Ahmet Bey, Okan’ı öyle bir takip ediyordu ki, genç adamın bundan haberi bile yoktu. Tabii ki fark etmeyecekti, sonuçta Ahmet yıllarca bu işin erbabı olarak çalışmıştı! Fakat şimdiye kadar hiçbir şüpheli hareket yoktu, Okan kimseyi evine getirmiyor, tuhaf bir şey yapmıyordu. Ama Ahmet Bey aldanmazdı, sabretmeliydi – er geç Okan bir hata yapacaktı. Çünkü sezgileri ona asla yalan söylemezdi.
Bu mesele onun için çok önemliydi, çünkü kendisini, Ahmet Bey’i ve ailesini ilgilendiriyordu. Küçük Elif henüz bebekken her şey ne kadar güzeldi! Doğduğunda, Ahmet Bey kız çocuğu olmasına üzülmüştü. Elbette bunu sevdiklerine belli etmedi ama içinde bir şeyler onu kemiriyordu – bir kız! Saygın bir adamın evladı olarak bir kız çocuğu mu olacaktı? Erkek evlatla sohbet edemeyecek, zor günlerde dertleşemeyecek, ona hayatı öğretemeyecek miydi?
Ah, bir kız çocuğu… Geç evlenmişti, hep işler engel olmuştu, kadınlar da onun yoğun çalışma temposundan hoşlanmamıştı. Ta ki Leyla’yla tanışana kadar! Ama Leyla da kırklarına merdiven dayamıştı, artık erkek evlat hayali kurmak için çok geçti!
Sonra beklenmedik bir şey oldu. Ahmet Bey farkına bile varmadan küçük kızı onun kalbini fethetmişti. İlk kez babasına gülümsediğinde ve minik elleriyle onun burnunu tuttuğunda, teslim oldu.
Elif’in ilk adımlarını atıp heyecanla ona koşarak “Baba, baba!” diye seslendiği o anı hiç unutmadı. Kızını kucağına alıp sıkıca sarıldığında, hayatındaki en önemli şeyin bu küçük insanın mutluluğu olduğunu anlamıştı. Kızını, yıldızını asla incitmeyecekti!
Leyla gülerek “Ahmet, bizi şımartıyorsun!” derdi. Ahmet ise sevdiklerine hediyeler alır, onların mutlu gözlerine bakarak huzur bulurdu.
Nasıl oldu da Elif bir anda büyüyüvermişti? Daha dün anaokuluna giderken elini tutuyor, başını hafifçe eğip yukarıdan bakarak “Baba, sen çok büyüksün! Bana ayıcık alır mısın?” diye soruyordu. O bakışlar karşısında kendini dünyaların hakimi hissediyordu. Şimdiyse üniversiteyi kazanmış, çalışmaya başlamıştı. “Baba, artık kendi ayaklarımın üzerinde durmalıyım. İş hayatı bana tecrübe kazandıracak” demişti. Ahmet Bey, kızıyla gurur duyuyordu – ne kadar akıllıydı!
Bir gün Leyla’nın gözlerinde bir ışık vardı. Ahmet Bey kızlarının kendisinden bir şey isteyeceğini düşündü. Ama yanılmıştı. Elif gülümseyerek “Baba” dedi, omzundaki hayali bir tozu silkeledi. “Seni ve annemi biriyle tanıştırmak istiyorum. Sakın telaşlanma. Okan çok iyi biri, evlenmek istiyoruz. Onu bu akşam çaya davet ettim. İşte, kapıyı çalıyor!”
Leyla kapıyı açtı: “Hoş geldiniz Okan, ben Leyla. Bu da Elif’in babası, Ahmet Bey.” Ahmet başını salladı, Okan’ın uzattığı eli sıktı ama boğazı düğümlenmişti.
Bu adam onun kızını, Elif’ini evden alıp götürecekti! Aklındaki ses “Ne bekliyordun? Kızının mutlu olmasını istemiyor musun? Yakışıklı, güvenilir bir genç” diyordu. Ama Ahmet Bey bu sesi dinlemek istemedi. Okan’ın kızına layık olmadığına karar vermişti bile. Bir plan yaptı – bu genci test edecekti!
Haftalar sonra nihayet beklediği an geldi. Ahmet Bey, Okan’ın evinin önünde resmi aracıyla bekliyordu. Kızını eve bıraktıktan sonra Okan’ı takip ediyordu. Ya başka biri varsa? Düğün hazırlıkları başlamıştı bile, Elif gelinliğini diktiriyor, misafir listesi hazırlanıyordu.
Sonunda gördüğü manzara onu şoke etti: Okan, kapıda bir kadın ve küçük bir kızla buluştu. Kadını öptü, çantasını aldı, kızın elini tuttu ve içeri girdiler! İşte buydu!
Ahmet Bey haklı çıkmıştı ama bir yandan da Okan’ı sevmişti. Kendi gençliğine benziyordu. Belki de bu mesleki şüpheciliği yersizdi?
Elif coşkuyla “Baba, bir hafta sonra düğünümüz var! Okan’la kafeyi ayarladık. Çok mutluyum!” dedi. Ahmet Bey kızına bakarken içi burkuldu. Okan’ı takip ettiği için utanıyordu. Elif devam etti: “Baba, Okan’ın ailesi yarın geliyor. Akşam bize uğrayacaklar, onun evinde kalacaklar. Bugün de ablası ile yeğeni gelecekti, başka şehirden. Kocası iş gezisinde, sonra katılacak.”
Düğünde Ahmet Bey, Leyla’yla gençliğindeki gibi dans etti. Artık herkesten şüphelenmenin anlamsız olduğunu anlamıştı. İşi ve özel hayatı karıştırmamalıydı.
Bir yıl sonra Elif, Ahmet Bey’e bir torun verdi: Yiğit! Dedelik onu o kadar duygulandırdı ki gözyaşlarını tutamadı. Hayalleri gerçek olmuştu! Artık erkek evladı da vardı – damadı Okan harika biri çıkmıştı. Torunu Yiğit büyüyor, yürümeye başlamıştı bile. Hayatın gerçek mutluluğu buydu işte! Okan’ı takip ettiği o günleri ise kimseye anlatmayacaktı. Sevdiklerine güvenmeyi öğrenmeliydi insan!




