Ayşenin aklından bile geçmezdi Serhata taşınmasını teklif etmek. Görüşmek başka, birlikte yaşamak bambaşka bir şeydi. Cumartesi günü, Serhatı her zamanki yürüyüşleri için bekliyordu. Kapıyı açtığında donakaldı; karşısında iki büyük bavulla duruyordu.
Ayşe koltuğa oturmuş, telefonundaki fotoğraflara bakıyordu. İşte Serhatla parkta ördekleri beslerken, işte yine parkta gezerken, işte mantar toplamaya gittikleri gün… Tanışalı altı ay olmuştu, zaman su gibi akıp gitmişti.
Bir tanışma sitesinde buluşmuşlardı. Ayşe altmış bir, Serhat altmış üç yaşındaydı. İkisi de boşanmış, çocukları büyümüş, kendi hayatlarını yaşıyorlardı.
Serhat ona ilk bakışta hoş gelmişti: kibar, bilgili, esprili bir adamdı. Çocuklarına annelik yapacak ya da evinin hizmetçisi olacak birini aramıyordu. Sadece ilginç biriyle vakit geçirmek istiyordu.
Haftada iki üç kez buluşuyorlardı. Bazen tiyatroya, bazen sergi salonlarına gidiyorlardı. Kafeler, şehir gezintileri, arkadaşının yazlığına küçük kaçamaklar… Ayşe bu bağlılık gerektirmeyen, ama yürek yakınlığı olan ilişkiden memnundu.
“Ayşe, anlat bana, nasıl yaşıyorsun?” diye sormuştu Serhat tanıştıklarının başında.
“İyi, sessiz, huzurlu. Beş yıldır tek başımayım, alıştım.”
“Sıkılmıyor musun?”
“Bazen. Ama arkadaşlarım var, kızlarım gelip gidiyor. Şimdi de sen varsın.”
“Bunu duymak güzel.”
Serhat boşandıktan sonra eski bir binada tek odalı bir daire kiralıyordu. Ev sahibinin huysuz olduğundan, tamirat yapmadığından, ama kirasını düzenli artırdığından yakınıyordu.
“Ne yapalım?” diyordu. “Kendi evim yok. Boşanınca her şey eski eşimde kaldı. Ailesi almıştı o evi, benim yaptığım tadilatların parasını kimse ödemez.”
“Hiç kendine bir şey almayı düşünmedin mi?”
“Nereden bulayım o kadar parayı?”
Ayşe anlıyordu. Kendisinin iyi bir semtte üç odalı dairesi vardı tüm hayatı boyunca çalışıp almıştı. Kızları çoktan ayrı eve çıkmıştı, yani bolca yeri vardı.
Ama aklının ucundan bile geçmiyordu Serhata “Gel buraya” demek. Görüşmek başka, aynı çatı altında yaşamak bambaşkaydı.
Cumartesi, Serhatı yürüyüş için beklerken kapıyı açtı ve iki büyük bavulla karşılaştı.
“Serhat, ne oldu?” diye sordu şaşkınlıkla.
“Ayşe, girebilir miyim? Anlatacağım.”
Salona geçtiler. Serhat bavulları girişte bırakıp koltuğa oturdu.
“Anlıyor musun, ev sahibi daireyi satmaya karar vermiş. Bir hafta içinde çıkmamı istedi.”
“Şimdi ne yapacaksın?”
“Şimdi kalacak yerim yok. Hem hemen daire bulunmaz, hem de param yetmez.”
Ayşe ne demek istediğini anlamaya başladı.
“Ayşe, düşündüm de… Aramızda ciddi bir ilişki var. Altı aydır görüşüyoruz, birbirimizi tanıyoruz. Belki artık birlikte yaşamayı deneyebiliriz?”
“Birlikte mi?” diye tekrarladı Ayşe.
“Evet. Senin üç odan var, yer bol. Üstelik ben beleşçi değilim, çalışıyorum, masraflara ortak olurum.”
“Serhat, ama biz bunu hiç konuşmadık ki.”
“Önceden konuşmaya ne gerek vardı? Hayat kendisi gösterdi yolumu.”
Ayşe ne diyeceğini bilemedi. Böyle bir gelişmeye hazır değildi.
“Serhat, düşünmem lazım.”
“Ne var düşünecek? Birbirimizi seviyoruz.”
“Sevmek ayrı, birlikte yaşamak ayrı.”
“Neden ayrı? Bu yaşta karar vermenin zamanıdır.”
“Ne konuda karar vereceğiz?”
“İlişkimizde. Görüşüyorsak, demek ki birlikte olmalıyız.”
Ayşe girişteki bavullara baktı. Demek Serhat onun adına karar vermiş, eşyalarını getirmiş, oldu bittiye getiriyordu.
“Ya ben istemezsem?”
“Neye karşısın? Mutluluğa mı?”
“Kimsenin bana sormadan eşyalarını getirmesine karşıyım.”
“Ayşe, kızma. Kötü niyetle yapmadım. Şartlar öyle gerektirdi.”
“Şartlar kendiliğinden oluşmaz. İnsanlar oluşturur.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Önce benimle konuşmalıydın, sonra bavulları getirmeliydin.”
Serhat bir süre sessiz kaldı, durumu tarttı.
“Peki. O halde şimdi konuşalım. Sana birlikte yaşamayı teklif ediyorum.”
“Ben de reddediyorum.”
“Neden?”
“Çünkü tek başıma yaşamayı seviyorum. Görüşmek hoşuma gidiyor, ama aynı evde olmak istemiyorum.”
“Ama neden? Birbirimize uygunuz.”
“Görüşmeye, gezmeye, vakit geçirmeye uygunuz. Aynı evi paylaşmaya değil.”
“Farkı ne?”
“Farkı şu: ev paylaşmak her gün demek. Alışkanlıklar, düzen, ödünler…”
“Ee? Birbirimize uyum sağlarız.”
“Mesele de o zaten, uyum sağlamak istemiyorum. Böylesi iyi bana.”
Serhatın yüzü düştü.
“Ayşe, ya sana evlenmeyi teklif edersem?”
“Niye?”
“Nasıl niye? Düzgün, insanca bir hayat için.”
“Serhat, evlilik hiçbir şeyi değiştirmez. Yine birlikte yaşamak istemem.”
“O zaman ilişkimizin anlamı ne?”
“Eskisi gibi. Görüşüyoruz, vakit geçiriyoruz.”
“Sonra?”
“Sonra da görüşmeye devam ederiz.”
“Ama bu ciddi değil!”
“Niye c




