Amca, lütfen küçük kız kardeşimi alın — çok uzun zamandır hiçbir şey yemedi,” diye seslendi ve aniden dönüp şaşkınlıkla donakaldı!

“Amca, lütfen küçük kız kardeşimi al… O çok aç,” dedi çocuk, aniden dönüp şaşkınlıkla durdu.

“Amca, lütfen… Kardeşimi al. Hiçbir şey yemedi…”

Bu sessiz, umutsuzluk dolu ses, sokak gürültüsünü yarıp geçerek Murat’ı aniden durdurdu. Koşuyorduhayır, adeta bir görünmez düşman peşindeymişçesine hızla ilerliyordu. Zaman daralıyordu; milyonlarca lira, bugünkü toplantıda alınacak tek bir karara bağlıydı. Eşi Işık’ınonun ışığının, dayanağınınkaybından sonra iş, hayatının tek anlamı haline gelmişti.

Ama bu ses…

Murat arkasına baktı.

Önünde yedi yaşlarında bir çocuk duruyordu. Zayıf, dağınık, gözleri ağlamaktan kızarmış. Kollarında küçük bir yumak tutuyordu, içinden minicik bir yüz görünüyordu. Yıpranmış bir battaniyeye sarılı kız çocuğu hafifçe ağlıyor, çocuk da onu sıkıca tutuyordu, sanki bu kayıtsız dünyada tek koruyucusu oymuş gibi.

Murat tereddüt etti. Zaman kaybetmemesi gerektiğini biliyordu, gitmeliydi. Ama çocuğun bakışlarındaki bir şey, ya da o basit “lütfen” kelimesi, ruhunun derinlerine dokunmuştu.

“Annen nerede?” diye yumuşakça sordu, çocuğun yanına çömelerek.

“Geri geleceğini söylemişti… ama iki gündür yok. Burada bekliyorum, belki gelir,” dedi çocuk, sesi titreyerek.

Adı Emir’di. Küçük kız ise Zeynep… Tamamen yalnızdılar. Ne bir not, ne bir açıklamasadece, yedi yaşındaki bir çocuğun boğulurken son bir umuda sarılması gibi tutunduğu bir umut.

Murat onlara yemek almayı, polisi aramayı, sosyal hizmetleri haberdar etmeyi teklif etti. Ama “polis” kelimesini duyunca Emir ürperdi ve acıyla fısıldadı:

“Lütfen bizi götürmeyin. Zeynep’i alırlar…”

O an Murat anladı: artık sadece gidemezdi.

Yakındaki bir kafede Emir açgözlülükle yedi, Murat ise eczaneden aldığı mama ile Zeynep’i besledi. İçinde uzun süredir unuttuğu bir şey uyanıyordusoğuk kabuğun altında gömülü kalmış bir duygu.

Asistanını aradı:

“Bugünkü ve yarınki tüm toplantıları iptal et.”

Bir süre sonra polisler geldiKomiser Demir ve Sosyal Hizmetler Uzmanı Ayşe. Standart sorular, rutin işlemler… Emir, Murat’ın elini sıkıca tuttu:

“Bizi yuvalığa vermeyeceksin, değil mi?”

Murat, kendisinden bile beklemediği bir cevap verdi:

“Vermeyeceğim. Söz veriyorum.”

Karakolda formaliteler başladı. Eski bir dost ve deneyimli bir sosyal hizmet uzmanı olan Leyla Hanım sayesinde her şey hızla tamamlandıgeçici vesayet.

“Sadece anneleri bulunana kadar,” diye tekrarladı Murat, daha çok kendisine. “Sadece geçici.”

Çocukları evine götürdü. Arabada mezar sessizliği vardı. Emir, kardeşini sıkıca tutuyor, soru sormuyor, sadece ona ninniler mırıldanıyordu.

Murat’ın dairesi, geniş pencereleri ve şehrin manzarasıyla onları karşıladı. Emir için bir masal gibiydihayatında hiç bu kadar sıcak ve güvenli bir yer görmemişti.

Murat ise şaşkındı. Bebek maması, bezler ve uyku düzeni hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Bezlerin üzerine takılıyor, ne zaman besleyeceğini, ne zaman uyutacağını unutuyordu.

Ama Emir yanındaydı. Sessiz, dikkatli, tetikte… Murat’ı, bir an kaybolabilecek bir yabancı gibi izliyordu. Ama aynı zamanda yardım ediyorduZeynep’i nazikçe sallıyor, ninniler söylüyor, onu uyutmayı biliyordu, tıpkı bunu daha önce defalarca yapmış biri gibi.

Bir akşam, Zeynep uyuyamıyordu. Huzursuzca dönüyor, ağlıyordu. Emir yanına gitti, onu kucağına aldı ve hafifçe mırıldanmaya başladı. Birkaç dakika sonra kız uykuya daldı.

“Onu nasıl bu kadar iyi sakinleştirebiliyorsun?” diye sordu Murat, içi ısınarak.

“Öğrenmek zorunda kaldım,” dedi Emir. Kırgınlık ya da şikayet olmadansadece bir gerçek.

Tam o sırada telefon çaldı. Leyla Hanım arıyordu.

“Annelerini bulduk. Hayatta, ama rehabilitasyondamadde bağımlılığı, durumu ağır. Tedaviyi tamamlarsa ve çocuklara bakabileceğini kanıtlarsa, onları geri alabilir. Yoksa devlet vesayeti üstlenecek. Ya da… sen.”

Murat sustu. İçinde bir şey sıkıştı.

“Resmi olarak vesayet alabilirsin. Hatta evlat edinebilirsin. Eğer gerçekten istiyorsan.”

Baba olmaya hazır olduğundan emin değildi. Ama bir şeyi biliyordu: onları kaybetmek istemiyordu.

O akşam, Emir oturma odasının köşesinde sessizce resim yapıyordu.

“Peki şimdi bize ne olacak?” diye sordu, gözlerini kağıttan ayırmadan. Ama sesinde her şey vardıkorku, acı, umut ve yeniden terk edilme korkusu.

“Bilmiyorum,” diye dürüstçe cevapladı Murat, yanına oturarak. “Ama güvende olmanız için elimden geleni yapacağım.”

Emir bir süre sustu.

“Bizi tekrar alacaklar mı? Senin yanından, bu evden götürecekler mi?”

Murat onu kucakladı. Sıkıca. Kelimeler olmadan. Tüm gücüyle şunu söylemek istiyordu: Artık yalnız değilsin. Asla.

“Sizi bırakmayacağım. Söz veriyorum. Asla.”

O an anladı: bu çocuklar artık rastgele değildi. Onun bir parçası olmuşlardı.

Ertesi sabah Murat

Rate article
Lifequest
Amca, lütfen küçük kız kardeşimi alın — çok uzun zamandır hiçbir şey yemedi,” diye seslendi ve aniden dönüp şaşkınlıkla donakaldı!