Yarım Ev Senin, Ama Orada Yaşayamazsın! – Eski Kocası, Ona ve Oğluna Amansız Bir Suçluyu Yerleştirdi…

Evini yarı yarıya paylaşacaksın, ama orada yaşayamayacaksın!” diyen eski kocası, onun ve oğlunun yanına hapisten yeni çıkmış bir adamı yerleştirmişti
Zeynep Demir, mahkeme salonunu terk ederken adeta ruhu orada kalmış gibiydi. Omuzları çökmüş, gri paltosu neredeyse kayacak gibi sallanıyordu. Bir zamanlar düzgün taranmış saçları şimdi dağınık ve ağır bir bulut gibi alnına dökülmüştü. Elleri güçsüzce sarkıyordu, ama biri yumuşak ve solgun oğlunun küçük avucunu sıkıca tutuyordu, sanki gerçekle olan tek bağı bu dokunuştu.
“Anne” diye fısıldadı Arda, yabancı gözlerden saklanırken, sanki biliyordu ki annesi şu an ikisini birden koruyamazdı.
Zeynep başını kaldıramadı. Her şey bitmişti. Sahip oldukları yok olmuştu, hiç var olmamış gibi. Murat bunu yapmıştı. Aileyi yıkmış, neredeyse her şeyi elinden almış, onu hain ilan etmiş, oğluna bile her şeyin suçlusunun o olduğunu inandırmıştı. Boğazında acı bir yumur vardı, nefesi kesiliyordu. Hafızası ihanet ederek o sahneyi hatırlattı: üç ay önce, mutfak, yabancı bir kadın, ağır ve pahalı parfüm kokusu, Muratın kahkahası eskiden olduğu gibiydi, ama artık ona değil. O gün, sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi dediğine şahit olmuştu:
“Sen sakın kavga çıkarayım deme. Bu senin işine gelmez.”
Şimdi, mahkeme koridorunun gergin kalabalığında kimse onun acısını görmüyordu. Kimse bilmiyordu ki içi bomboştu. Herkes kendi işine, kendi hayatına dalmıştı. Oysa onun hayatı bir anda yıkılmıştı, kâğıttan bir ev gibi. Oğlunun elini sıktı bu dünyadaki tek dayanak noktası. Hayatta kalmak zorundaydı. Gerisi sonra gelirdi.
Eskiden yaşadıkları evin önünde, yıllar sonra ilk kez duraksadı. Beton merkepteki eşyaları küçük, perişan yığınlardı: yeşil çizgili büyük valiz, oyuncak dolu poşet, “Evraklar” yazılı bir kutu. Üzerleri tozlanmış, hafif yağmur valizin üstünde lekeler bırakmıştı. Arda yüzünü annesinin omzuna gömdü:
“Anne, eve mi gidiyoruz?”
Zeynep, oğlunun burnunu eşarbının ucuyla sildi, dudakları titriyor olsa da gülümsemeye çalıştı:
“Ev artık nerede birlikteysek orada.”
Kutuyu aldı, valizin tekerleklerini açtı. Kapının ardında kalan eski hayat, son perdesi inmiş bir tiyatro sahnesi gibi sonsuza dek kapanmıştı.
Zeynep, arkadaşı Ayşeyi aradı. Ayşe sabahlığıyla kapıyı açtı, evin içinde kahve ve vanilya kokusu yayılıyordu. Zeynepi sıkıca kucakladı, Ardayı ise nazikçe yanına çekti:
“Benimle kal biraz. Dinlenirsin.”
Ayşenin çocukları çoktan uyumuştu. Akşam yemeğinde, Ayşe birkaç kez Zeynepin gözlerine baktı, sonra hemen kaçırdı. Havada gergin bir sessizlik vardı. Makarna tenceresinin üstünde duran bu sessizlik, ağır ve dikençliydi.
“Affet beni” diye mırıldandı sonunda Ayşe. “Murat benimle de konuştu. Sanki seninle ilgili bir şeyler vardı yani, yasa dışı şeyler, uyuşturucu gibi. Bana senden uzak durmamı söyledi.”
Zeynep nefesinin kesildiğini hissetti. Bu evde, duvarlarda asılı eski fotoğrafların olduğu yerde bile yabancı gibiydi. Arda yemeğe saldırıyordu, sanki kovulacakmış gibi.
Birkaç gün sonra, Ayşe endişeli bir ifadeyle yanına geldi:
“Üzgünüm, ama Çocuklarım için korkuyorum. Murat herkese anlatmış. Hatta senin ‘sağlık raporlarını’ bile bırakmışlar bana.”
“Ne raporları?”
“Üçüncü sayfa hastalıkları, bağımlılık gibi şeyler yazıyor. Yalan olduğunu biliyorum ama insanların dedikleri beni korkutuyor. Çocuklarımın öğretmeni bile seni sordu.”
Sıcak ev bir anda kafese dönüşmüştü. Zeynep eşyalarını hızla topladı, kendini boşlukta hissediyordu. Arda şaşkın bir ifadeyle hıçkırıyordu:
“Benim ayıcığımı istiyorum. Baba neden ayıcığımı vermiyor?”
“Babanın şimdi aklı başka yere gidiyor, yavrum,” diye okşadı Zeynep onun saçlarını.
O geceyi turuncu bir sokak lambasının aydınlattığı durakta geçirdiler. Tozlu yol, ayaklarının altında ezilen çimenler. Arda annesinin dizine yaslanmış uyuyordu. Zeynep gökyüzüne baktı tek bir yıldız bile yoktu.
Bir karar verdi:
“Gidiyoruz, Arda. Yazlığa. Hatırlıyor musun, köydeki evimizi? Kışın orada ahududu yerdik.”
Gece, önlerindeki yol gibi sonsuz bir belirsizlikti. Unutulmuş patikaların sonundaki eski evden başka bir umut yoktu.
Yazlık köy onları toz ve yağmurla karşıladı. Isırgan otlarıyla kaplı çit, yorgun bir şekilde eğilmiş, sahibini bekliyor gibiydi. Evin arkasındaki elma ağacı sarı-kırmızı yapraklarını döküyordu, patikada ise sanki hiç kimse yürümemişti.
Zeynep yakasını kaldırdı, havayı içine çekti: çürümüş otların, soba dumanının kokusu garip ama bir o kadar da tanıdık bir huzur.
“Anne, burada uzun kalacak mıyız?” diye sordu Arda, ıslak eşiğe basarken.
“Ne kadar gerekiyorsa, canım. Önce temizlik yapmalıyız.”
İlk önce caml

Rate article
Lifequest
Yarım Ev Senin, Ama Orada Yaşayamazsın! – Eski Kocası, Ona ve Oğluna Amansız Bir Suçluyu Yerleştirdi…