Kadın, Yeni Doğan Torununu Yabancılara Verdi. İşte Sonrasında Yaşananlar

**Günlük**

Kadın, yeni doğan torununu yabancılara verdi. İşte bundan ne çıktı?

O evi rüyalarında görmüştü ve ona benzeyen bir kadını… Küçükken hasta olduğunda böyle rüyalar görürdü, ağlardı. Çünkü o kadının yüzü yoktu, sadece gözleri birer ışık gibi parlardı. Korkardı ondan, sanki bir hayalet gibiydi. Ağlar, annesini çağırırdı. Annesi yanına uzanır, onu kollarına alır, alnına bir öpücük kondururdu…

Hayat böyle işte.

**Sıla Davetçisi**

Onun evine artık kimse uğramaz olmuştu. Çocuklar bile başka kapılara koşardı, orada birkaç kuruş verirlerdi diye, bir kuru ekmek değil. Fatma’nın rakısı da marka değildi, kendi yapımıydı… Ancak komşusu Ahmet, köyde birkaç kadeh attıktan sonra, dört ayak üstünde zor dururken, ona uğrardı:

— “Hadi Fatma, doldur şunu! Sağlık, huzur, bereket için…” diye gevelerdi.

O da doldururdu, kendisi de bir iki yudum alırdı — uykusu gelirdi sonra. Keşke Ahmet biraz düşünse de ne dediğini biliyor olsa, ama en acı yerinden vururdu sözleriyle…

— “İşte böyle Fatma, ömür geçiyor… Ben ve karım, ormandaki iki kütük gibiyiz! Kimseye eyvallahımız yok. Kimsemiz yok, o kadar! Ama senin bir kızın var!”

— “İç de kuyruk sallama, Ahmet! Evet, bir kızım var! Nerede olduğunu bilmesem de var! Öyleyse git şimdi evine, laf ebesi! Yine sarhoşsun!” diye homurdanırdı.

Ahmet gitmek istemezdi, Fatma onu itse bile.

— “Biliyorum niye kızdığını… Köyde herkes biliyor, torununu başkasına verdin. Doğru değil mi? De ki yalan! Köydeki kadınlar ne diyor biliyor musun? O çocuk sana rüyalarına giriyor! İşte bu yüzden geceleri uyanıyorsun, korkuyorsun… Doğru mu? Korkuyor musun?” diye alayla gülümserdi.

— “Dinle seni ayyaş! Defol git buradan! Bir daha ayak basma!” Fatma, Ahmet’in yakasından tutup kapıya doğru sürüklerdi.

— “Deli misin Fatma? Bırak beni!” diye debelenirdi.

— “Bir daha gelme! Duydun mu? Asla!” diye bağırırdı peşinden.

O ise sadece kıkırdardı… Ama bir daha ne içmeye, ne de konuşmaya gelmedi. Belki utandı, belki korktu. Aslında Fatma affederdi onu, gelseydi yine. Çünkü ondan başka gelen yoktu. Ama dedikleri doğruydu… Hem de çok doğru…

Ona gerçekten de bir çocuk görünürdü rüyalarında. Hiçbir zaman yüzünü seçemezdi. Sadece gözleri, iki ışık gibi, parlardı… Kapıda durur, içeri girmek isterdi… ama asla adım atmazdı. Bu rüyayı defalarca görmüştü, belki de rüya bile değildi…

Güneş tam tepedeydi, Fatma da Ahmet’in bu sefer gelmeyeceğini anlamıştı. Geçen yılki kavgayı hatırladı… parmaklarında hâlâ Ahmet’in gömleğinin kirini hissediyor gibiydi. Masaya oturdu, kendine bir kadeh doldurdu… Bayramdı sonuçta!

Avludaki köpek havlıyordu, sonra kapı gıcırdadı. Biri geliyordu.

— “Bayramınız kutlu olsun! Davet edebilir miyim?” Kapıda yakışıklı bir genç duruyordu.

Fatma yerinden fırladı, karşısında dikildi:

— “Buyurun, buyurun…”

— “Sağlık, huzur, bereket için…” diyerek buğday serpti.

Fatma gözlerini ondan ayıramıyordu. Fark etti ki, genç etrafa bakınıyordu. Acaba hırsız mıydı? Keşke Ahmet gelseydi…

— “Bir şey mi istiyorsunuz, yoksa sadece davet için mi geldiniz? Kimsiniz?” diye kekeledi.

— “Davetçiyi ağırlamak gerekir, değil mi? Ama benim kendimden var,” diyerek çantasından şarap, sucuk, tatlılar çıkardı.

Fatma şaşkın, fırından patatesli tavayı çıkardı, genç adamın karşısına oturdu.

“Acaba Lale’nin bir tanıdığı mı? Ama çok genç. Neden göndermiş olabilir?” diye düşündü, tabakları doldururken.

Misafir bardakları doldurmuştu, Fatma ne yapacağını bilemiyordu. Konuşmalıydı…

— “Buralı değilsiniz galiba. Birini mi arıyorsunuz?”

— “Arıyorum… Siz Fatma Hanım mısınız?”

— “Evet.”

— “Eşiniz Mehmet Bey miydi?”

— “Öyleydi… vefat etti.”

— “Kızınız Lale Mehmet kızı mı? Maalesef onun hakkında bir şey bilmiyorum.”

— “Evet… evet…”

— “Öyleyse… ben sizin torununuzum, Yiğit…” Genç adam ayağa kalktı, masanın üzerinden Fatma’ya uzandı, “Tanışalım!”

Dünya gözlerinin önünde dönmeye başladı… Rüyalarındaki çocuğun yüzü belirdi. Bu yabancının gözleri, tıpkı rüyalarındaki çocuğunki gibiydi…

Fatma çığlık attı, sendeledi… Ama genç adam onu tuttu, oturttu.

— “Korkmayın benden! Size kızmıyorum… Sadece… sizi görmek istedim. Bu evi görmek istedim, beni kabul etmeyen evi… Gerçek annem öldü, ölmeden önce her şeyi anlattı. Onun için geldim. Görmek için…”

Fatma hıçkırıklara boğulmuştu, ama sesi çıkmıyordu. İlk kez her şeyi anlattı. Torunu olduğunu söyleyen bu adam, onun gözlerine bakıyordu, Fatma ise nereye bakacağını bilemiyordu. Her şeyi anlattıktan sonra, Yiğit ayağa kalktı, derin bir nefes aldı, etrafa baktı… Geldiği gibi, kapıya yöneldi:

— “Allah’a emanet olun… O sizin yargıcınız o

Rate article
Lifequest
Kadın, Yeni Doğan Torununu Yabancılara Verdi. İşte Sonrasında Yaşananlar