Bir Havlama Sessizliği KırdıKomasından Uyandı ve Tek Bir İsmi Söyleyerek İkiz Kardeşinin “Kazasının” Sırrını Açığa Çıkardı
Kızları aylardır komadaydı ve her doktor aynı acımasız gerçeği söylüyordu: umut yoktu. Cem ve Aylin, sonunda veda etme cesaretini bulduklarında, hastane yatağının başında bir uçurumun kenarında duruyormuş gibi birbirlerinin ellerini tuttular. Tam o sırada kapıdan beyaz bir köpek fırladı, yatağın yanına atladı ve kızlarının elini yalamaya başladı. Uzun zamandır sessiz ve düz olan monitörler aniden canlandı, seslerle doldu. Ekrandaki çizgiler zıpladı. Kızları gözlerini açtı. Konuşabildiğinde ise ikiz kardeşinin son anlarına dair söyledikleri, ebeveynlerinin kanını dondurdu.
Cem ve Aylin, çocuk sahibi olmak için yıllarca bekledi. Evlerini önce umutlarla, sonra sessizlikle doldurdular. Tüm bilimsel yöntemleri denedilerklinikler, testler, dua dolu geziler, her “bu sefer olmadı” sonrasında yavaş adımlarla arabaya dönüşleri… Aylin, dualarını ceplerinde taşıyarak kutsal mekânları ziyaret etti; Cem de hep yanındaydı. Birlikte güçlüydüler, ama ev hâlâ bomboştu.
Sonunda farklı bir yol seçtiler. Hayat bir çocuğu kucaklarına vermeyecekse, kucaklarını ihtiyacı olan çocuklara açacaklardı. Bir değil, iki çocuk evlat edinmeye karar verdiler. Yakın bir şehirdeki yetimhaneyle görüştüler, ziyaret günü ayarladılar. O sabah mutfak kavurma kokuyordu; Aylin yol sandviçleri hazırladı. Sonra aniden bir mide bulantısı bastırdı, lavaboya koştu. Yolculuk iptal oldu, yerine mahallelerindeki klinikte kendilerini buldularumuttan çok, tedirginlikle.
İnce kağıt örtülü küçük odada hemşire gülümsedi: “Doktoru çağırayım.” Testler yapıldı. Sonuç basit ve şok ediciydi: Aylin hamileydiüstelik 16 haftalık! Cem sevinçten havalara uçtu. Doktoru, hemşireyi sımsıkı sarıldı, neredeyse odadaki saksıyı da kucaklayacaktı. O günden sonra, Leskov çiftinin her şeyi bu mucize bebeğin etrafında döndü.
Cem, babalık rolünü ciddiye aldı. Eve daha önce ismini bile duymadığı sebzeler getirdi, vitamin makalelerini nutuk atar gibi okudu. Aylin, yılların öğretmeni, sabırla dinledi. Birkaç hafta sonra bir sürpriz daha: iki kalp atışı. İkizler.
Hamilelik zor geçti. Aylin uzun haftalar yatakta geçirdi, günleri ve kaburgalarının altındaki minik tekmeleri saydı. Sonunda doğum salonunda iki çığlık yükseldi: ikiz kızlar, pembe ve mükemmel. Büyükannelerinin isimlerini verdiler: Ayşe ve Elif. Herkes onlara Ayşe ve Elif diye seslendi.
Yıllar hızla geçti. İkizler görünüşte benzer, ruhen farklıydı. Ayşe enerji doluydu. Koşarak gider, suda balık gibi yüzer, çabucak arkadaş edinirdi. Gülüşü herkesi kendine çekerdi. Elif ise sessiz, derin sulardı. Sabahları bahçede yürüyüş yapar, hayvanlarla vakit geçirirdi. Yemek kitaplarını roman gibi okur, birkaç malzemeyle evi mis gibi kokutan yemekler yapardı. Birlikte, tek bir insanın iki eli gibiydiler. Ayrı düştüklerinde bile, biri diğerini hep gözetlerdi.
18 yaşına geldiklerinde, zaman daha da hızlandı. Yüzücü Ayşe, Türkiyenin dört bir yanındaki yarışmalara katıldı. Antalyadaki bir turnuvada, kendisine odanın tek insanıymış gibi davranan Emre ile tanıştı. Mesajlar ziyarete, ziyaretler planlara dönüştü. Kısa sürede evlenme hazırlıkları başladı. Düğünden sonra Emreyle başka bir şehre taşınacaktı. Bu hem sevinç, hem de geride bıraktığı ailesi için buruk bir düşüncedi.
Elif ise hep kendisi gibi kaldı. Dünyası ev, kitaplar, tarifler ve yardıma muhtaç hayvanlardı. Yavru kedileri kurtarır, kuşların kanatlarını sabırla iyileştirirdi. En büyük kurtardığı ise Cemin üç yıl önce eve getirdiği Kangal yavrusu Yıldırımdı. Minik beyaz top, kısa sürede 70 kiloluk bir dağa dönüştü. Yıldırım, Elifin nereye gitse peşinden gider, kapısının önünde maaşsız bir bekçi gibi uyurdu.
Bir cumartesi günü, ev düğün planlarıyla çınlıyordu. Emrenin ailesi görüntülü görüşmeye bağlanacak, menü son halini alacaktı. “Bu işi bizim şefsiz halledemezsin,” diyerek Ayşe anahtarları şakırdattı. Emre arabayı çalıştırdı. Elif dışarı adım attı. İşte o anda Yıldırım değişti.
Koca köpek, araba ile yol arasına atladı, fırtına gibi havladı. Ön lastiklere pençelerini geçirdi, uluduses o kadar tüyler ürperticiydi ki Cemin tüyleri diken diken oldu. “Yıldırım!” diye bağırdı, tasmayla koşarak geldi. “Yeter!” Ayşe güldü: “Elif onu şımarttı, gitmesine dayanamıyor.” Elif gülmedi. Köpeğin paniği, onun da içinde sebepsiz bir korku uyandırmıştı. Yine de arka koltuğa bindikardeşinin önemli gününü mahvetmek istemiyordu. Camdan geri baktı, elini kaldırdı. Yıldırım ona baktı, sonra uzun, acı dolu bir uluma salıverdi. Cem, köpeğin tüylerinden süzülen bir damla gözyaşı gördüğüne yemin etti.
Emre dikkatli sürüyordu. Güneş parlıyor, yol kuru, kız kardeşler arabayı şarkılar ve şakalarla dolduruyor
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



