Kapı Bu Senin Değil: Bir Aşk, İhanet ve Miras Hikayesi
Ayşe tam yatmak üzereyken kapıda beklenmedik bir vuruş duydu. İsteksizce bir sabahlığı omzuna attı, kapıya yürüdü ve açtı. Eşikte eski eşi, Mehmet duruyordu.
“Sen mi?” diye şaşkınlıkla haykırdı, gözlerini kısarak. “Ne istiyorsun?”
“Konuşmamız lazım. Girebilir miyim?” diye yapmacık bir gülümsemeyle sordu. “Sonuçta buraya yabancı değilim.”
Ayşe isteksizce bir adım geri çekildi. Mehmet içeri girdi, salona geçti, kanepenin üzerine oturdu ve etrafına şöyle bir baktı.
“Hiçbir şey değişmemiş gibi,” diye mırıldandı. “Ne bir tadilat, ne de bir rahatlık. Sanki zaman durmuş.”
“Ben böyle seviyorum. Kontrole mi geldin? Yoksa birkaç kutu boya ve alçı sponsoru mu olacaksın?”
Artık onunla direkt konuşmaktan korkmuyordu. Eskiden evet, katlanırdı, içine atardı, laf yutardı. Ama şimdi? Neden? Çoktan yabancıydılar, hatta düşman bile sayılırlardı. Kızları, Elif, artık büyümüştü kendi hayatını yaşıyor ve ebeveynleriyle zar zor konuşuyordu.
“Güzel kokuyor,” diye birden konuyu değiştirdi Mehmet. “Yemek mi yapıyorsun? Davet ediyor musun?”
Ayşe içinden güldü. Biliyordu ki birkaç ay önce yeni eşinden ayrılmıştı aynı Sibel, o ailelerini bir buçuk yıl önce bırakıp gitmesine neden olan kadın.
…O gece hafızasına kazınmıştı. Mehmet işten gelmiş ve sessizce eşyalarını toplamaya başlamıştı.
“Tamam, gidiyorum. Uzun zamandır bir ilişkim var. Biliyordun, ama görmemezlikten geldin. Bıktım.”
O an, Ayşe donup kalmıştı, inanamamıştı. Ama biliyordu. Sibel, Mehmet’in ofisindeki yirmi yaşındaki stajyer, birkaç haftada kafasını döndürmüştü. Ayşe’nin en iyi arkadaşı, aynı firmada çalışan, ona her şeyi anlatmıştı. Ama o, gururunu yutarak, geçici bir ilişki için aileyi yıkmamaya karar vermişti. Geçeceğini sanmıştı. Geçmemişti.
Mehmet gitmiş, bir daire kiralamış ve boşanma davası açmıştı. “Dürüst bir adam” olarak, ortak dairedeki payından vazgeçmişti.
“Sen ve Elif oturun. Bana bir şey gerekmez.”
Ayşe gecelerce ağlamıştı. Onu geri dönmeye ikna etmeye çalışmıştı. Ama o soğuk ve kendinden emin kalmıştı.
“Sonunda aşık oldum,” demişti. “Bu gerçek. Bizde boşluk vardı.”
O zor dönemde, sadece kayınvalidesi, Gül Hanım, onu desteklemişti. Zaten hastaydı, ve Ayşe elinden geldiğince yardım etmişti: doktorlara, ev işlerine, eczanelere… Mehmet nadiren uğruyordu “yeni bir ailesi” vardı.
Gül Hanım açıkça Ayşe’nin tarafını tutmuştu. Oğlundan hayal kırıklığına uğramış, onu görmek bile istemiyordu. Sonra öldü. Ayşe son nefesine kadar yanında olmuş, cenazeyi düzenlemişti. Mehmet sadece taziyeye gelmişti.
Cenazeden iki hafta sonra, vasiyeti öğrenmişti. Anne, daireyi… ona değil, Ayşe’ye bırakmıştı.
“Onun gözüne girdin! Yemek verdin, azize rolü yaptın! Rol kesici!” diye bağırmıştı Mehmet o gün.
Ayşe susmuştu. Seçim kayınvalidesinindi…
Pencereden dışarı baktı, camda ayın soluk ışığı yansıyordu, ve sonunda özgürce nefes alabildiğini fark etti.




