Bogdan’ın Kiraladığı Araba ile Hastaneden Çıkan Eşini, Komşusuyla Birlikte Eve Taşıdılar: “Her Şey Güzel Olacak, Sevgilim. Sadece Yaşayıp Benimle Sohbet Et. Sadece Yaşayın. Her Şeyi Hallederim. Beni Terketme, Gökyüzüm!

Mehmet, karısını hastaneden çıkardıktan sonra komşusunun arabasını kiralayıp evlerine getirdi. “Her şey güzel olacak,” diye teselli etti karısını, “Sen sadece hayatta kal, otur konuş bana. Ben her şeyi hallederim. Beni bırakma, canım güvercim…”

Aylin, otuz beş yaşında iken kadın mutluluğunu tatmayacağını düşünüyordu; ama kader başka bir yol çizmeye karar verdi. İkisi de kırk yaşına yaklaşmışken yolları kesişti. Mehmet, üç yıldır dul, Aylin ise hiç evlenmemiş ama bir oğlu vardı. Köydeki herkes “kız çocuğu doğdu, bir çocuğu dağ gibi taşıdı” derdi. Gençliğinde yakışıklı, esmer bir genç olan Kemal ile ilişki yaşamıştı; evlenmek vaadiyle Aylin’i büyülemişti. Ancak Kemal, şehrin evli bir adamıymış; gerçeği öğrendiğinde, Kemal’in yasal eşi Aylin’e gidip “Bir ailenin ekibini dağıtmaya kalkma” demişti. Aylin, o an çaresizce vazgeçti, ama çocuğunu terk etmedi.

Böylece Aylin Emre’yi dünyaya getirdi. Emre, onun tek tesellisi, neşesi oldu. Okuldan mezun olduktan sonra ekonomi fakültesine girdi. Mehmet, sık sık Aylin’in yanına gelir, evlenmeyi teklif ederdi; Aylin ise hâlâ kararsızdı ama Mehmet’i seviyordu. Bir akşam Emre, annesine dönerek “Anne, ben artık evde kalmayacağım. Amcam Mehmet güvenilir bir adam. Sadece seni kırmasın. Benim tek isteğim senin mutlu olman,” dedi. Mehmet’in oğlu da aynı fikri paylaştı.

Bu sözlerin ardından çift, küçük bir törenle resmi nikahını kıstı. Aylin köy kütüphanesinde çalışırken, Mehmet tarım mühendisliği görevinde toprağı işliyordu. Birlikte ev işlerini yürütür, hayvanları besler, bahçeyi ekimlerdi. Birbirlerine sevgi ve saygı duyuyorlardı; fakat Tanrı onlara ortak bir çocuk vermemişti.

İki oğulları evlendi, torunları dünyaya gelince, her bayramda çocuğa, toruna taze yumurta, yoğurt, tereyağı, domuz eti ve tavuk etinden ikramlar hazırlanırdı. Bayramlar köyde büyük bir misafir topluluğu çeker, Mehmet ve Aylin masada oturup neşeyle lokma lokma yerlerdi; yanlarındaki şenlikten mutluluktan mutluluk duyar, “Böyle dostlukla yaşamak şeref” derlerdi.

Geceleri, yaşlı çift uykuya dalarken, içlerinden biri “Şimdi gitse de, yalnız kalmayacak mıyım?” diye fısıldar, bir anlık hüzünle hayatı gözden geçirirlerdi.

Yıllar su gibi akıp gitti. Bir sabah Aylin çorba kaynatarak mutfağa girdi, birden yere yığıldı. Komşuların yardımıyla ambulans çağrıldı; doktorlar Aylin’e felç teşhisi koydu. Tüm organları çalışıyordu, sadece bir şey eksikti: yürümek. Emre ve eşi sık sık annesini ziyaret edip ilaç için para gönderir, sonrasında da evlerine dönerlerdi.

Mehmet, komşusunun arabasını kiralayıp Aylin’i hastaneden çıkarır, evine taşıdı. “Her şey düzelecek,” diyerek onu koltukta oturtup, “Sen sadece yaşa, ben her şeyi hallederim,” diye yineledi. Aylin ayakta duramaz olmuştu; ama hâlâ mutfağa yardım eder, patates, havuç doğrar, fasulye ayırır, ekmek de pişirirdi. Akşamları ikisi, kışın soğuğu yaklaştığında, “Karlar yağmadan önce bir şeyler toparlamamız lazım,” der, “Belki çocuklar bizi kışa gönderir, biz de baharda onlara yardımcı oluruz,” diye tasavvur ederlerdi.

Bir hafta sonu Emre ve eşi, genç gelin Elif, evi gezip bir şaka gibi şöyle dedi: “Siz iki güvercin, bir sonraki hafta buradan ayrılacaksınız. Annemi alacağız, odasını hazırlayıp gelecek.” Mehmet, “Ben neyin içinde kayboluyorum? Biz hiç ayrılmadık; çocuklar, nasıl?” diye mırıldandı. Elif, “O zaman çocuklar da sizi alacak, birlikte gidince kimse sizi yalnız bırakmaz,” dedi.

Emre ve Elif evlerine döndükten sonra Mehmet ve Aylin hüzünle oturdu, geleceklerini düşünürken, her ikisi de uyanmak istemeyip bir daha uyanmamayı diledi.

Ertesi hafta sonu iki evlat da geldi, eşyaları toplamaya başladı. Mehmet, Aylse’nin yatağının yanına oturdu, gençlik günlerini hatırlayıp gözyaşlarına boğuldu. “Affet Aylin, her şey böyle oldu… Çocukları yetiştirmekte eksik kaldık. Bizi gereksiz kedicik gibi ayırdılar. Özür dilerim, seni seviyorum,” diye fısıldadı. Aylin elini uzatmaya çalıştı ama gücü kalmamıştı. Mehmet gözyaşlarını bir mendille sildi, arabasına binip gözyaşlarını silmeye devam edemedi.

O sırada Emre, eşi ve komşu, Aylin’i dikkatlice bir battaniyeye sardı, onu evden dışarı doğru ittiler; hastalığın kendisi bunu bir sembol gibi düşündü. Aylin direnmedi, Mehmet gittiğinde bir daha geri dönmedi; sadece akşam çalan saatlerin gelmesini bekledi.

Bir hafta geçti. Güzel bir sonbahar günü, Çekirge Bayramı’nda, Aylin ve Mehmet’in hayali gerçekleşti; iki sevgili, başka bir diyarda, yeniden buluştu.

Rate article
Lifequest
Bogdan’ın Kiraladığı Araba ile Hastaneden Çıkan Eşini, Komşusuyla Birlikte Eve Taşıdılar: “Her Şey Güzel Olacak, Sevgilim. Sadece Yaşayıp Benimle Sohbet Et. Sadece Yaşayın. Her Şeyi Hallederim. Beni Terketme, Gökyüzüm!