Kendini Yeniden Topladı

Uzun zaman önce, Galeri SanatAyna sahibinin sert bir sesle bağırdığını hâlâ hatırlarım: Aynamı kırdın, o hâlde yedi yıl bana borçlusun, diye homurdanarak yanına yaklaştı. Rıdvan, galerinin sahibi, nane spreyi kokusunu bıraktı; o an, ayaklarımın altındaki Venedik tuvalinin kırık parçaları tavan ışıklarını bir binlerce fotoğraf flaşı gibi yansıttı. Boğazın serin havası gibi bir toz topu boğazımda takıldı; cam kırılması, çerçevenin yıllık kazancına eşdeğer bir değerdeydi.

Ödeyeceğim, diye içimi çekerek söyledim.

Ödeyecek misin? Ne ile? Çarpık vitrinlerinle mi? Bugünden itibaren ücretsiz çalış, borcunu ödeyene kadar. dedi.

On beş yıl önce, küçük Elif dedesi Muratın aynacı dükkanında amalgam şeritlerinin arasından yansımaları yakalar, eline aldığım elma şekerlemesiyle tatlı bir nefes alırdı. Dede ona Cam gerçekleri saklar, bazen korkutucu ama korkmazsan kendini daha iyi anlarsın derdi. Dede öldüğünde anne dükkanı satıp Elifi Ankaraya, endüstriyel tasarım okumaya gönderdi; aynı zamanda vitrin tasarımcısı olarak yan iş yapıyordu. O zaman Rıdvanı gördü; uzun boylu, çekici, Birkaç eskiz karşılığında sana kişisel bir sergi vaat ediyorum dedi.

İlk aylar mekânın ilham perisi diyerek Elifin elini öpüyor, her başarılı projede bu işte bir tutam sıcaklık eksik diyerek yapıcı eleştirilerde bulunuyordu. Bahar geldiğinde ton değişti: Boyutları bile karıştırıyorsan, doku ne işe yarar? diye bağırdı, ardından bozulmuş malzeme cezası geldi. Elif kendini daha iyisini yapabilirim diye teselli etti.

O haziran akşamı yeni sergi için standları düzenlerken galeri girişinde Rıdvanın 18. yüzyıldan kalma, altın işçiliği çerçeveli bir ayna duruyordu. Bir santim farkla, taşıma arabası çerçeveyi çarptı; bir patlama, bir silah sesi gibi bir kırılma, ardından cam parçalarının yağmuru.

Bu, kraliyet müzayede eşyasıydı! diye bağırdı Rıdvan, alarmı boğarcasına. Değiştiririm, diye mırıldandım, kırıkları bir kovaya doldururken, restorasyon bulurum

Üç yüz bin euro, ya da yedi yıl hizmet, diye bağırdı, seç.

Galeri bodrumunda, WiFi sinyali olmayan bir köşede, Rıdvanın tasarımlarına göre lamba lensleri, prizma masalar üretip etiketlere yalnızca kendi adını koyuyordu. Akşam evine döner, dizüstü bilgisayarda kırık aynanın fotoğraflarını bir kolajda birleştiriyor, kaos içinde yüz ifadesi bulmaya çalışıyordum.

Haftada bir kez komşu atölyenin çömlekçi ustası Lale uğrardı. Nerede kayboldun? Sohbette sessizsin, derdi. Borç ödeyorum, diye savurdum. Lale omuzlarıma, yıpranmış ellerime bakıp, Camı, vitray yapacak şekilde ısıtıp aniden soğutursun; işte o kırılma, dedi. Teşekkür ederim, diye güldüm. Depodaki kırık çömlekleri al; bir araya getir, yeni bir şey ortaya çıkar. dedi.

Sonbaharda Şehir Işığı mobil festivalinin küratörü Kıvanç, eski tren garında gece performansı arıyordu. Galeride Rıdvanın projelerini gösterdi; Kıvanç nazikçe başını salladı, ama köşedeki kırık cam sepetine baktı. Bu kimin işi? diye sordu. Atık, diye Rıdvan çabuk yanıtladı. Kimse ilgilenmez. Elif ise Ben ilgilenirim, dedi.

Kıvanç dışarıda Elife yaklaştı. Gösterdiğin eskizleri kimse görmedi, dedi. Konuşursam işten atılırım. dedi ve kartviziti uzattı. O zaman patronun olmadığı bir yerde buluşalım. Yarın saat sekizde, platform 13. dedi.

Platform boştu, paslı bir saat çatı altında takıyordu. Elif tabletinde kırık bir maske 3D modeli açtı: izleyiciler labirentte yürürken ışık kırık camlara çarpıyor, Ellerin eğri, borçlusun, kimse değilsin gibi kelimeler ortaya çıkıyordu; merkeze yaklaştıkça sözler eriyip sadece izleyicinin yüzü kalıyordu.

Kıvanç sessizce dinledi, Bu bir enstalasyon değil, 360 derece bir kişisel devrim. Yapalım, dedi. Bütçem yok, malzemem yok, her şey galerinin. Malzemeyi buluruz; izinleri sen karar ver, dedi.

İlk haftalarda çöp topladılar: otellerden hurda aynalar, Lalenin kırık çömlekleri, çarşıda satılan boş çerçeveler. Gece yarısı bir terkedilmiş fabrikada Elif cam kesiyor, zımpara ve fönle kenarları yuvarlatıyordu. Lale ise çömlek parçalarını birleştirip fırınlıyordu.

Bir gece yarısı Rıdvan aniden geldi. Vagonlarda bir şey inşa ediyorsun, çaldın mı benim aynalarımı? dedi. Senin kırdığınları mı? Ödediğim faturalarla, diyerek fatura gösterdi; son aylarda yalnızca instant noodle ile yaşamış, her avansı restorasyon ustasına ödeyen Elif, bunu kanıtladı. Markam olmadan kimse seni tanımaz; yargılandığında blogcu olursun, dedi. Deneyelim, yargıçlar gösteri sever, diye cevap verdim.

Açılış gecesi terkedilmiş gar, ultraviyole ışıkla aydınlıktı; kuyruk raylar boyunca uzanıyordu, girişte kulaklıklar dağıtıldı. Elif ellerini cebine soktu; Lale omzuna hafif bir dokunuşla Nefes al, kaptan, dedi. Labirentte cam kokusu, terebentin ve toz karışımı vardı; izleyiciler dikkatle yürürken duvarlarda soluk tül, gri fare, yedi yıl borçlu gibi kelimeler yanıp söndü. Merkezde tek bir beyaz ışık noktası; izleyiciler çıkınca kendilerini bütün, kır

Rate article
Lifequest
Kendini Yeniden Topladı