Oya, bu fazla kilolar senin mi?

“Ayşe, şu fazla kiloların yok mu?”

“Senin şu fazla kiloların problem değil mi?” diye ısrar etti Demetin annesi. “Bence fazlam yok, hele ki gelecekteki kocam da beğeniyorsa. Herkes kibrit kutusu gibi mi olacak?” diye alaycı bir tavırla Demetin annesine ve kız kardeşi Elife baktı Ayşe. Bu küstahlık karşısında Elifin yüzü kızardı.

“Anne! Zayıflama çayı aldın mı? Chia tohumları? Niye kahvaltıda bu kadar yağ koydun, bu kilo yapar! Cem, yine mayalı ekmek mi aldın? Bu çok zararlı! Sabah üç bardak su içmezsem kilo veremiyorum Suyum nerede?” Cem, çocukluğundan beri hep böyle cümleler duyuyordu.

Annesi ve ablası hep kilolarıyla takıntılıydı. Ablası Elif otuz sekiz yaşındaydı, hiç evlenmemişti ve sürekli aç gözlü bakışlarıyla zayıf, kambur bir atı andırıyordu. Annesi ise dümdüz bir örgü şişi gibiydi.

Bu durum onu o kadar bunaltmıştı ki hep iştahlı, neşeli insanlara çekilmişti. Ve hep bir gün eşinin annesi ve ablasından farklı olacağını hayal etmişti. Sonunda buldu da!

Adı Ayşeydi. Ayşe İsmi bile yumuşak, tatlı, sanki mis kokulu bir tatlı gibiydi. Hayır, Ayşe şişman değildi. Ama 1.73 boyunda 85 kiloydu.

Ve bu kilolar sağlık ve neşe saçıyordu. Dolgun göğüsleri, ince beli, kadınsı hatları ve tombul yanaklarındaki gamzeleriyle insanın bir ısırası geliyordu. Cem onu ilk gördüğünde büyülenmişti.

Bir akşam ablasını banka işleri için götürdü. Numara alıp sırasını beklerken, o da bankada dolanıyordu.

Ansızın çınlayan bir kahkaha duydu. Öyle bulaşıcıydı ki istemsizce gülümsedi. Kahkahanın sahibini görmek için dayanamayıp sesin geldiği yöne yürüdü.

Gülen, yaşlı bir müşteriye işlem yapan bir banka görevlisiydi. Adam bir şeyler söylemiş, kız da yeniden gülmüştü. Cem gözlerini ondan alamadı

Dalga dalga saçları, kiraz dudakları Üstelik dolgun, sağlıklı bir vücudu vardı, bu çıplak gözle bile belli oluyordu.

Arabada ablasının monoton konuşmalarını dinliyordu ama aklı hâlâ bankada, o kızdaydı.

“Cem, beni dinliyor musun?” diye tersledi Elif.

“Tabii, Elif, dinliyorum,” dedi ama kafası başka yerdeydi.

“İşte, adama kızartma et yemediğimi, sadece haşlanmış tavuk göğsü yediğimi söylüyorum,” diye yakınıyordu son talibinden. Cem anlayışla başını salladı, “Vah vah, ne densiz adam,” der gibi

Ertesi gün akşama doğru soluğu bankada aldı. Hayalindeki kız yerindeydi, rahat bir nefes aldı. Banka kapandıktan sonra arabadan bir buket gül çıkardı ve kıza yöneldi.

“Hanımefendi! Size bir koca ya da annenize bir damat lazım mı?” diye klişe bir laf etti ve gülleri uzattı.

Yüzü o kadar şaşkın ve komik görünüyor olmalı ki kız çıt pıt güldü ama gülleri aldı.

“Aman Allahım! Ne güzeller! Kokusu da harika!” diyerek yüzünü güllere gömdü. O da onu seyretti

O günden sonra ayrılmadılar. Hayatta öyle anlar olur ki birini görürsün ve “İşte bu, başka bir şey aramama gerek yok,” dersin. Cem ve Ayşenin başına da bu gelmişti. Bir ay sonra evlenme teklif etti, o da sevinçle kabul etti. Geriye aileyle tanışmak kalmıştı.

Ayşenin ailesi onu bol yemekli, kahkahalı bir sofra ile karşıladı. Annesi Nurten Hanım, gösterişli bir güzeldi, onu iki yanağından öperek mahcup etti. Babası Mehmet Amca, eski bir dost gibi omzuna vurup mutfağa götürdü.

“Kadınlardan uzak dur, yoksa çeneleriyle öldürürler seni. Ama merak etme, Nurten Hanım sakin bir kadındır, otuz yıldır bu yüzden severim. Ayşemiz ise bir elmastır. Ona iyi bak evlat,” diyerek ciddi bir bakış attı.

Sonra uzun saatler sofrada oturdular. Hepsi iştahla yediler, kahkahalarla güldüler, komik anılar anlattılar. Mehmet Amca gitar çaldı, herkes eşlik etti. Cem kendini bu ailede öyle rahat hissetti ki sanki yıllardır tanıyorlardı

Üç gün sonra Cemin ailesine gittiler. Yolda bir pastaneden el yapımı ekler aldılar. Saat beşte oradaydılar.

Kapıyı Cemin annesi, Sevgi Hanım açtı.

“Oh Merhaba canlarım” Ayşeyi görünce şaşkınlıktan ağzı açık kaldı, kapı koluna tutunarak dondu kaldı.

“Anne, ben de seni seviyorum. Kapıda beklemeyelim mi, içeri girelim?” diyerek annesini ittirdi ve nihayet içeri girdiler.

“Tabii oğlum, tabii Buyrun, buyrun Siz galiba Ayşesiniz, değil mi?” Kendini toparladı ve Ayşeyi baştan ayağa süzdü.

“Evet, ben Ayşe! Tanıştığımıza çok sevindim,” diyerek Sevgi Hanımın elini sıktı. Ama annesi hâlâ şaşkınlıkla ona bakıyordu.

“Baba, Elif, anne, bu Ayşe, nişanlım. Evlilik başvurusu yaptık, yakında düğünümüz var. Ayşe, bu da benim ailem: Ablam Elif, annem Sevgi Hanım ve babam Murat Bey.”

Düğün haberi Cemin ailesini şaşkına çevirmişti. Hepsi sessiz ve hafif şok halindeydi. Odada bir çıt çıkmıyordu, sadece çatal-bıçak sesleri duyuluyordu

“Evet! Ayşe! Sizi aramıza aldığımız için çok mutluyuz. Orada ne var, şarap mı? Ah, tam zamanında! Bir de tatlılar, ama bunlar sizin kızlar için,” diyerek

Rate article
Lifequest
Oya, bu fazla kilolar senin mi?