Sevgilimle, iki gün önce öldüğünü bilmeden yattım—Şimdi onun hayaletinin çocuğuna hamileyim

Şebnem Yıldız, sevgilisi Baran Aydın’ı iki gün önce ölmüş olduğunu bilmeden onunla uyumuş; şimdi de onun hayaletinin çocuğuna hamile kalmıştı.
Jür etti ki gördüm. Dokundum. Öptüm. Hissettim. Nefesi sıcak, dudakları nane gibi—her zamanki gibi. Üzerinde, onu her zaman çok büyük bulduğu gri eşofman ceket vardı; “tatlı bir zorba” gibi görünüyordu. Gerçekti. Bütün gece bana sarıldı. Kulağıma “seni seviyorum” diye fısıldadı. 2025’te evleneceğimizi söyledi. Her saniyesini hatırlıyorum. Parmaklarını koluma sürükleyişini, ağladığımda gözyaşlarını ne kadar aynı andaşını, beni öyle bir tutkusuyla sevdi ki ruhum ikiye bölünecek sandım. Ve sonra… kayboldu.

Uyanınca yalnızdım, ama korkmuyordum. Koşuya çıkmış olmalıydım, bazen yaptığı gibi. Parfümü hâlâ çarşafların içinde süzülüyordu. Dokunduğu yer hâlâ yanıyordu. Bir şeyler eksikti.

Telefon ettim.
Tekrar ettim.
Bir kez daha.

Sonra en yakın arkadaşım, Elif Kaya, soluk bir yüzle odama girdi. Neden ağladığını anlayamadım.

—Şebnem… —fısıldadı—. Bilmiyor muydın?

Gülerek cevap verdim: —Ne bilmeyi?

—Baran öldü.

Göz kırptım: —Nasıl öldü?

Daha yüksek sesle ağladı: —İki gün önce, araba kazası, fırtına gecesi.

Hayır. Hayır. Hayır.

Bağırdım. Onu ittiğimde, bu sözlerin acımasız olduğunu, komik olmadığını söyledim. Baran’ın bir gün önce gönderdiği mesajı, “Yanına geliyorum. Bedenini yanımda hissetmek istiyorum.” sesli notunu gösterdim. Elif, titreyerek telefonu inceledi.

—Şebnem… o gönderemezdi; morgdaydı.

Dünya eğildi. Dizlerim çöktü. Banyoya koşup, hâlâ nemli havlusunu, yere düşmüş kapüşonlu eşofmanını, boynumdaki ısırık izini aldım.

Baran buradaydı. Olmalıydı. Gerçek şu ki… Baran dün defnedildi.

Ve bir şekilde dün gece onunla seviştim.

Günler geçti. Geceler dayanılmaz hâle geldi. Uyuyamıyordum. Gözlerimi kapattıkça onu gördüm; bazen yatağımın kenarında, bazen kulağıma fısıldayan bir rüzgar gibi. Bir gece sesi duydum: “Ağlama, aşkım. Yanındayım.” Kayıt etmeye çalıştım, sadece uğultu ve korkmuş nefesim çıkıyordu.

Sonra… regl gelmedi. İki kez. Stres, yas, travma sandım. Beşinci kez kustum bir günde. Test yaptırdım.

İki çizgi.

Pozitif.

Yere yıktım. Tek birlikte olduğum kişi Baran’dı. Ama o ölmüştü. Çürüyen, toprağın altında. Yine de bir şey içimde büyüyor. Gece işe bir tekme atıyor. Işıklar söndüğünde derimde parlıyor.

Ve ağladığımda, “Yalnız değilsin. Çocuğumuz geliyor.” diye gölgelerden fısıldadığını duyuyorum.

Bölüm 2

Uykumda kaybolduğumu hatırlamıyorum. Sadece kendimi küvetin içinde, hamilelik testini hâlâ sımsıkı tutarken buldum; o iki pembe çizgi aklıma alaycı bir gülümseme gibi bakıyordu. Günlerdir kimseyle konuşmamıştım; Elif bile. Telefonum düzinelerce kez çaldı, adı ekranda ışıldıyordı; ama aramaları görmezden geldim.

Nasıl açıklayacaktım ki, toprakta yatan bir adamın çocuğunu beklediğimi? Kim bana inanacaktı? Kendime bile tam olarak inanamıyordum. O gece geldi.

Uykudan yeni çıkmışken, içimden bir şey midemi itiyordu. Normal bir tekme değildi; akıllı, kasıtlı bir dürtüydü, sanki dikkatimi çekmek istiyordu. Hızla oturdum, nefes nefese kalbim göğsümde çarpıyordu, ellerim karnımda. Tekrar duyduğum ses Baran’ınkıydı, kafamda yankılanıyordu.

—Korkma, aşkım. Seni seçtim.

Bağırıp koştum yataktan dışarı. Aynanın karşısında göğsümü kaldırdım, tişörtümü çıkardım. Deri altımdan hafif bir mavi ışık titredi; bir an parladı, sonra yok oldu. Bacaklarım eridi, yere çöktüm, gözyaşları içinde.

Ertesi gün hastaneye gittim. Doktora Baran’ın beni ziyaret ettikten sonra hamile kaldığımı söyledim. Tarihleri, hâlâ kalan belirtileri uydurdum.

—Garip rüyalar. Parlayan deri. Görünmeyen bir ses.

Doktorun ifadesi endişeden meraklı bir şüpheye dönüştü.

—Birkaç test yapalım. Stres, hamilelik hormonları zihni çok etkileyebilir.

Stetoskopu karnıma bastırdı. Yüzü dondu.

—Kalp atışını duyamıyorum, ama bir şey hareket ediyor.

Bir ultrason istedi. Soğuk metal tabla üzerinde yattığımda teknisyen solgunlaştı, tarayıcıyı ayarladı, bir şey söylemedi.

—Bir fetüs var —fısıldadı—. Ama… parlıyor.

Sonuçları beklemeden hastaneden çıktım. O gece başka bir rüya gördüm. Baran eski buluşma yerimizde, göl kenarında duruyordu, rüzgar kapüşonlu ceketini dalgalandır.

—Çocuğumuz diğerleri gibi değil —dedi, rüzgardan daha hafif bir sesle—. O benim, ve bir şey daha.

—Ne demek istiyorsun?— diye sordum.

Sadece hüzünle gülümsedi. —Yakında anlayacaksın. Ama onu korumalısın.

Uyandığımda perdeler tamamen açıktı; tüm kapıları kilitlemiştim. Baran’ın rüyada giydiği ceket, yatağımın kenarına özenle katlanmıştı. Dokundum; hâlâ sıcaktı.

O an anladım; içimde büyüyen şey gerçekti. Onundu ve beni değiştiriyordu.

Ertesi gün Elif’i aradım. Yardıma ihtiyacım vardı. Koşarak geldi, sıkıca sardı, her şeyi anlatıp karın üstündeki parlayan noktayı gösterdim. Rüyaları, sesleri, bebeği…

Kahkaha atmadı. Bağırmadı.

—Seni bir yere götürmem gerekiyor—dedim fısıldayarak.

Beni, büyükannesinin kilisesinin arkasındaki eski bir evin kapısını açtı. İçeride, gri örgülü uzun saçlı, soluk gözlü bir yaşlı kadın oturuyordu. Bir kez bakıp, şu sözleri söyledi:

—İlk sen değilsin. Ama son sen olacaksın.

Ne demek istediğini sordum; cevabı beni kemiğime kadar soğuttu.

—Karnında bağlanmış bir ruhun çocuğu taşıyorsun. Bu bebek bir nimet… aynı zamanda bir uyarı. Babası geri dönmemeliydi. Şimdi kapı açıldı ve diğerleri geçiyor.

—Onlar mı alacak?— diye sordum.

—Seni alacak.

Birden ışıklar titredi, pencerelerden soğuk bir rüzgar esti. Ve gölgelerden yine Baran’ın sesi duyuldu:

—Koş.

Bölüm 3

Oda bir anda buz gibi soğudu. Yaşlı kadının gözleri korkuyla açıldı, duvarlarda garip pençeler gibi uzanan gölgeler belirdi.

—O burada —fasıldı, bir haç kolyesi tutarak.

Elif beni onun arkasına itti. Korkum Baran’dan değil, artık diğerlerinden geliyordu. Kadının bahsettiği “diğerler” Baran’ın kuralları çiğneyen varlıklardı.

Kıvrılmış bir daire çizdi, içinde durmamı istedi.

—Ne olursa olsun, buradan çıkma. Anlıyor musun? —uyardı—. Artık bir köprüsün; yaşam ve ölüm arasında. Köprüler her iki yönde de geçilir.

Dairenin içine girdim. Karınmda aynı rahatsız edici ışık yanıyordu. Bebek, önceki zamandan daha güçlü tekme atıyordu.

Sesler yükseldi; yüzlerce, belki binlerce fısıltı, çığlık, inlem, kahkaha… Hepsi karanlıktan geliyordu.

—Baran, lütfen— diye fısıldadım—. Ne oluyor?

Karşımdaki görüntü değişti. Gözleri boş, acı ve korku doluydu.

—Üzgünüm—diye başladı—. Seni bu işe sürüklemek istemedim. Sadece… sana bir gece daha, bir an daha istedim. Kapıyı açtığımı bilmiyordum.

Yüzümdeki gözyaşları akarken, ona sordum:

—Neden ben? Neden bebek?

Gözlerini karnıma, sonra bana dikti.

—Aşkımız ölümden daha güçlüydü. Böyle bir aşk… kuralları yıkar.

Aniden gölgelerden çıkmış, yarı yüzlü, yanıp tutuşan gözlü bir canavar belirdi, gülerek bize bakıyordu. Baran araya girdi.

—Onu alamazsın!— diye bağırdı—. Çocuğumuz senin değil!

Canavar kahkaha attı.

—Kuralı çiğnedin, ruh. Yaşayanları dokundun. Şimdi biz ziyafet çekeceğiz.

Oda sarsıldı. Yaşlı kadın yabancı bir dilde şarkı söylemeye başladı. Elif elimi sımsıkı tuttu, gözyaşları içinde bağırdı.

—Şebnem! Daireden çıkma!

Ben bağırırken canavar bana atıldı. Baran havada ona çarptı. Yaşlı kadın bağırdı:

—ŞİMDİ! Seç, kızım! Hayat ya da aşk?

Baran kan içinde, yok olurken bana döndü.

—Beni bırak, aşkım. Çocuğumuz için, senin için.

Başımı sarsarak hayır dedim.

—Bırakamazsın! Onları alacaklar!

Baran’ın sesi bir kez daha yankılandı:

—Beni bir daha kaybetmedin. Şimdi ben onun içinde, senin içinde yaşıyorum.

Işıklar patladı. Zemin çatladı. Gölgeler uludu. Kalbimin derin bir çığlığıyla ismini haykırıp veda ettim.

O an… gülümsedi ve kayboldu.

Karanlık geri çekildi. Canavar çığlık atıp duman haline dönüştü. Sessizlik çöktü.

Yere yığıldım. Daire sönmüş, karın içindeki çocuğun tek bir tekme attı, sonra bir diğeri. Ve dinlendi.

Dokuz ay sonra bir erkek çocuğu doğurdum. Diğerleri gibi ağlamıyordu; gözlerine bakıp sessizce, sanki her şeyi biliyormuş gibi duruyordu. Derisi karanlıkta hafifçe parlıyordu. Geceleri ona ninniler söylerken, ikinci bir sesin benimle uyumlandığını duyduğuma yemin ederim; o, Baran’ın sesi.

Oğlumuzu “Baranlı” adlandırdım; “Baran’ın Allah’a ait olduğu” manasında. Çünkü o benim gerçek çocuğum değildi.

Fakat geçişten önce bana son bir hediye bıraktı.

Bir parça kendisinden… hiçbir gölgenin çalamayacağı bir parça.

Rate article
Lifequest
Sevgilimle, iki gün önce öldüğünü bilmeden yattım—Şimdi onun hayaletinin çocuğuna hamileyim