Boş ver, Slavko! Üzülme! En azından Yeni Yılı harika karşıladın!
İşte memleketi. Sertaç, perondan indi, istasyon meydanına çıktı ve otobüs durağına doğru yürüdü. Karısına bugün geleceğini söylememişti.
Sertaçın canı sıkkındı çünkü Ayşeyle zor bir konuşma yapmak zorundaydı. Karısı yine onu bencil ve duyarsız olmakla suçlayacak, şikayet edecek, her zamanki gibi
Peki ya duyarsız mıydı? Bu arada, Yeni Yılı kutlamak için onu aramıştı, ama telefonunu kapatmıştı. Küsmüştü!
Üç gün boyunca aramaya devam etti, ama Ayşe telefonu açmadı. O da küsüp aramayı bıraktı.
Hem bu arada, onun ailesini ve kız kardeşini bile kutlamamıştı, kendisini hiç söylemiyorum bile. Bunu şimdi kapıdan girer girmez yüzüne söyleyecekti.
Sadece o suçlamıyordu; Ayşenin de hataları vardı, o yüzden hesap versin! Ne demişler? En iyi savunma, saldırıdır.
Sertaç, kendini toparladı ve apartmanın girişine oldukça sert bir ruh haliyle girdi.
Ev sessizlikle karşıladı onu.
Kimse yok mu? Ayşe, geldim! diye bağırdı Sertaç, ama cevap veren olmadı.
Mutfakta yoktu, bir odaya baktı boş, diğer oda aynı. Ama birden gözüne bir şey çarptı: duvarın yanındaki bebek karyolası yoktu, üstünde alt değiştirme masası olan komodin ve Ayşenin ailesinin hediye ettiği bebek arabası kaybolmuştu.
Sertaç aceleyle dolaba koştu karısının kıyafetlerinin asılı olduğu bölüm de bomboştu.
Delirdi mi? Beni terk mi etti? diye geçirdi içinden.
Kayınvalidesini aradı, ama kimse açılmadı. Sonra Ayşenin arkadaşı Sibeli aramaya karar verdi. Yine sessizlik. Sonunda, Sibelin kocası Murata ulaşabildi.
Murat, selam! Sibeli verir misin? Bir türlü ulaşamıyorum, diye rica etti.
Sibel çocukla köyde, akrabalarının yanında. Orada bazen sinyal sıkıntısı oluyor. Ben dün döndüm, bugün vardiyam var. Onlar hâlâ tatilde. Murat cevapladı. Sibeli neden aradın ki?
Ayşenin nerede olduğunu biliyordur diye. Eve geldim, ama o yok. Bebek için aldığımız her şey de yok, dedi Sertaç.
Bak, karın doğum yapmak üzereydi. Sen nasıl ailenin yanına gidersin de onu evde yalnız bırakırsın? diye şaşırdı Murat.
O gitmek istemedi ki! Doktorlar 10-11 Ocakta doğum olacağını söylemişti. Zamanı vardı.
Tebrikler, şapşal, şimdi bekârsın, diye güldü arkadaşı.
Neden? anlamadı Sertaç.
Çünkü büyük ihtimalle boşandın artık. Gerzek! Hastaneyi ara, muhtemelen oradadır, diye tavsiye etti Murat.
On gün önce
Anlamıyorum, Sertaç, diyordu annesi telefonda, neden evde oturacaksın? Ayşe gelmek istemiyorsa, sen tek başına gel. Doğumuna daha iki hafta var, yetişirsin.
Üstelik bütün akrabalar gelecek: Teyze Sevgi ile enişte Orhan gelecek, Elif ile Cem gelecek, Aylin ile Tolga Biz de babanla birlikte olacağız.
Elif, bizim için ormanın içindeki bir otelde dört günlük rezervasyon yaptırdı 30undan 2sine kadar.
31inde restoranda canlı müzikli bir yemek olacak. Ben senin payını ödedim, sonra verirsin. Bize kadar kal, 8inde dönersin. Tam karının doğumuna yetişirsin.
Ayşe gitmek istememişti:
Sertaç, her an doğum yapabilirim. Herkes eğlenirken, birden sancılarım başlarsa ne yapacağız? Hem otel şehir dışında ambulans yetişebilir mi?
Hayır, ben gitmiyorum.
Annen haklı, kadınlar hamileliği hastalık sanıyor, bebek doğurmayı da kahramanlık. O üç çocuk doğurdu, izin bile kullanmadı, her şeye yetişti.
Tabii, Sertaç Ayşenin haklı olduğunu biliyordu. Ama yılbaşını evde karısıyla, basit bir sofra başında geçirmek içini sıkmıştı.
Tüm akrabalar eğlenirken, şarkılar s




