Genç bir milyoner, karlarla kaplı bir meydanda, iki bebek ikizine sıkıca sarılmış baygın bir kız çocuğu bulur. Bir anda her şeyi değiştirecek şok edici bir sır ortaya çıkar. Cem Demir, İstanbul’un göbeğindeki Demir Kule’nin en üst katından şehri seyrederken, saatler gece yarısını geçmişti. 32 yaşındaki genç iş adamı, ailesinden miras kalan serveti sadece 5 yılda üçe katlamıştı. Mavi gözleri, Boğaz’ın ışıklarına yansırken, yorgunluğunu atmak için alnını ovuşturdu. Açık duran bilgisayarındaki son finans raporuna göz gezdirmeye çalıştı ama kelimeler gözlerinde bulanıklaşıyordu. Biraz temiz hava alması gerekiyordu.
Yünlü pardösüsünü giyip garaja indi. Maserati’si orada onu bekliyordu. Hava, İstanbul için bile alışılmadık derecede soğuktu. Termometre -5 dereceyi gösteriyordu. Cem, birkaç dakika araçla dolaştı. Motorun ritmik sesi onu rahatlatıyordu. Aklı iş rakamları, grafikler ve son zamanlarda hissettiği yalnızlık arasında gidip geliyordu. On yılı aşkın süredir evinde çalışan hizmetçisi Ayşe, ona sık sık “Aşka şans vermelisin” derdi. Ama son ilişkisi -zengin çevrelerden Defne’yle olan fiyasko- onu tamamen işine vermesine neden olmuştu. Farkında olmadan Gülhane Parkı yakınlarına gelmişti.
Park, bu saatte tamamen boştu. Birkaç temizlik görevlisi dışında kimsecikler yoktu. Kar, iri taneler halde yağıyor, adeta masalsı bir görüntü oluşturuyordu. “Belki kısa bir yürüyüş iyi gelir” diye mırıldandı kendi kendine. Arabayı park ettiğinde, soğuk hava yüzünü iğne gibi batıyordu. İtalyan ayakkabıları kara saplanıyor, ardında bıraktığı izler hızla yeni kar taneleriyle kapanıyordu.
Aniden, hafif bir ses duydu. Önce rüzgar sanmıştı ama bu daha farklıydı. Bir çocuğun ağlama sesiydi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Ses, oyun parkından geliyordu. Park, kar altında hayalet gibi görünen salıncaklar ve kaydıraklarla doluydu. Ağlama sesi daha belirginleşmişti. Karlı çalıların ardında, ince bir mont giymiş, 6 yaşlarında bir kız çocuğu yatıyordu. Dudakları morarmıştı. Ama asıl şaşırtıcı olan, kollarında iki küçük bebek tutuyor olmasıydı. “Aman Tanrım” diye mırıldandı Cem, hemen diz çökerek. Nabzını kontrol etti -zayıf ama vardı. Bebekler hareket edildiğini hissedince daha çok ağlamaya başladılar. Cem, hemen pardösüsünü çıkarıp üç çocuğu sardı. Telefonunu çıkardığında elleri o kadar titriyordu ki neredeyse düşürecekti. “Doktor Arslan, geç saat olduğunu biliyorum ama acil bir durum var” dedi gergin bir sesle. “Hemen köşke gelmeniz gerekiyor. Parkta üç çocuk buldum. Biri baygın.” Sonra Ayşe’yi aradı. “Ayşe, üç yatak odasını hemen hazırla. Altı yaşında bir kız ve iki bebek geliyor.”
Dikkatle küçük grubu kucağına alıp arabasına taşıdı. Kız çocuğu şaşırtıcı derecede hafif, ikizler ise en fazla 6 aylık görünüyordu. Isıtmayı sonuna kadar açıp, mümkün olduğunca hızlı bir şekilde şehrin dışındaki malikânesine doğru yola koyuldu. Her an geriye dönüp çocukların durumuna bakıyordu. Bebekler biraz sakinleşmişti ama kız çocuğu hala hareketsizdi. Aklında yüzlerce soru vardı: Bu çocuklar oraya nasıl gelmişti? Aileleri neredeydi? Bu soğukta bir çocuk neden iki bebekle baş başa kalmıştı?
Demir Malikânesi, 1800 metrekarelik devasa bir yapıydı. Cem, demir kapılardan içeri girerken, birçok ışığın yandığını gördü. Ayşe, her zamanki gibi saçını toplamış, pijamasının üzerine bir hırka geçirmiş, kapıda onu bekliyordu. “Aman Tanrım!” diye bağırdı Ayşe, Cem’in kucağındaki çocukları görünce. “Ne oldu?” “Onları Gülhane Parkı’nda buldum” diye yanıt verdi Cem aceleyle. “Odalar hazır mı?” “Evet, pembe suit ve bitişikteki iki odayı hazırladım. Hemşire Hanım da yolda.”
Pembe suit -adını pastel tonlarından alan- malikânedeki en rahat odalardan biriydi. Cem, kız çocuğunu büyük yatakta yatırırken, Ayşe bebeklerle ilgileniyordu. “Bu küçükleri sıcak bir banyo yaptıracağım” dedi Ayşe. 15 yıllık deneyimi, hareketlerinden belli oluyordu. “Doktor gelecek mi?” “Evet, her an gelebilir.” Tam o anda kapı zili çaldı. Doktor Arslan, ailenin doktoruydu. 60’lı yaşlarında, her daim şık giyinen biriydi. “Hastalar nerede?” diye sordu çantasını açarken. Cem onu pembe suite götürdü. Kız çocuğu hala baygındı. Doktor titizlikle muayene etti. “Hafif hipotermi” dedi. “Şanslıymış. Birkaç saat daha soğukta kalsaydı…” Cümlesini bitirmedi ama Cem ne demek istediğini anlamıştı.
Bir süre sonra Hemşire Hanım geldi. Ayşe’yle birlikte ikizlerle ilgilendi. Şaşırtıcı şekilde, bebekler büyük kızdan daha iyi durumdaydı. “Olağanüstü” dedi Doktor Arslan. “Bu küçük kız, bedenini bebekleri korumak için kalkan olarak kullanmış. Bu yaşta böyle bir fedakarlık…” Cem’in boğazı düğümlenmişti. Ne tür bir korku, bir çocuğu böylesine çaresiz ama bir o kadar da cesur davranmaya itmişti?
Gece yavaş ilerledi. Hemşire Hanım, ikizlerle bitişik odada kaldı. Cem ise kız çocuğunun yan
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



