Gülşah masasında otururken ofis kapısına hafif bir tık sesi duyuldu. Mert içeriye uzandı, tanıdık ortamı yeni bir bakışla süzdü.
İçeri girebilir miyim? diye sordu, ama zaten eşiği geçmişti.
Gülşah ekrana bakarak başını salladı. Evi beş yıl önce teyze Fatmadan miras almıştı; üç odalı, aydınlık ve ferah bir yerdi. Bu odalardan birini mükemmel bir çalışma alanına dönüştürmüştüdüzen ve sessizlik hâkimdi.
Dinle, dedi eşi, kanepenin kenarına otururken, ebeveynlerim şehir gürültüsünden şikayet ediyor yine.
Gülşah sonunda ona baktı. On yıllık evlilikte ses tonunu tanımıştı; bu sefer bir tereddüt hissediyordu.
Annem seslerinin rahatsız olduğunu söylüyor, gürültü yüzünden iyi uyuyamıyor, dedi Mert. Babam da koşuşturmanın bitmediğinden bıktığını belirtiyor. Üstelik kira da artıyor.
Anladım, diye kısaca cevap verdi, işine geri döndü.
Fakat ebeveynlerinden bahsetmek bitmedi. Akşam olunca Mert her seferinde yeni bir bahaneyle sorunlarını gündeme getiriyordu. Bazen şehir havasının baskısı, bazen üst kat komşularının gürültüsü, bazen de binanın merdiveninin dikliği
Sessiz bir hayat hayal ediyorlar, biliyor musun? diye bir akşam yemeğinde söyledi. Huzur, gerçek bir ev.
Gülşah yavaşça çiğnerken düşündü. Mert hiç konuşkandı; ebeveynlerinin sıkıntılarına bu kadar odaklanması ona tuhaftı.
Ne önerirsin? diye temkinli bir sesle sordu.
Özel bir şey yok, diye omuz silkti. Sadece onları düşünüyorum.
Bir hafta sonra Mert, ofisine sık sık girip belgeler arar gibi davranıyordu. İlk başta bir bahaneyle, sonra da sadece içgüdüsel olarak duruyordu. Duvara bakıyor, sanki bir şey ölçüyormuş gibi gözlerini tarıyordu.
Güzel bir oda, diye bir akşam yorum yaptı. Aydınlık, ferah.
Gülşah kağıtlarından başını kaldırdı. Sesinde yeni bir değerlendirme tonuydu.
Evet, burada çalışmaktan memnunum, diye yanıtladı.
Biliyor musun, diye pencereye yaklaştı, çalışma alanını yatak odasına taşıyabilirsin. Orada da bir köşe kurabiliriz.
İçinde bir sıkışma hissetti. Kalemi yere bıraktı ve eşiyle göz teması kurdu.
Neden taşımalıyım? Burası rahat.
Bilmiyorum, diye mırıldandı. Sadece aklıma geldi.
Ancak taşıma fikri aklını bırakmadı. Mert odayı izlerken mobilyaları zihninde yeniden düzenliyor, kapı çerçevesinde durup farklı bir şey görüyormuş gibi duruyordu.
Dinle, birkaç gün sonra söyledi, ofisi serbest bırakma zamanı gelmedi mi? Acil bir durum için.
Soru sanki kesin bir karar gibi gelmişti. Gülşah bir an titredi.
Neden odayı boşaltmalıyım? diye beklenenden sert bir sesle sordu.
Sadece düşünüyorum, diye tereddüt etti Mert. Misafir alabilmek için bir oda ayırabiliriz diye düşündüm.
Şimdi anladı; bütün bu ebeveyn bahaneleri, ofisle ilgili ufak yorumlar bir planın parçalarıydı. O planın içinde onun görüşü göz ardı ediliyordu.
Mert, açık konuş. Ne oluyor burada? diye yavaşça sordu.
Mert pencereden başka bir yöne baktı, göz teması kurmaktan kaçındı. Sessizlik uzadı. Gülşah fark etti ki bir karar zaten verilmişti, o da dahil olmamıştı.
Mert, neyin içinde olduğunu söyle, diye ısrar etti.
Eşi yüzünde bir utangaçlık, gözlerinde ise bir kararlılık parıltısı belirdi.
Anne ve babam şehir gürültüsünden gerçekten bıktı, diye temkinli bir sesle başladı. Biraz huzura ihtiyaçları var, biliyorsun?
Gülşah masadan kalktı, içindeki kaygı haftalarca bastığı bir duygu gibi büyüdü.
Peki ne öneriyorsun? diye sordu, cevabı zaten tahmin ediyordu.
Biz bir aileyiz, dedi, sanki bu her şeyi açıklıyordu. Ek bir odamız var.
Ek bir oda Çalışma odası, sığınılacak yeri, onun alanı bir ek oda haline geliyordu. Gülşah yumruklarını sıktı.
Bu bir ek oda değil, diye yavaşça söyledi. Bu benim ofisim.
Evet, ama yatak odasında da çalışabilirsin, diye omuz silkti Mert. Anne babamın başka bir yerleri yok.
Cümle önceden hazırlanmış gibiydi. Gülşah anladı; bu konuşma onunla ilk kez değil, sadece onun dışındaki birileriyle yapılmıştı.
Mert, bu benim evim, diye sert bir sesle belirtti. Onların burada kalması için izin vermedim.
Sen de istemez misin? diye karşılık verdi, sesinde bir kırgınlık vardı. Biz aileyiz, değil mi?
Aile diye bir bahane… Aile olmak, onun sesini otomatik olarak susturuyormuş gibi hissetti. Gülşah pencereye doğru yürürken sakinleşmeye çalıştı.
Ya istemezsem ne olur? diye dönüp soruştu.
Bencil olma, diye bağırdı Mert. Yaşlı insanlardan bahsediyoruz burada.
Bencil… Çalışma alanını bırakmak istememek, kararların birlikte alınması gerektiğini düşünmek. Gülşah eşine döndü.
Bencil mi? diye yineledi. Benim fikrim de dikkate alınmasın mı?
Haydi ama, diye el salladı. Aile sorumluluğu. Onları terk edemeyiz.
Aile sorumluluğu… Başka bir güzel sözle susdurulmak isterken, Gülşah artık sessiz kalmayacaktı.
Peki ya benim kendime karşı sorumluluğum? diye sordu.
Abartıyorsun, diye geçiştirdi. Önemli bir şey değil, sadece bilgisayarı başka bir odaya taşı.
Önemli değil… Yıllarca inşa ettiği mükemmel çalışma ortamı bir anda önemsiz gibi gösteriliyordu. Gülşah eşini ilk defa gördüğü gibi izledi.
Ne zaman her şeyi sen karar verirsin? diye fısıldadı.
Hiç karar vermedim, diye savunmaya çalıştı. Sadece seçenekleri düşündüm.
Yalan söylüyorsun, dedi. Zaten ebeveynlerinle konuşmuşsun, değil mi?
Sessizlik, kelimelerden daha yüksek sesle konuştu. Gülşah sandalyesine oturdu, olanları sindirmeye çalıştı.
Yani herkesle konuşmuşsun, ben hariç, diye belirtti.
Dur, diye öfkeyle patladı. Kimin kiminle konuştuğu ne fark eder?
Fark… Onun görüşü, onayları, evi… Fark etmediği anlaşıldı. Gülşah, eşinin ev sahibi gibi davrandığını, onun mülkiyet haklarını görmezden geldiğini fark etti.
Ertesi sabah Mert mutfağa girerken kararlı bir adam gibi görünüyordu. Gülşah bir fincan kahveyle masada oturmuş, dünün konuşmasını bekliyordu.
Dinle, diye giriş yaptı, ebeveynlerim nihayet taşınmaya karar verdi.
Gülşah gözlerini kaldırdı; sesinde tartışma payı kalmamıştı.
Şimdi bir oda boşalt, anne babam orada yaşayacak, diyerek bir emir gibi ekledi.
Gülşah için bu bir aydınlanma anıydı. Karar tamamen kendisinden bağımsız alınmıştı. Eşi, ona bir hizmetçi gibi davranıyormuş gibi bekliyordu.
Ciddi misin? diye yavaşça sordu. Dün de bu fikre karşı olduğumu söylemiştim!
Rahat ol, diye el salladı. Mantıklı, başka nerede kalabilirler?
Fincana dokundu, elleri hafifçe titredi. İçinde bir ihanet duygusu birikmişti. Mert, tepkisini beklemediği bir şekilde durdu.
Beni aldatıyorsun, diye doğrudan söyledi. Kendi ebeveynlerinin çıkarlarını evliliğimizin üzerine koydun.
Abartıyorsun, diye mırıldandı. Aile bu.
Ben de bir yabancıyım mı? diye sesini yükseltti. Sınırlarımı çiğnedin, evimdeki sesimi görmezden geldin!
Mert şaşkın bir şekilde arkasını döndü; yıllarca onun kararlarını kabul etmişti ama şimdi bir şey kırılmıştı.
Beni hizmetçi gibi muamele ediyorsun, diye sürdürdü. Sessiz kalmamı istiyorsun.
Drama yapma, diye sinirle cevap verdi. Önemli bir şey yok.
Önemli bir şey yok… Onun görüşü yok sayıldı, alanı elinden alındıve bu da önemsizmiş gibi kabul edildi. Gülşah Merte yaklaştı.
Odamı vermeyi reddediyorum, diye kararlı bir dille söyledi. Ebeveynlerini evimize davet etmeye de hayır diyorum.
Nasıl cesaret edersin? diye patladı Mert. Onlar benim anne babam!
Bu benim evim! diye bağırdı. Onlarla yaşamayı kabul etmeyeceğim bir adamla evlenmek istemiyorum!
Mert geri çekildi; Gülşahın gözlerindeki kararlılık yıllardır fark etmediği bir şeydi.
Anlamıyorsun, diye şaşkın bir sesle devam etti. Anne babam bize güveniyor.
Sen beni anlamıyorsun, diye kestirdi. On yıldır hâlâ beni bir oyuncak gibi görüyorsun.
Mutfaktan geçip düşüncelerini topladı. Yıllarca biriktirdiği sözler nihayet patladı.
Biliyor musun Mert? diye döndü. Eve çık.
Ne? diye şaşırdı Mert. Ne diyorsun?
Artık beni düşünmeyen bir adamla yaşamayı kabul etmiyorum, diye sakin ve net bir dille belirtti.
Mert ağzını açtı ama kelimeler tutuşmadı. Beklemediği bir dönüşle karşı karşıyaydı.
Bu bizim evimiz, diye mırıldandı.
Hukuken ev benim, diye soğuk bir sesle hatırlattı Gülşah. Bu yüzden seni dışarı çıkarma hakkım var.
Mert neye inandığını bilemez gibi durdu; görünmez bir çizgiyi aşmıştı.
Gülşah, sakin konuşalım, diye denedi. Bir anlaşma yapabiliriz.
Çok geç, diye kestirdi. Anlaşma, sen karar vermeden önce yapılmalıydı.
Mert itiraz etmek istedi ama Gülşahın gözlerindeki inat, kelimelerinin boğazına takıldı. Yıllarca uysal eş, artık direnişini gösteriyordu.
Eşyalarını topla, diye sakin bir sesle emretti.
Bir hafta sonra Gülşah ofisinde sessizliğin tadını çıkarıyordu. Ev, yabancıların yokluğuyla daha geniş hissediyordu; uzun zamandır aradığı düzen nihayet geri gelmişti.
Pek bir pişmanlık duymuyordu. İçinde bir huzur dalgası, doğru bir şey yaptığını onaylıyordu. İlk kez sınırlarını ve kendine saygısını korumuştu.
Telefon çaldı; numara Mertiniydi. Gülşah aramayı reddetti, işine geri döndü. Sevgi ve aile, ancak karşılıklı saygı olmadan var olamaz. Başkalarına borçlu olduğumuz bir şey, yanımızdaki insanı ezmemizi hak etmez. Bu gerçeği sonunda anladı.




