gerçek an gelmişti.

— Ne yapmamız lazım? — sordu Fatma.

— Korkma, — Ahmet Yılmaz uyardı. — Bu miktar için görev… çok temiz olmayacak.

Fatma ellerinin terlediğini hissetti. Yönetici karışıklığını fark edip bir kağıda rakam yazdı. Bu miktar hayatlarını değiştirecek, borçları ödeyecek, çocukları giydirecek, hatta tamirat yapabilecek bir para idi.

— Tam olarak ne yapacağız? — neredeyse fısıldadı.

— Baş muhasebecinin dosyasındaki evrakları değiştir. Eski olanları getir, benimkileri yerine koy.

— O… acı çekecek mi?

— İşini kaybedecek, ama bu seviyede bir deneyimle bir hafta içinde başka bir iş bulur. Çok endişelenme. Ben iyi bir ücret vereceğim. Akşam düşün, iki gün içinde şef gelecek, her şey hazır olmalı. Kimseye söyleme.

Fatma mekanik bir şekilde kalkıp çıktı. İş arkadaşları hemen sordu:

— Ne oldu? Avans verdi mi?

İlk başta başını salladı, sonra elleriyle işaret etti ve küçük odasına gitti.

Tanrı’ya ne yapmalı? İlk içgüdüsü “asla!” diyordu; ama reddederse bir başkası kabul eder, para alır ve sadece onay verir miydi? Çocukları vardı…

Kapı çaldı.

— Evet?

Emine Şahin, baş muhasebeci, içeri girdi.

— Merhaba, Fatma. Ahmet Yılmaz çıktı, seninle konuşmak istedim.

Fatma aniden ayağa kalktı:

— İyi ki geldin!

Ve gözyaşları içinde ağlamaya başladı.

— Bunu tahmin ediyordum. Beni suçlu yapacak mı?

Kısa bir sohbetin ardından Emine bir zarf verdi:

— İçinde biraz var, ayakkabı için yeterli. Başka bir şey yok elimde.

— Teşekkür ederim… — Fatma hıçkırarak fısıldadı.

— Akşama kadar reddetme.

Eve döndüğünde çocukları onu karşıladı. Mehmet ilk dedi:

— Anne, özür dilerim. Sadece…

— Sorun değil, oğlum. Al, işte ayakkabı için para. Bugün misafirimiz var, pastayı aldım, temizlikte yardım eder misin?

— Tabii anne!

Fatma, Ahmet Yılmaz’a yardım ettiği için düşünmemeye çalıştı; ama Emine Şahin ona zorla vermişti. Yönetici odasındaki para çantada hâlâ duruyordu, bir türlü eline geçmemişti.

Akşam olduğunda Emine bir başkasıyla birlikte tekrar geldi. Fatma, büyük patronu ilk kez görüyordu. Kapı açıldığında:

— Veli? Özür dilerim… İbrahim…

Adam kapıda titredi:

— Fatma? Olmaz!

İkisi aynı sınıfta okumuştu. Fatma meslek yüksekokuluna gitmiş, anne babasını kaybetmiş, bir şekilde hayatta kalmaya çalışmıştı; Veli ise okulu bitirip bir yıl sonra ailesiyle köyden taşınmıştı.

Çocukluk arkadaşlarıydı ama dünyaları çok farklıydı.

Gece geç saatlerde, çocuklar uyurken Emine ayağa kalktı:

— Gitmem lazım. Konuşacak çok şeyin var.

İbrahim ona baktı:

— Teşekkürler, Emine. Bir hafta içinde her şeyi hallederim.

Mutfakta yalnız kaldılar, sessiz.

— Fatma, söyle bana — sonunda Veli sordu. — Fizik dersinde bana açıklama yapan kız nasıl temizlikçi oldu?

Fatma içini çektikten sonra başladı: meslek yüksekokulu, fabrika, evlilik…

— Hemen fabrikaya girdin mi? Ve hemen evlendin mi?

— Seçenekler sınırlıydı. Sadece huzur istedim. Hatırlıyorsun da, aile… her gün içki ya da kavga…

Veli parmaklarını masaya vurdu:

— Hatırlıyorum. Bak Fatma, tekrar okula dönmelisin.

— Yaşım geçti mi?

— Herkes okur! Ben de. Tartışma. Maddi destek sağlayacağım. Yardım edeceğim — yeni boşandım. Sonra şirkete geri dönersin. Temizlikçi değil, yöneticilik yaparsın.

— Veli, ben…

— Hatırlıyor musun, ben de aynı şeyi söylemiştim mi?

Fatma gözyaşları içinde gülümseyerek:

— Hatırlıyorum. Bir kitapla sana “bir daha söyleme” demiştim!

— Aynen! Şimdi duymak istemiyorum. Eski eşinin bilgilerini ver. Çocuklara bir şey borçlu.

Üç yıl geçti. Fatma Valentinovna işin başına geçti. Veli çoktan ona uzun yıllar önce bir şans sunmuştu; ama o, okulu bitirene kadar bekledi, hızlandırılmış programla mezun oldu. Şimdi tanıyamazdınız; duruşu, tarzı, tavırları tamamen değişmişti. Güçlü, kendine güvenen, sevilen bir kadın olmuştu. Bir okulda fizik sorusu, bir gün tüm hayatının başlangıcı olacağını kim bilebilirdi?

Rate article
Lifequest
Temizlikçi kadının eski okul arkadaşı, onun fizik dersinde yardım ettiği yeni şirket müdürü olarak tam da beklenmedik bir anda ortaya çıktı