Zengin bir iş adamı arabasını karda durdurdu. Üstü başı perişan çocuğun taşıdığı şey onu donduracak cinstendi…

Bugün karlar İstanbul’u beyaza bürümüş, park sessizliğe gömülmüştü. Ağaçlar, soğuğa meydan okur gibi dimdik duruyordu. Salınlar rüzgârla hafifçe sallanıyordu ama oynayacak çocuk yoktu. Sanki park kaderine terk edilmişti. Karların arasından küçük bir çocuk belirdi. Yedi yaşında bile olamazdı. İnce ve yırtık montuyla karları yarıyordu. Ayakkabıları delik deşik, içi su doluydu. Ama soğuk onu durmuyordu. Kollarında, eski pürüzlü battaniyelere sıkıca sarılı üç minik bebek taşıyordu.

Ahmet’in yüzü dondurucu rüzgârdan kıpkırmızı olmuştu. Bebekleri taşımaktan kolları ağrıyordu. Adımları yavaş ve ağırdı, ama durmayacaktı. Bebekleri göğsüne bastırıyor, yine de sıcak tutmaya çalışıyordu. “Sıcak Tutmayla Barış” programına hoş geldiniz! Bugün İzmir’den bizi izleyen Ayşe’ye selam olsun. Bu harika topluluğunuz parçası olduğunuz için teşekkürler. Eğer bizden bir selam almak isterseniz, lütfen bu videoyu beğenin, kanalımızı takip edin ve yeni yorumlarda bize nereden izlediğinizi yazın. Üçüzler çok küçüktü.

Yüzleri solgundu, dudakları morbine dönüyordu. Biri zayıf bir şeyler mırıldandı. Ahmet eğilip, “Merak etmeyin, ben yokken korkmayın,” diye fısıldadı. Etrafındaki dünya hızla akıyordu.

Araba korneleri, aceleyle evlerine giden insanlar… Ama kimse onu fark etmedi. Kimse karların içinde üç canı kurtarmaya çalışan bu çocuğu görmedi. Karlar yoğunlaştı. Soğuk iyice kemiriyordu. Bacakları her adımda titriyordu ama yürümeye devam etti. Çok yorulmuştu. Ama durmayacaktı. Bir söz vermişti.

Kimsenin umrunda olmasa bile o onları koruyacaktı. Fakat küçük bedeni dayanamıyordu. Dizlerinin bağı çözüldü ve yavaşça karlara yığıldı, üçüzler hâlâ sıkıca kollarındaydı. Gözlerini kapattı. Dünya beyaz bir sessizliğe gömüldü.

Ve orada, karların altında, dört küçük ruh… İnsanların fark etmesini bekliyorlardı. Ahmet gözlerini yavaşça açtı. Soğuk, tenini kemiriyordu. Kirpiklerine kar taneleri konuyordu ama umursamadı. Aklında tek bir şey vardı: kollarındaki üç bebek.

Kıvrandı ve tekrar ayağa kalkmaya çalıştı. Bacakları titriyordu. Kolları, uyuşmuş ve yorgun, bebekleri daha sıkı kavramak için çabalıyordu. Ama bırakmayacaktı. Tüm gücüyle doğruldu. Bir adım, sonra bir adım daha.

Bacaklarının yere çökebileceği hissiyle ilerledi. Zemin buz gibiydi. Eğer düşerse bebekler zarar görebilirdi. Buna izin veremezdi. Onların buzluk zemine değmesine asla razı olmazdı. Rüzgâr, ince montunu delmeye çalışıyordu.

Her adım bir öncekinden daha zordu. Ayakları karla ıslanmıştı. Elleri titriyordu. Kalbi, göğsünde çırpınıyordu. Eğilip bebeklere, “Dayanın, lütfen dayanın,” diye fısıldadı. Bebekler zayıf sesler çıkardı, ama hâlâ hayattılar.

Rate article
Lifequest
Zengin bir iş adamı arabasını karda durdurdu. Üstü başı perişan çocuğun taşıdığı şey onu donduracak cinstendi…