Bir Annenin Kalbini Kıran Oğlu
Mezuniyet balosunda bütün kızlar onunla fotoğraf çektirmek istedi. Ama o, Tuğbayı seçti Ne güzelliği vardı, ne zekâsı, ne de bilgisi. Ama babası, kasabanın önemli bir yetkilisiydi. Tuğbanın mezuniyet elbisesi de en pahalısıydı Üniversiteye de girmeyi başardı. İşte öyle, sanki mezuniyette elini tuttuğu andan itibaren birkaç yıl bırakmadı, sonunda da evlenmeye ikna etti.
Küçükken herkes ona bir tablo gibi hayranlıkla bakardı. Hem yakışıklıydı hem de yaltaklanmasını iyi biliyordu! Kim kucağına alsa, sanki öz evladıymış gibi sarılırdı. Yabancılar bile eline şeker sıkıştırırdı. Ayşe, birilerinin çocuğunu nazar değdireceğinden korkardı. Okula başladığında ise kızlar birbirini çimdiklerdi hepsi onunla arkadaş olmak, sonra da çıkmak istiyordu. Mehmet Hem sınıf birincisiydi hem de sporcuydu. Sadece çok fakirdi. Ama kasabanın şımarık kızları, idolünün paçavraya dönmüş tek kot pantolonla gezmesine aldırmazdı. Başka birine gülerlerdi belki, ama ona asla!
Mezuniyette bütün kızlar onunla fotoğraf çektirmek istedi. Ama o, Tuğbayı seçti
Ayşe, düğünden önce bir domuz sattı, parasını oğluna verdi hepsi bu! Mehmet o birkaç bin lirayı aldı ve gitti
Köye ilk geldiğinde, kucağında küçük bir çocukla gelmişti. İnsanlar mı uydurdu, yoksa gerçek miydi bilinmeyen bir söylenti vardı: Çocuğun babası, evli olduğu için Ayşeye dava açmasın diye bu evi almıştı. Köyde kimse onun akrabalarını görmemişti. Ayşe mütevazı bir hayat sürdü. Köy bakkalında çalıştı, küçük bir bahçesi vardı. Bazen talipleri çıkardı, ama nerede! Hiçbirini kabul etmezdi, Benim bir kocam var! derdi. Gülüyorlardı tabii. Arkadaşları bazen bu konuyu açardı, Yalnız zor oluyordur diye. Sinirlenirdi.
Mehmeti ilkokula kaydettirdiği gün, beden eğitimi öğretmeni Muratı gördü. Yeni mezun olmuş, köy okuluna atanmıştı. Gözleri tesadüfen buluştu. Sonra bir bakmışlardı ki, gözler kendiliğinden birbirini arıyordu Nasıl olduğunu anlamadan birlikte olmaya başladılar. Murat, Mehmete bisiklet sürmeyi öğretti, lastik tamir etmeyi gösterdi. Kışın ormana yürüyüşe gittiler, baharda birlikte sebze ektiler. Ayşe, oğluna gerçeği söylemekten hep çekindi. Çünkü fark etmişti ki, Muratı kucakladığında veya yanında elini tuttuğunda, Mehmet diken diken olur, susardı.
Neden böyle yapıyorsun evladım? O iyi biri! Senin baban olacak diye fısıldardı sevgilisini uğurladıktan sonra.
Onu sevmeni istemiyorum! Sadece beni sev! diye homurdanırdı çocuk.
Bir sabah uyandığında, Mehmet annesini Muratla yatakta gördü.
Artık böyle olacak, yiğidim! dedi Murat, içtenlikle sarılarak.
Olmasın! Bizimle yaşamanı istemiyorum! diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Kahvaltı etmedi, kaçıp gitti. Akşam olduğunda annesi onu bulup eve getirdi.
O içeride mi? diye sordu gözyaşları içinde, kapıyı işaret ederek.
Evet
Gitsin buradan. Yoksa ben girmem!
Evladım! O sana tek bir kötü söz bile söylemedi! Hepimiz bir aile olacağız, herkes gibi diye yalvardı.
Herkes gibi olmak istemiyorum! Sadece seninle olmak istiyorum! O benim babam değil!
Baban olacak, göreceksin
Murat, geldiği gibi bavulunu alıp çıktı. Ayşeyi kucakladı, alnından öptü.
Bir düşün Mehmet. Ben düşman değilim, dedi utangaçça. Düşünecek misin?
Hayır! diye başını salladı çocuk, arkasını döndü.
Onu eve alırsan, kaçarım! dedi annesine, Muratın ardından kapı kapanırken.
Ayşe, oğlunu seçti. Murat köyden ayrıldı, öyle uzaklara gitti ki bir daha kimse onu görmedi. Ayşe, yılbaşına doğru ikinci bir oğul doğurdu: Ali. Büyük oğlunun küçüğü reddedeceğinden korkuyordu. Ama Mehmet, her şeye meraklıydı, annesine Bu bebeği nereden buldun? diye sormadı bile. Onu sevdi, baktı. Ayşe ise hep büyük oğluna karşı bir suçluluk duydu, en küçük sözüne bile dikkat etti.
Mehmetim öyle olgun ki, diye övünürdü arkadaşlarına, Öyle akıllı bir çocuk ki, ben ona danışırım.
Onlar kıkırdardı, çünkü biliyorlardı ki Ayşe, oğlunun aklı yüzünden yalnız kalmıştı
Mehmetin okuldan Tuğba ile arkadaşlık etmesine seviniyordu. Varlıklı bir aileydi, evlenirlerse oğluna hem destek olacaklar hem de onu yükselteceklerdi içinden böyle umut ediyordu.
Her cumartesi olduğu gibi, üniversiteli oğlunu bekliyordu. Börekler pişirdi, paça çorbası yaptı. Tren çoktan geçmişti, ama Mehmet gelmemişti.
Anne! Ali, koşarak geldi. Mehmet, Tuğbayla onların evine gitti!
Akşam yemeği yenmedi. Beklediler. O gece gelmedi. Sabah da gelmedi. Doğruca trene atladı. Annesini her zamanki gibi öpmedi.
Anne! Evleniyoruz! diye bildirdi.
Ayşe, bir gece düşündüğü o sözleri söylemek istedi. Ama ağzından tek kelime çıkmadı, çünkü oğlu devam etti:
B
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



