Mutluluğa Yolculuk: İki Aşığa Yeni Bir Başlangıç
Ayşe, sevdiği adama doğru yol alıyordu, sanki mutluluğun kanatlarında uçuyordu. Oğlu nihayet liseyi bitirmiş ve üniversiteye kabul edilmişti. Artık yıllar süren bekleyişin ardından, kocasıyla birlikte yaşayabileceklerdi.
Oğlunu okula gönderdikten hemen sonra otobüs bileti alıp Mehmetin yanına gitmişti. Evlilikleri henüz iki yıllıktı, ama birbirlerini tanıdıklarından beri sanki bir ömür geçmiş gibiydi.
İlişkileri kolay olmamıştı. Zorluklarla başlamış, pek çok şey atlatmışlardı, ama kader onlara birlikte bir gelecek vaat ediyordu. En azından, Ayşe buna inanıyordu.
Sekiz yıl önce tanışmışlardı. O zamanlar, ilk eşi Ahmetten yeni boşanmış ve kimseyi yakınına sokmak istemiyordu. Ta ki Mehmetle karşılaşana kadar. Ona bile başlarda mesafeli durmuştu. Mehmet, eski eşi gibi olmadığını kanıtlamak için büyük çaba harcamak zorunda kalmıştı.
Altı ay boyunca görüşmüşler, sonra birlikte yaşamaya karar vermişlerdi. Mehmet, onun evine taşınmıştı çünkü kendi küçük dairesinde ailecek sıkışacaklardı. Ayşenin on yaşında bir oğlu vardı. Uslu bir çocuktu, ama üvey babasıyla hemen anlaşamamıştı.
Üç yıl birlikte yaşadıktan sonra, Mehmet evlenmekten bahsetmeye başlamıştı. Fakat Ayşe hiç heyecanlanmamıştı.
Ona göre evlilik belgeleri anlamsızdı. Üstelik, aldatmayı engellemiyordu, ister erkek ol ister kadın.
O, olduğu haliyle mutluydu, değişim istemiyordu.
Mehmet başta onun fikrine saygı göstermiş, ama sonra bunun kendisine yetmediğini fark etmişti. Ayşeyi her anlamda eşi olarak görmek istiyordu. Sonunda bir ültimatom vermişti: Ya evleneceklerdi ya da ayrılacaklardı.
Ayşe, bu ısrarından hoşlanmamış ve ayrılmanın daha iyi olacağına karar vermişti. Ve öyle de yapmışlardı, tam altı ay boyunca.
Bu süreçte Mehmet, başka bir şehre taşınmıştı. Bir arkadaşı ona iyi maaşlı bir iş teklif etmişti. Nadiren eve geliyor, sadece iki ayda bir ailesini ziyaret ediyordu. İşte bu ziyaretlerden birinde Ayşeyle yeniden karşılaşmıştı.
O, parkta yürüyor ve hayatının mükemmel gittiğini düşünüyordu. Öyle mutlu ve kaygısızdı ki, ta ki gözleri Mehmetinkilerle buluşana kadar.
Bakışlarında, onun da yüreğinde hissettiği şeyi okumuştu. Onu hâlâ seviyordu. Ve bunu saklayamazdı.
İlişkilerini yeniden başlatmışlardı, bu kez uzaktan. Bazen o Mehmeti ziyarete gider, bazen de Mehmet onun yanına gelirdi. Her buluşma özenle planlanırdı, ama her seferinde sıcaklık ve tutkuyla doluydu.
Genellikle ayda bir görüşürlerdi, nadiren iki kez. Mehmet defalarca yanına taşınmasını teklif etmişti. O şehirde iki odalı bir daire satın almıştı, kredisi hâlâ devam etse de.
Ayşe bütün kalbiyle istiyordu, ama o an hayatını bu kadar hızlı değiştiremezdi. Oğlu ergenliğe girmişti, ilgiye ihtiyacı vardı. Bir de annesi hastaydı, bakım gerekiyordu. İki yıldan fazla bir süre annesini ayağa kaldırmak için uğraşmış, nihayet durumu düzelmişti.
“Uzun yaşayın!” demişti doktor sevinçle taburcu ederken.
Fatma Hanım artık kızını yanında tutmuyordu, ama oğlu Can lisenin son yıllarındaydı. Okulunu değiştirmek istememiş ve annesinden bitene kadar beklemesini rica etmişti. Bir uzlaşmaya varmak zorunda kalmıştı.
Can onuncu sınıfa başlamadan önceki yaz, nihayet Ayşe ve Mehmet evlenmişlerdi. Kocasının yüzündeki mutluluğu görünce, keşke daha önce kabul etseymiş diye düşünmüştü, ama olan olmuştu. Artık sadece buluşmuyorlardı. Ama aralarında yüzlerce kilometre vardı.
Şimdi ise Can üniversiteye kabul edilmişti. Ayşe oğluyla gurur duyuyordu ve artık kendi hayatını düzene sokabileceğini biliyordu. Mehmete taşınacağını söylememişti, ona sürpriz yapmak istiyordu.
Mehmet bunun olacağını tahmin ediyordu, ama kesin tarihi bilmiyordu.
Ayşe valizini topladı, otobüse bindi ve onun yanına doğru yola çıktı. Bu günün Mehmetin hafızasında yer etmesini istiyordu. Gözlerini kapattığında, dantel iç çamaşırlarıyla yatağa taze güller serpiştirdiğini, lezzetli bir akşam yemeği hazırladığını ve sevdiğinin işten dönmesini beklediğini hayal ediyordu.
Otobüste giderken tüm bu detayları düşünüyordu. Mehmetin bu sürprize çok sevineceğinden emindi, ama sürpriz onu bekliyordu.
Anahtarıyla kapıyı açtığında donup kaldı. Mavi gözlü, kızıl saçlı genç ve güzel bir kız ona bakıyordu.
“Sen kimsin?” diye sordu yabancıya.
“Ben Esra. Ah, sen Ayşe olmalısın. Özür dilerim, hemen gidiyorum!”
“Ne demek gidiyorsun? Kimsin sen?” diye öfkelendi Ayşe.
“Lütfen sinirlenme. Ben kocanın sevgilisiyim!”
“Ne? Kocamın sevgilisi mi?”
Ayşe sessizce kapıyı kapattı, geride bıraktığı her şeyin artık ona ait olmadığını anlayarak, yalnız başına yeni bir yol çizmeye karar verdi.




