O gün, Fatma her zamanki gibi öğle yemeği hazırlıyordu, eti doğruyordu. Mutfakta soğan kokusu, tavada yağın cızırtısı, bir yandan da telefon çaldı. Kocası, Mehmet, ahizeyi kaldırdı. Sesi sakindi:
“Alo?”
Sonra bir sessizlik. Uzun. Sanki biri durmadan konuşuyor, o da sadece dinliyordu. Fatma ellerini önlüğüne sildi ve mutfaktan çıktı. Koridorda kimse yoktu. Telefon kablosu çocuk odasına doğru uzanıyordu. Kalbi sıkıştı. Bilmediği bir sebeple, sessiz adımlarla, bir hırsız gibi parmak uçlarında yürüdü.
Zorlanmış kapıdan onun fısıltısını duydu. Fatma’yla asla konuşmadığı bir tonla:
“Gamze, lütfen sakin ol… Ben seni anlıyorum, gerçekten. Ama sen de beni anla. Bir ailem var, şimdi gelemem… Ben de seni seviyorum. Çok. Ama şu an konuşamamFatma her an içeri girebilir. Ona her şeyi anlatacağım, ama henüz zamanı değil… Yarın. Lütfen şu an buradan arama. Ve evet… Seni seviyorum.”
Elektrik çarpmış gibi oldu. Kapıyı açmaya hazırlanan eli havada asılı kaldı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki nefes almak zorlaştı. “Seni seviyorum.” Bunu başka bir kadına söylemişti. Ona değil.
Fatma sahne çıkarmadı. Annesinin sesi kulağında yankılandı: “Asla sıcak kanlıyken büyük kararlar verme.” Kendini toparladı ve mutfağa döndü. Bıçağı eline aldı, ama elleri titriyordu. Eti düzensizce doğradı. Ayaklarının dibinde kedi dolaşıyordu, ona bir parça attıotomatik bir iyilik hareketiydi.
“Ben de seni seviyorum…”
Bu sözler kafasında bir büyü gibi dönüyordu. Sonra bir cümleye takıldı: “Bir ailem var…” Demek hâlâ önemliydi? Hâlâ değerliydi?
Peki ya o? Sadece çocuklarının annesi miydi? Evin hizmetçisi mi? Alışkanlık mı? Göğsünde bir ağrı hissetti. Oysa her şey yolundaydı. Mehmet hep ilgili, özenliydi. Hiçbir kopukluk belirtisi yoktu. Asla şüphe uyandırmamıştı.
Yirmi dakika sonra Mehmet mutfağa döndü, yemek kokusunu içine çekti ve gülümsedi:
“Ne güzel kokuyor! Yemek yakın mı?”
“Yarım saat sonra. Eti ince kestim, daha çabuk pişer… Kim aradı?”
“Ne? AnlamadımAh, işten. Yarın erken gelmem gerekiyormuş, malzeme alacaklarmış.”
“Hafta sonları seni çok sık çağırıyorlar. Hoşuma gitmiyor bu.”
“Herkes tatilde, yaz işte…”
“Hımm.”
“Niye bu kadar durgunsun, Fatma?”
“Sadece yorgunum. Yarın birlikte olacağımızı, köye gideceğimizi düşünmüştüm.”
“Ama sen çalışıyorsun. Akşam gideriz.”
“Mehmet…”
“Ne oldu?”
“Beni seviyor musun?”
“Tabii ki, ne demek. Seni seviyorum, Fatma. Çocuklarımızı da seviyorum. Bilirsin, ailem her şeyimdir.”
Uzandı, onu kucakladı, boynuna bir öpücük kondurdu. Ama hayatında ilk kez bu öpücük ona tatsız geldi.
Sonra kanepede uzanmış, yanında oynayan oğullarını izliyordu. Kedi karnına sıçradı, tırnaklarını batırdıikram için teşekkür ediyordu. Fatma patilerini sıktı, yüzünü tüylü kürküne gömdü.
O kadın… ortadan kaybolmalıydı.
Fatma kocasını paylaşamazdı. Onunla yatamazdı, başka biriyle olduğunu bilirken. Ama onu kaybetmek de dayanılmazdı. Karar kendiliğinden geldi: sevgiliyle yüzleşmek. Bizzat. Onsuz.
Ertesi gün, Mehmet çocukları kreşe bırakıp “işe” giderken, Fatma şirkete hasta olduğunu söyleyip evde kaldı. Komşusundan ödünç bir hırka ve eşarp aldı”fabrikede boya yapacak.” Sonra doğruca şehir parkına gitti. Birkaç dakika sonra Mehmet çıktı. Fatma sokak aralarına gizlenerek onu takip etti.
Çarşıya girdi, bir kutu çikolata ve meyve aldı, sonra özel bir siteye yöneldi. Fatma anladı: O kadın orada yaşıyordu. Kocası kapıdan içeri girip kayboldu.
Bir banka oturdu. Bekledi. Sonunda çıktı… yalnız değildi. Yanında uzun boylu bir sarışın vardı. Ormana doğru yürüdülertıpkı eskiden Fatma’yla yaptıkları gibi. Fatma eve döndü. Zihninde bir yangın, ruhunda umutsuzluk vardı.
Birkaç gün sonra Gamze’yi yakından gözlemledigüzel, ama ihanetin simgesiydi. Otuzlu yaşlarında. Sonra şansı yaver gitti: Gamze’yi bir arkadaşıyla gördü. Arkadaşı, hiçbir şeyden habersiz, her şeyi anlattı.
“Gamze mi? Hasta çocuğuyla yalnız yaşıyor, kocası terk etmiş. Şimdi bir hayranı var. Evli biri. ‘Karısını onun için terk edecekmiş,'” diye fısıldadı arkadaşı. Fatma’nın kalbinde intikam ateşi yandı.




