Edip Grant kapıda duruyordu ve önünde olup biteni izlerken kalbi deli gibi çarpıyordu.

Emre Durmuş kapının eşiğinde duruyordu, kalbi deli gibi çarparken önünde olup biteni izliyordu. Odanın ortasında oğlu oturuyordukonuşmayan, tekerlekli sandalyeye mahkûm oğluama yalnız değildi.

Yıllar önce işe aldığı hizmetçi, fazla söz etmeyen, nazik bir mesafenin ötesinde duygularını belli etmeyen kadın, şimdi onunla dans ediyordu.

Emre ilk başta gözlerine inanamadı. Oğlu, Barış, Emrenin hatırladığı kadarıyla kendi sessiz dünyasına kapanmıştı, ama şimdi hareket ediyordu.

Sadece oturmuyor, her zamanki gibi pencereden dışarı bakmıyorduhareket ediyordu.

Hafif bir müzik ritmi ona yol gösteriyor gibiydi, onu yavaşça sallıyordu. Elleri hizmetçinin omuzlarındaydı, o da, Emrenin bu evde hiç görmediği bir zarafetle, ona sıkıca sarılmış, sabırlı ve yavaş bir dansla dönüyordu.

Müziko tanıdık olmayan, içe işleyen melodiodayı dolduruyor, imkânsız gibi görünen şeyleri birbirine bağlıyordu.

Emre nefes alamıyordu. İçindeki her şey bağırıyorduçık git, kapıyı kapat, bu gerçek dışı manzaraya bakma.

Ama bir şey onu durdurdu. Korkusundan, yılların hayal kırıklığı ve acısından daha derin bir şey. Uzun süre eşikte durdu, hizmetçi ile oğlu arasındaki sessiz anlaşmayı izledi.

Pencereden süzülen ışık onları yumuşak bir altın ve gümüşle yıkıyor, siluetleri müzikle bütünleşiyordu.

Bu, Emre için o kadar yabancı bir huzur anıydı ki, gerçek dışı görünüyordu; susuzluk çektiği bir çölden sonra bir vahaya rastlamış gibiydi.

Bir şey söylemek, ne olduğunu sormak, açıklama istemek istedihizmetçiden, onu yıllarca bilgisiz bırakan dünyadan.

Ama sözler boğazında düğümlendi. Sadece durdu ve onları izledioğlu, tekerlekli sandalyedeki oğlu ve onun içinde Emrenin hayal bile edemediği bir şeyi uyandıran hizmetçi.

Ve o an, yıllar sonra ilk kez, Emre Durmuş yüreğindeki yükün değiştiğini hissetti. Artık sadece acı değildibaşka bir şeydi.

Bir ihtimal. Bir kıvılcım. Belki umut, ya da ona çok benzeyen bir şey.

Müzik yavaşladı, dans sona erdi, hizmetçi Barışı nazikçe sandalyesine oturttu, elleri omuzlarında gerektiğinden biraz daha fazla kaldı.

Ona sessizce bir şeyler söylediEmrenin duyamadığı kelimelersonra, oğluna son bir bakış attı ve odadan çıktı.

Emre hâlâ yerinde, sanki yere kök salmış gibi, şaşkınlık içinde duruyordu. Bu sadece bir mucize değildihayal bile edemediği bir şeyin başlangıcıydı.

Oğlu yaşıyordusadece bedeniyle değil, ruhuyla da. Ve bunun sebebionun sayesindeydi.

O hizmetçi, oğlunun ruhuna dokunmuştu; hiçbir doktorun, terapistin, paranın ya da zamanın başaramadığı şekilde.

Gözlerine yaş doldu, Barışa doğru yürüdü.

Oğlu hâlâ sandalyedeydi, gözleri kapalı, dudaklarında hafif bir gülümsemeylesanki babasının anlayamayacağı bir şey yaşamış gibi.

“Beğendin mi, oğlum?” Emrenin sesi titredi, sormadan edemedi.

Barış elbette cevap vermedi. Hiç cevap vermezdi.

Ama yıllar sonra ilk kez, Emrenin bir cevaba ihtiyacı yoktu.

Anlamıştı.

Bu sessiz, dokunaklı anda, Emre sonunda fark etti: Oğlu asla tamamen kaybolmamıştı.

Sadece, onun anlayabileceği bir şekilde ulaşacak birini bekliyordu.

Ve şimdi, oda yeniden sessizliğe gömülürken, Emre artık eskisi gibi olamayacağını biliyordu.

Ördüğü duvarlar, beslediği duygusal mesafeartık yoktu.

Bu yeni bir başlangıçtıoğlu, hizmetçi ve kendisi için yeni bir sayfa.

Derin bir nefes aldı, göğsündeki yükün hafiflediğini hissetti ve yıllar sonra ilk kezgülümsedi.

Ev artık sessiz değildi.

Müzikle, ihtimallerle doluydu. Canlıydı.

Rate article
Lifequest
Edip Grant kapıda duruyordu ve önünde olup biteni izlerken kalbi deli gibi çarpıyordu.