Ayşe Nine, apartmanın girişinde eski metal sulama kabını sımsıkı kavramış, sanki son silahıymış gibi tutuyordu. Birinci katın merdiven boşluğunda, her daim petunya, geranya ve menekşelerle süslü toprak saksıları diziliydi; şimdi ise kaos hâkimdi: üç saksı parçalanmış, toprak eski linolyum zemine dağılmış, çiçek yaprakları fırtınanın kurbanları gibi dağılmıştı. Havanın nemi, küf kokusu ve demir tutamağın hafif tadı birbirine karışmıştı. 12 numaralı daireden yüksek bas sesli elektronik müzik çalıyordu. Ayşe Nine, papatyalı renkli bir bornoz içinde, gri beyaz saçları sıkı bir topuza bağlamış, kırık saksının yanına zincirle bağlı siyah bisikleti işaret etti.
Bunu kim yaptı? diye homurdandı, sesi öfkeyle titriyordu. Çiçeklerimi yarı asırda yetiştirdim, bir anda… barbarlar!
12 numaralı dairenin kapısı çarptı ve genç bir adam dışarı fırladı: 27 yaşındaki Mert, gri spor tişört ve şort içinde, antrenmandan yeni çıkmış dağınık saçlarıyla, elinde parlak etiketli bir su şişesi tutuyordu.
Ayşe Nine, bağırmanız ne lazım? dedi, kaosa bakarak. Çiçekler yüzünden mi? Bisikletimi koydum, saksılar devrildi. Yeni alırım, sorun yok.
Merte doğru bir savuruk su sıçradı; sulama kabı zemine çarptı.
Sorun mu? Bu sadece çiçek değil, Mert! Bu, binanın ruhu! Siz gençler sadece yıkmakla meşgulsünüz!
Mert gözlerini devirerek bir yudum su içti.
Ruh mu? Kadın, bunlar sadece bitki. Bisikletim işime yarıyor, spor salonuna gidiyorum, saksılar ise yer kaplıyor!
Mertin küçük kız kardeşi Elif, daireden dışarı çıktı. Açık sarı saçları dağınık bir topuza bağlanmış, elinde yıpranmış bir psikoloji kitabı tutuyordu; üniversite sınavına hazırlanıyordu ve üzerindeki büyük harfli Hayal Et tişörtü dikkat çekiyordu.
Mert, cidden mi? diye bağırdı Elif, kırık saksıları görünce. Ayşe Nine, affedin, düşünmemişti. Hemen temizlerim.
Ayşe Nine gözlerini kırdı, gözlüklerinin altından parlayan bakışlarıyla.
Düşünmemek mi? Bu bencillik, Elif! Siz gençler sadece kendinizi düşünürsünüz! Çiçeklerimiz tüm binayı neşelendirirdi, oysa siz onları çöp gibi atıyorsunuz!
Üst katta 35 yaşındaki Gülşah, iki çocuğunun annesi, bebek arabasını iterek aşağı indi. Pantolonunda elma püresi lekeleri vardı; yanındaki büyük kızları Deniz, sırt çantasıyla geliyordu.
Bu ses ne? diye sordu Gülşah, boşluğa bakarak. Mert, çiçekleri mi kırdı? Ayşe Nine haklı, onlar girişimizi süslüyor!
Mert şişeyi pencere peronuna çarptı, cam sesini çıkardı.
Süslemek mi? Yarım çürük! Lambaları değiştirmek mi daha iyi, çiçeklere su vermek yerine!
10 numaralı daireden yalnız yaşayan programcı Emre, kapı aralığından başını çıkardı; elinde bir dizüstü bilgisayar, gözlüğü burnunda kayıyordu, tişörtündeki Linux logosu buruşuktu.
Mert, sakin ol dedi Emre, gözlüğünü düzelterek. Çiçekler ekoloji, oksijen. Bisikletini bodrumda tutabilirsin.
Mert sesini yükseltti.
Ekoloji mi? Emre, ayda bir kez binada dolaşıp kod yazıyorsun! Benim bisikletim nereye?
Merdiven boşluğu bir savaş alanına dönüşmüş, kırık saksılar komşular arasındaki çatışmanın simgesi haline gelmişti; herkes çiçeklerde farklı bir anlam görüyordu.
Ertesi gün, Ayşe Nine alt depodan yeni saksılar çıkardı, gösterişle petunyaları suladı, eğitimsiz gençlik diye homurdandı. Bornozu dalgalanıyor, sulama kabı loş ışıkta parlıyordu. Mert antrenmandan dönerken, bisikletini yine köşeye sıkıştırılmış, boş saksılarla çevrili buldu ve kız kardeşine bağırdı:
Elif, bu bir sirk mi? diye bağırdı, saksılara işaret ederek. Bana yer lazım!
Elif, mutfakta not defterleriyle dolu masada otururken kitabını kapattı.
Mert, başlama. Ayşe Nine ile konuştum, gerçekten üzülmüş. Özür dileyebilir misin?
Mert ayakkabılarını çıkarıp yere sert bir sesle bıraktı.
Özür mü? Neden? Çiçeklerini her yere koymuş, ben de uyum sağlamamı bekliyor musun? Burası benim de girişim!
Elif daha yumuşak ama kararlı bir sesle devam etti.
Bu bizim girişimiz, Mert. O da. O çiçekleri herkes için yetiştiriyor, sen ise saksıları kırdın. On




