Gitti başkasına. On iki yıl sonra döndü ve sadece birkaç kelime söyledi…

O başkasına gitti. On iki yıl sonra döndü ve sadece birkaç kelime söyledi…
O metresine gitti. Ve on iki yıl sonra geri geldi, sadece birkaç cümle…

Mehmet’le üniversiteden hemen sonra evlenmiştik. Hiçbir şeyin bizi ayıramayacağını sanırdık: gençlik, hayaller, ortak planlar ve o zamanlar sonsuz gibi görünen bir aşk. Onunla iki çocuğum oldu, Emre ve Can. Şimdi yetişkinler, kendi aileleri, çocukları, sorumlulukları var. Ama küçükken onlar için yaşadım. İçten içe çökmekte olan ailem için… Ama görmemezlikten gelmekte ısrar ettim.

Mehmet o zamanlardan değişmeye başlamıştı. Önce marketteki genç kasiyerlere, sokaktaki kadınlara attığı gizli bakışlar. Sonra geceleri kapattığı, tuvalete götürdüğü telefon. Biliyordum ama sustum. Kendime, çocuklar için dayanmam gerektiğini söyledim. Her erkeğin kayabileceğini, bunun geçeceğini…

Ama geçmedi.

Çocuklar büyüyüp kendi hayatlarını yaşamaya başlayınca ev bomboş kaldı. İşte o zaman anladım: Mehmetle aramızda sadece anılar kalmıştı. Artık kendime “ailem için” diye yalan söyleyemiyordum. Ve hayatına daha genç, daha güzel, daha özgür bir kadın girdiğinde, eşyalarını toplayıp gitti. Bağırışlar, açıklamalar olmadan. Sadece kapının çarpma sesi. Sonra, sessizlik…

Engel olmadım. Mutfakta oturdum, soğuyan çayıma baktım. Hayatım “önce” ve “sonra” diye ikiye bölünmüştü. “Önce”de 28 yıllık evlilik, Bodrum tatilleri, çocuklar hastayken geçirilen geceler, mutfağın tadilatı, televizyon kumandası yüzünden kavgalar vardı. “Sonra”da sadece bir boşluk kaldı.

Zamanla alıştım. Yalnız yaşamayı öğrendim. Huzur içindeydim: kırgınlıklar, tartışmalar, telefonunda başka birinin mesajlarını bulma korkusu olmadan. Bazen özlüyordum. Bazen kahvaltıda “yanlış yoğurdu” aldığım için söylenirkenki halini hatırlıyordum. Ama zamanla geçmişten çok, huzuru özler oldum. Çünkü geçmişte asla yeterli olamamıştım…

Mehmet hayatımdan tamamen silinmişti. Ne bir arama, ne bir mesaj. Sadece çocuklarla konuşmalarımızda geçiyordu adı. Onu ziyarete giderlerdi ama bunu benimle nadiren konuşurlardı. Aynı şehirde yaşayan iki paralel çizgi gibiydik, asla kesişmeden. On iki yıl…

Sonra, çıkageldi.

Sıradan bir gündü. Akşam yemeğini hazırlıyordum ki kapı çaldı. Açtım… karşımda duran adamı zar zor tanıdım. Mehmet başka biri olmuştu: çökük omuzlar, donuk bir bakış, garip bir tereddüt. Yaşlanmıştı. Saçları ağarmış, zayıflamıştı. Öylece duruyordu, sanki neden geldiğini bile bilmiyormuş gibi.

“Girebilir miyim?” dedi sonunda. Sesi aynıydı. Ama öyle derin bir acı vardı ki, kapı tokmağındaki parmaklarım titredi.

İçeri aldım. Sessizlik. Kelimeler boğazımda düğümleniyordu. Söylenecek o kadar çok şey vardı ki… ama hiçbiri yetmezdi. Bir çay koydum önüne. Fincanı avuçlarında çevirip durdu. Sonra iç çekti:

“Artık evim yok. O kadın… olmadı. Ayrıldım. Şimdi neresi olursa orada kalıyorum. Sağlık da eskisi gibi değil. Her şey yokuş aşağı gidiyor…”

Dinledim. Ne diyeceğimi bilemedim.

“Affet beni,” fısıldadı. “Büyük bir hata yaptım. Sen hep bir taneydin. Çok geç anladım. Belki… yeniden deneyebiliriz? Sadece görmek için bile olsa…”

Yüreğim sızladı. Karşımda hayatımın yarısını paylaştığım adam duruyordu. Çocuklarımın babası. İlk ve aslında tek sevdiğim. Ege’de bir yazlık hayal etmiştik, salonun duvar rengi için tartışmıştık, ev kredisini ödemiş, Emre’nin mezuniyetine katılmıştık.

Ama 12 yıl boyunca sesi çıkmamıştı. Doğum günümü kutlamamış, halimi hatırımı sormamıştı. Şimdi geri dönmüştü… çünkü gidecek başka yeri yoktu. Çünkü yalnızdı.

Hemen cevap vermedim. Sadece,

“Düşüneyim,” dedim.

O günden beri günler geçti. Geri gelmedi, aramadı. Ben ise… hâlâ düşünüyorum. Artıları ve eksileri tartıyorum. Anıları yaşıyorum. Kalbimi dinliyorum. Kırık ama hâlâ atıyor. Ve şimdi, sessiz.

Affedip affetmeyeceğimi bilmiyorum. Yeniden başlamaya değil mi, onu da… Ama bir şey biliyorum: Aşk her zaman şifa değildir. Bazen, yaradır. Ve eski bir kapıyı açmadan önce, içinde bir zaman kaçtığın aynı acının olmadığından emin olmalısın.

Rate article
Lifequest
Gitti başkasına. On iki yıl sonra döndü ve sadece birkaç kelime söyledi…