Paramın olmamasının suçlusu sensin: kimse seni evlenmeye ve çocuk yapmaya zorlamadı,’ dedi annem yardım istediğimde.

“Paran yok diye sen suçlusun. Kimse seni evlenmeye ve çocuk yapmaya zorlamadı,” dedi annem yardım istediğimde.

“Bu duruma sen kendin düştün, paran olmadığı için. Kimse seni evlendirmedi, kimse çocuk yapmanı istemedi.” Bunları annem, yüzüme çarptı, ona muhtaç kaldığımı gösterdiğimde.

Yirmili yaşlarımda, Murat’la evlendim. İstanbul’un kenar mahallelerinde küçücük bir stüdyo daire kiraladık. İkimiz de çalışıyorduk: o inşaatta, ben ise bir eczanede. Azla yetiniyorduk, ama idare ediyorduk. Bir ev sahibi olmak için biriktiriyorduk, o zamanlar her şey mümkün gibi geliyordu.

Sonra Efe doğdu. İki yıl sonra da Deniz. Doğum iznine ayrıldım, Murat fazla mesai yapmaya başladı. Ama yine de para yetmiyordu. Her kuruş bezlere, mama doktor faturalarına ve tabii ki kiraya gidiyordu. Kira tek başına, onun kazandığının yarısını alıyordu.

Çocuklarıma bakıyor, her sabah aynı endişeyle uyanıyordum: Ya Murat hastalanırsa? Ya bizi evden atarlarsa? O zaman ne yapardık?

Annem, İstanbul’da iki odalı bir dairede tek başına yaşıyordu. Anneannem de öyle. İkisi de bomboş bir salonla. Saray istemiyorum ki, diye düşünüyordum. Sadece geçici bir köşe. Çocuklar küçükken. Ayaklarımız üzerinde durana kadar.

Anneme, anneannemle yaşayabileceğini önerdim: ikisi bir dairede, biz de diğerinde. Çok yer kaplamazdıksadece Murat, ben ve iki çocuk. Ama dinlemeye bile tenezzül etmedi.

“Annemle mi yaşayacağım?” diye homurdandı. “Aklını mı yitirdin? Hayatım bitti mi sanıyorsun? Ben daha gencim. O yaşlı kadınla aynı evde olmak sinirlerimi altüst eder. Nerede yaşarsan yaşa, beni rahatsız etme.”

Küskünlüğü sessizce yuttum. Ama sonra babamı aradım. Yıllardır yeni eşiyle evli. Dört odalı geniş bir daireleri var, anneannemi oraya alır diye umdum. Sonuçta onun annesi. Ama o da reddetti. İkinci evliliğinden çocukları olduğunu, “evin duvarlara kadar dolu” olduğunu söyledi.

Çaresiz, tekrar annemi aradım. Ağladım. Yalvardım, bir süreliğine bile olsa bize kapısını açması için. İşte o zaman bana şunu söyledi:

“Paran yok diye sen suçlusun. Kimse seni evlenmeye zorlamadı. Kimse senden çocuk istemedi. Büyümek mi istedin? Şimdi sonuçlarına katlan. Sorunlarını kendin çöz.”

Şok olmuştum. Mutfakta telefon elimde oturdum, dünya başıma yıkılıyor gibiydi. Bu, benim annemden geliyordu. Bana destek olması gereken kadından. Çok şey istemedimsadece bir köşe, sadece biraz merhamet.

Ertesi gün, Murat’la ne yapacağımızı konuştuk. Çaresizliğimize cevap veren tek kişi, onun annesi Ayşe Teyze oldu. Kocaeli’nin bir köyünde, bahçeli bir evde yaşıyordu. Boş bir odası vardı ve bizi sevinçle kabul edeceğini söyledi. Hatta çocuklara bakmayı bile teklif etti, biz çalışırken.

Ama korkuyorum. Şehir değil, köy. Sağlık ocağı yok, düzgün bir okul yok, toplu taşıma bile yok. Oraya gidersek, bir daha çıkamayacağımızdan korkuyorum. Çocukların fırsatsız, geleceksiz büyüyeceğinden. Pes edip hayata kapanacağımdan.

Yine de seçeneğimiz yok. Annem, bana sırtını döndü. Anneannem, bize bakamayacak kadar yaşlı. Babam, bizi ailesinden saymıyor. Ve şimdi bir yol ayrımındayım: hiçliğe gitmek ya da yabancı da olsa, samimi bir yardımı kabul etmek.

En çok ne acıtıyor biliyor musun? Yokluk değil. Zorluk değil. Kendi etimiz, kendi kanımız olanların, en çok ihtiyacımız olduğunda en uzak duranlar olması. Ve en büyük korkum kendim için değil. Çocuklarım için. Hiçbir zaman, kendi nineleri tarafından istenmemenin ne demek olduğunu hissetmesinler diye.

Rate article
Lifequest
Paramın olmamasının suçlusu sensin: kimse seni evlenmeye ve çocuk yapmaya zorlamadı,’ dedi annem yardım istediğimde.