Bir Rüyada
Babama gitmek istemiyorum Teyze Lale dedi ki babam artık beni sevmiyor, beş yaşındaki Emre dizlerini kavradı, yüzünü sakladı, yatağın kenarına büzülmüş halde oturuyordu.
Aylin hareketsiz kalmıştı. Her şey her zamanki gibiydi. Üstünde araba desenli pijaması, köşede oyuncak dolu sırt çantası, sandalyeye atılmış mont. Her şey tanıdık ve sıcaktı. Ama oğlu evin içinde bir fırtına gibi koşuşturmak yerine kendini köşeye saklamış, küçücük bir şey olmuştu.
Bugün babasına gitmesi gerekiyordu, ama şimdi birden evde kalmak için yalvarıyordu. Aslında düşününce, son zamanlarda bu ziyaretlere eskisi kadar hevesli değildi. Aylin onu ikna etmeye çalışmıştı, fakat Emre aniden babasının yeni sevgisi Lalenin onu küçümsediğini söylemişti.
Emre kadın yavaşça yanına oturdu. Anlatır mısın, ne oldu?
Sustu. Sonra başını biraz kaldırdı, ona aşağıdan yukarı baktı. Artık beş yaşında bir çocuk gibi durmuyordu. Gözlerinde saklı bir yorgunluk ve bir yetişkinin inanılmaz kederi vardı.
Sadece oynuyordum O, oyuncağın gürültülü olduğu için sinirlendi. O robotu hatırlıyor musun? Aldı elimden ve dedi ki artık onların kendi çocukları olacakmış, babam da beni unutacakmış. Ve fazlaymışım. Eğer birine söylersem derin bir nefes aldı, kimse inanmayacak. Çünkü Teyze Lale yalan olduğunu söyleyecek. O büyük. Ona inanacaklar.
Yavaş, kesik kesik konuşuyordu, neredeyse ağlıyordu. Aylinin içinde bir öfke, korku ve suçluluk karışımı alevlendi. Boğazında ağır bir yumru hissetti. Emre döndü, çarşafı tırnaklarıyla çekiştirmeye başladı. Aylin elini uzattı.
Sana inanıyorum. Neden biliyor musun? Çünkü sen asla yalan söylemezsin. Sadece şeker sakladığın zamanlar hariç.
Burun kıvırdı, ama gülümsemedi.
Babam benim yerime onu seçti
Baban sadece gerçeğin tamamını bilmiyor, dedi Aylin, sesini mümkün olduğunca sağlam tutmaya çalışarak. Ama anlayacak. Mutlaka.
Aylin Emreyi yatırdıktan sonra bir çay demlemeye karar verdi. Gecenin sessizliğinde aklına Laleyle nasıl tanıştığı geldi. Buna tanışma denebilirse tabii.
Neredeyse bir yıl önce, anonim bir hesaptan bir mesaj almıştı: *”İyi günler! Kendimi tanıtmayacağım, sadece iyiliğinizi istediğimi bilin. Eşinizin geceleri nerede vakit geçirdiğini merak ediyorsanız, pazartesi akşamı saat yedide, İstiklal Caddesi No: 8deki restorana gelin. Pencere kenarındaki masada.”*
O zamanlar Aylin hâlâ bu “iyilik meleği”nin kim olduğunu merak ediyordu. Şimdi biliyordu: Laleydi. Çürümüş bir koku yayan bir iyilik meleği.
O akşam her şeyi görmüştü. Murat, Lalenin karşısında, masada. Elleri birbirine kenetlenmiş. Bir yanaktan öpücük. Murat sonra bir iş görüşmesi, bir arkadaş, “ciddi bir şey olmadığı” hakkında mırıldanmıştı. Ama Aylin ihaneti affetmeye hazır değildi.
Ayrıldılar. Ama Emre kaldı. Tıpkı Lale gibi, ki kısa sürede Muratın nişanlısı olmuştu.
Lalenin imajı çok iyiydi: kibar, aşırı nazik, çocuklarla iletişim kurabilen. Hepsi bir aradaydı. Hatta Emreye bayramlarda oyuncaklar bile alırdı. Puzzlelar, dinozor setleri, bir keresinde kocaman bir plush kurbağa.
Ama bu hediyeler çocuk için değildi. Murat içindi. Lale çocuğun sevgisi için değil, erkeğin ilgisi için. İyiliği bir araç, gülüşü bir yemdi. Ve şimdi, sabrı tükenip kendi çocuğu ufukta göründüğünde, Lale tonunu değiştirmişti.
Tek bir yerde hata yapmıştı: Aylin bir erkekten vazgeçebilirdi. Ama çocuğunun mutluluğundan asla.
Buzdolabında bir yapılacaklar listesi asılıydı, ama Aylinin umurunda değildi. Bugün çok önemli bir işi daha vardı. Muratla konuşmak.
Telefon ekranına uzun uzun baktı, aramayı açmadan önce. Çaldığında sesler her zamankinden daha uzun geldi. Eski kocası açtığında sesinde bir rahatsızlık vardı. Geceydi.
Acil bir şey mi var?
Acil. Konuşmamız lazım. Emre hakkında.
Hemen gerildi. Telefondan bile hissediliyordu.
Ne oldu? Hasta mı?
Hayır. Artık sana gelmek istemiyor. Lalenin ona kötü şeyler söylediğini anlattı. Onu artık sevmediğini. Başka bir çocuğun olacağını ve onu unutacağını.
Diğer uçta sessizlik oldu. Sonra Murat keskin bir tonla, bir suçlamayı savuşturur gibi konuştu.
Aylin, hadi abartmayalım! Sen cidden bu yalanlara inanacak mısın? Sana yine mi başlıyorsun? Yine mi benim hayatıma, Laleyle ilişkime çocuk üzerinden karışacaksın!
Başlamıyorum. Onun anneyim. Ve onu dinliyorum. Sen, anlaşılan, dinlemiyorsun. Aylinin sesi artık sertti. Sana söylemeye korkmuş. Ve görünen o ki haklıymış.
Onu kullanıyorsun! patladı Murat. Bizim yanımıza gelmesini istemiyorsun. Kendimi suçlu hissetmemi ve peşinden koşmamı istiyorsun. İmkânsızsın, Aylin. Tam bir imkânsızsın.
Hemen cevap veremedi, kavga çıkmasından korkuyordu.




