Nazlı akşam yemeği hazırlıyordu ki kapı çaldı. “Kim o?” diye seslendi, kapıyı açtığında karşısında yaşıtı bir kadın duruyordu.
“İyi akşamlar, siz Nazlı mısınız?” diye sordu yabancı kadın.
“Evet, benim. Siz?”
“Ben… eşinizin yakın arkadaşıyım.”
“Serdar’ın mı?”
“Serdar’cığının…”
“Ne kadar tatlı,” diye gülümsedi Nazlı alaylı bir ifadeyle. “Demek siz ve eşim birbirinizi seviyorsunuz? Ben mutluluğunuza engel miyim?”
Kadın şaşırdı. “Bunu nereden biliyorsunuz?”
“İlk değilsiniz,” diye omuz silkti Nazlı. “Ama rahat olun, onu tutmuyorum. Hemen bugün alıp gidebilirsiniz. Size ne söyledi? Çocuklarımız küçük, onları bırakamaz mı dedi?”
“Hayır… Dedi ki… babanız vefat edene kadar beklememiz gerekiyormuş…”
Nazlı dondu kaldı. Babası henüz yetmişine bile gelmemişti, sağlığına dikkat ederdi, hastalanması nadirdi ve ölümü aklının ucundan bile geçmezdi.
“Yanlış anladınız herhalde.”
“Hayır,” diye ısrar etti kadın. “Serdar açıkça söyledi. Ailenizin evine taşınmanız için babanızın ölmesini bekliyormuş.”
Nazlı’nın yüzü sertleşti. “Babam sapasağlam, inşallah uzun yıllar yaşayacak. Hem bu ev benim malım, Serdar’a bırakmak gibi bir niyetim yok!”
“Nasıl yani?” diye afalladı kadın. “O bu evin kendisine kalacağını söyledi!”
Nazlı derin bir nefes aldı. “Serdar size yalan söylemiş. Ama sorun değil, ben onu bırakıyorum. Yarın boşanma davası açacağım. Mahkeme neyi uygun görürse öyle paylaşırız. Tabii bu ev hariç.”
Kadın şaşkınlıkla ayrılırken Nazlı, Serdar’ın eşyalarını toplamaya başladı.
Akşam işten dönen Serdar, yemeği tek başına yediğinde şüphelenmedi. Her zamanki gibi “akşam yürüyüşüne” çıkacağını söyledi.
“Tabii, canım,” dedi Nazlı. “Yaşımız ilerliyor, hareket etmek iyidir.”
Serdar birden dikildi. “Ne yaşı? Ben daha gencim!”
“Evet, tabii,” diye alay etti Nazlı. “Ama geçen gün otobüste bir genç kız sana yerini verdi, hatırladın mı? ‘Amca, buyurun,’ dedi.”
Serdar öfkelendi. “Beni kimse amca diye çağırmaz!”
Nazlı gülümsedi. “Zaten son bir yıldır ayrı odalarda yatıyoruz. Sanırım artık bir anlamı kalmadı.”
Serdar kapıyı çarpıp gitti. Ertesi gün boşanma davası açıldı. Mahkeme, Serdar’a arabayı ve garajı verdi, yazlık ev Nazlı’ya kaldı.
Nazlı, yazlığı satıp babasıyla birlikte seyahate çıktı. İstanbul, İzmir, Antalya… Babası kendini çok iyi hissediyordu, öyle ki yıllarca yaşayacak gibiydi.
Serdar ise sevgilisiyle yaşamaya başladı. Ancak birkaç ay sonra aynı hikaye tekrarlandı. Kadın, Serdar’ın eşyalarını kapının önüne koydu.
Serdar, Nazlı’nın kapısına geldiğinde komşular onu uyardı: “Nazlı Hanım şehirde değil, babasıyla yine tatile çıktı.”
O gece Serdar garajda uyumak zorunda kald. Belki başka bir kadın bulabilirdi… Sonuçta o hâlâ genç ve güçlü bir adamdı…
**Hayat bazen adaleti kendi elleriyle dağıtır. Güçlü duranlar bile, içten içe çürüdüklerinde eninde sonunda düşerler.**




