Erken Bahar
Küçük Dilara, dört yaşındaki bir kız çocuğu, yeni taşınan komşularını inceliyordu. Bahçedeki bankta oturan ak saçlı bir emekliydi bu. Elinde, bir masal kahramanı gibi dayandığı bir baston vardı.
Dilara merakla sordu:
“Dede, sen büyücü müsün?”
Olumsuz yanıt alınca biraz buruklandı.
“O zaman niye bastonun var?” diye devam etti.
“Yürümek için, hareket etmemi kolaylaştırıyor,” diye açıkladı yaşlı adam ve kendini tanıttı: “Adım Ahmet Bey.”
“Demek çok yaşlısın?” diye üsteledi Dilara.
“Senin ölçülerine göre evet, benimkine göre henüz değil. Sadece ayağım ağrıyor, kırılmıştı geçenlerde. Düşmüştüm. Şimdilik bastonla idare ediyorum.”
Tam o sırada Dilaranın babaannesi Nurten Hanım çıktı ve torununu parka götürmek üzere elinden tuttu. Yeni komşuya selam verdi, o da gülümsedi. Ama altmış iki yaşındaki Ahmet Beyin asıl dostluğu Dilara ile kuruldu. Küçük kız, babaannesini beklerken biraz erken çıkıp yaşlı dostuna tüm haberleri yetiştiriyordu: hava durumunu, öğle yemeğinde ne piştiğini, arkadaşının geçen haki hasta olduğunu
Ahmet Bey de her seferinde ona kaliteli bir çikolata ikram ediyordu. Şaşkınlıkla fark etti ki, Dilara teşekkür edip çikolatayı açıyor, tam ortasından ısırıp yarısını yiyor, diğer yarısını da özenle kağıdına sarıp ceketinin cebine koyuyordu.
“Hepsini yemedin, beğenmedin mi?” diye sordu Ahmet Bey.
“Çok lezzetli ama babaanneme de vermeliyim,” dedi Dilara.
Bu cevap yaşlı adamı çok duygulandırdı ve bir sonraki sefer iki çikolata getirdi. Ancak küçük kız yine yarısını ayırdı.
“Peki şimdi kime saklıyorsun?” diye sordu Ahmet Bey, çocuğun bu tutumluluğuna şaşırarak.
“Şimdi annemle babama verebilirim. Kendileri alabilirler ama onlar da ikram edilince mutlu oluyorlar,” diye açıkladı Dilara.
“Anladım. Demek siz çok sıcak bir ailesiniz,” dedi komşu. “Şanslısın kızım. Hem de çok iyi bir kalbin var.”
“Babaannemin de öyle. Çünkü o herkesi çok seviyor,” diye anlatmaya başladı Dilara ama Nurten Hanım çıkageldi ve torununun elini tuttu.
“Ah, bu arada Ahmet Bey, ikramlar için teşekkür ederiz ama torunuma da bana da çok şeker yaramıyor. Kusura bakmayın.”
“Öyleyse ne yapayım? Ne ikram etmeliyim sizlere?” diye sordu.
“Evde her şeyimiz var, teşekkürler,” diye gülümsedi Nurten Hanım.
“Olmaz, öyle yapamam. Sizi mutlu etmek istiyorum. Üstelik iyi komşuluk ilişkileri kurmaya çalışıyorum, bunu saklamıyorum,” dedi Ahmet Bey.
“O zaman kuru yemişlere geçelim. Ama sadece evde, temiz ellerle yeriz. Olur mu?” diye sordu Nurten Hanım, hem torununa hem de komşuya bakarak.
Dilara ve Ahmet başlarını salladılar. Ertesi gün Nurten Hanım, torununun ceplerinde birkaç ceviz veya fındık bulmaya başladı.
“Ah seni küçük sincap! Kuru yemiş taşıyorsun. Pahalı bir şey bunlar şimdi, Ahmet Beyin ilaçları var, görüyorsun ya, aksak yürüyor.”
“O hiç de yaşlı değil, aksak da değil. Ayağı iyileşiyor,” diye savundu Dilara arkadaşını. “Hatta kışın kayak yapmak istiyor!”
“Kayak mı?” diye şaşırdı Nurten Hanım. “Öyleyse aferin ona.”
“Bana da kayak alır mısın, babaanne?” diye atıldı Dilara. “Ahmet Beyle birlikte kayacağız. Bana öğreteceğini söyledi!”
Nurten Hanım, parkta torunuyla yürürken Ahmet Beyi de gördü; artık bastonsuz, enerjik adımlarla yürüyordu.
“Dede, ben de seninle geliyorum!” diye koşarak yetişti Dilara, onunla aynı tempoda adımlamaya başladı.
“O zaman beni de bekleyin,” diyerek yetişmeye çalıştı Nurten Hanım.
Böylece üçü birlikte yürümeye başladılar. Kısa sürede Nurten Hanım da bu ritmi sevdi, Dilara için ise eğlenceli bir oyuna dönüştü. Enerjisi görenleri kıskandırıyordu: Koştu, yolda büyüklerinin önünde dans etti, banklara tırmandı, sonra tekrar yanlarına gelip komut verdi:
“Bir-iki, üç-dört! Daha sert adım, ileri bak!”
Yürüyüşten sonra Nurten Hanım ve Ahmet Bey bahçedeki banka otururken, Dilara arkadaşlarıyla oynuyor ve her seferinde vedalaşırken Ahmet Beyden bir avuç kuru yemiş alıyordu.
“Çok şımartıyorsunuz onu,” diye çekindi Nurten Hanım. “Bu geleneği bayramlara saklayalım, lütfen.”
Ahmet Bey, Nurten Hanıma beş yıl önce dul kaldığını, nihayet üç odalı evini bölüp bir daireyi oğluna verdiğini, kendisinin de bu küçük eve taşındığını anlattı.
“Burayı sevdim. Topluluğa pek düşkün olmasam da komşuluk ilişkileri önemli.”
İki gün sonra Ahmet Beyin kapısı çalındı. Karşısında Dilara ve elinde bir tepsi börekle Nurten Hanımı gördü.
“Biz de size ikram etmek istedik,” dedi Nurten Hanım.
“Çaydanlığınız var mı?” diye sordu Dilara.
“Tabii ki, ne mutlu bana!” diyerek kapıyı ardına kadar açtı Ahmet Bey.
Çay keyfi hepsine huzur verdi. Dilara, Ahmet Beyin kitaplığını ve resim koleksiyonunu hayranlıkla incelerken, Nurten Hanım torununun neşesine ve komşunun her resmi sabırla anlatışına şahit oldu.
“Benim torunlarım uzakta… Üniversiteliler. Özledim onları,” diye




