Hiç Kimse Yardım Etmezken, 3 Çocuklu Bir Kadına Sahip Çıktım

Sovyet döneminde, üç çocuklu bir kadınla evlendim, onların hiçbir yardımcısı yoktu.

“Andri, ciddi misin? Üç çocuklu bir satıcıyla mı evleniyorsun? Aklını mı kaçırdın?” dedi gülerek Vitius, yurt odamın arkadaşı, omzuma hafifçe vurarak.
“Ne var bunda?” diye karşılık verdim, gözlerimi saatten ayırmadan, onu yan gözle süzerek. O sırada bıçakla sökmeye çalıştığım saate odaklanmıştım.

O yıllarda, 1970’lerde, kasabamız sakin ve telaşsız yaşıyordu. Ben ise, otuzlu yaşlarında bir bekâr olarak, hayatımı fabrika ile yurt odası arasında geçiriyordum. Üniversiteden sonra hayatım hep aynıydı: iş, tavla, televizyon ve ara sıra arkadaşlarla buluşmalar.

Bazen pencereden dışarı bakardım, sokakta oynayan çocukları görünce aklıma aile hayalleri gelirdi. Ama hemen kendime gelirdim yurtta kalan bir adam nasıl aile kurabilirdi ki?

Her şey, yağmurlu bir ekim akşamı değişti. Fırından ekmek almaya gitmiştim. Daha önce kaç kez gitmiştim, hep aynıydı. Ama o akşam tezgâhın arkasında o vardı Ayşe. Daha önce hiç dikkatimi çekmemişti, ama o akşam gözlerim ona takılı kaldı. Yorgun ama sıcak bakışları, derinlerinde bir ışık vardı.

“Beyaz mı, tam buğday mı?” diye sordu, hafifçe gülümseyerek.
“Beyaz” diye mırıldandım, kekeler gibi.

“Yeni çıktı, taze,” dedi çabucak sarıp uzatırken.

Parmaklarımız değdiğinde bir şeyler çaktı sanki. Cebimdeki bozuklukları ararken, aynı anda onu da gizlice inceliyordum. Sade giyinmişti, otuzlarının ortalarında gibiydi. Yorulmuş ama içinde bir yaşam enerjisi vardı.

Birkaç gün sonra onu otobüs durağında gördüm. Ayşe, çantaları taşırken, yanında üç çocuk vardı. En büyükleri, Murat, on dört yaşlarında, ağır çantayı ciddiyetle tutuyordu. Kızı, Elif, küçük olanı tutuyordu.

“Bırakın ben taşıyayım,” dedim, çantayı alarak.
“Gerek yok, sağ olun” diye başladı ama ben zaten eşyaları otobüse yerleştiriyordum.

“Anne, bu kim?” diye sordu küçük olan safça.
“Sus, Ali,” diye usulca çekiştirdi onu ablası.

Yolda öğrendim ki fabrikama yakın bir yerde, eski bir apartmanda yaşıyorlardı. En büyükleri Murat, kızları Elif, en küçükleri ise Aliydi. Ayşenin eşi birkaç yıl önce vefat etmişti ve o zamandan beri tek başına çocuklarını büyütüyordu.

“İdare ediyoruz, şükür,” dedi yorgun ama gülümseyerek.

O gece uzun süre uyuyamadım. Gözleri, Alinin sesi kafamda dönüyordu ve içimde unuttuğum bir his uyandı sanki önümde önemli bir şey vardı.

O günden sonra fırına daha sık gitmeye başladım. Süt, bisküvi alıyordum ya da sadece uğruyordum. Fabrikadaki işçiler alay etmeye başladı.

“Andri, ne bu? Günde üç kez fırına gidiyorsun bu aşk işte,” diye güldü Mehmet, patronum.

“Taze ürün lazım,” diye cevap veriyordum, omuz silkip.

Şimdi ise Ayşe ile yeni evimizde oturuyoruz, çocukların kahkahalarını dinliyoruz ve biliyoruz ki bu aile, hayatta bana verilen en büyük hediye.

Rate article
Lifequest
Hiç Kimse Yardım Etmezken, 3 Çocuklu Bir Kadına Sahip Çıktım