Viktor, alışılmıştan daha geç döndü, eşi Tamara, sevgiyle beklerken yolda bir şeyler oldu diye endişelendi; küçük oğlu Kolya ise “Nerede babam, babam nerede?” diyerek sabırsızlanıyordu.

5 Aralık 2023, Pazartesi

Bugün akşam evimizdeki eski ocak hâlâ duman çıkartıyordu, annem Fatma, babam Velinin geç gelmesinden hâlâ endişeliydi. Kaan, küçük oğlum, odasından Baba nerede? diye bağırıyordu, bir adım atamadan neredeyse bir yıpranmış çizmeyi zorlayarak yaklaştığı o odaya doğru koşuyordu.

Soğuk bir kış gecesinde, bahçeye iki büyük sarı taksi süzüldü; Veli nihayet geldi. Baba! Geldin! diye bağırdı Kaan, ocağın önünden tek ayak üzerinde zıplayarak, patikli bir çizmeye takılıp yürümeye çalıştı.

Annem bir an önce babamı içeri almalı, kış çok soğuk, ne zaman odaya gireceksin? dedi. Kaan biraz kırgın, dudaklarını büzdü, gözleri doluydu. Ağlama, söyleycek bir şeyim yok, diye seslendi annemi azar verirken.

Veli hâlâ ocağın yanında durmuyordu. Acaba neyi bekliyor? Sarhoş mu? diye düşündüm içimden. Fatma, Kaan otur bakalım, ben kendim bakarım, dedi ve bir çare aradı.

Tam o anda, kapı gıcırdadı, duman bulutları içeri doldu. Veli bir çift eliyle, yanında genç bir kızla birlikte girdi. Kız, on sekiz yaşında, ince bir şal içinde, kahverengi bir palto ve siyah bir yakalı ceket giymişti; gözleri kocaman, alnı hafif dalgalı saçlarla çerçevelenmişti.

İçeri gel, Evren, diye annem, kızın adını hatırlamaya çalışarak, Veli, misafiri karşıla. Fatma, kızın paltosunu çıkarmasına yardımcı oldu. Kız, kendini zorlayarak, sanki bir sonbahar ördeği gibi ağır adımlarla yürüdü, masaya oturdu ve titrek elleriyle bir çay bardağını kavradı.

Kaan ocağın kenarından titrek bir bakışla izliyordu. Nerelerden gelsin sen? diye bağırdı Veli, Kaanı ocağın üstünden kaldırıp tavana doğru savurdu. Anne, yemek yap, aç kalmayalım, dedi babam yüksek sesle.

Gece ilerledikçe Kaan uykusuz kaldı; babam bir şeyler mırıldanıyordu, annem düşük sesle karşılık veriyordu, misafir ise gözyaşları içinde hıçkırıyordu. Sabah olduğunda köyde herkes Veli Yılmazın hamile kız kardeşi Emineyi getirdiğini konuşuyordu.

Anne, babamı kaybetti, şimdi ne yapacağız? Kız çocuğu gibi mi kalacağız? diye sordu Fatma arkadaşlarına köy çay bahçesinde. Sen daha önce söylememiş miydin ki Veli yetim? diye bir komşu yanıtladı.

Eğer ebeveyn yoksa, yetim demek mi olmaz? diye düşündük. Kız kardeş nereden çıktı? diye soruldu. Fatma, Köydeki yetimhane de yetişti, başka ne söyleyeyim? diye cevap verdi.

Kısa bir süre sonra Evren, Kaanın teyzesi, doğum yapmaya karar verdi. Babam Emineyi hastaneye götürdü, ama birkaç gün sonra Kaanın küçük kız kardeşi Merve ortaya çıktı. Evren ise bir daha geri dönmedi.

Öldü, diye annem Kaana bağırdı, gözleri hiddetle parladı. Merve minik, kırmızı bir oyuncak bebek gibiydi. Kaan, komşu Selmanın evinde gördüğü bir oyuncak ayıyı hatırladı: Bu benim yeni oyuncağım, Merve.

Veli, ne ister istersin, onunla ilgilenmem gerek, dedim babama. Neden? O bir çocuk, diye yanıtladı Veli, hayır, ben söz veriyorum.

Annem bağırdı: Sen ne yapacaksın, bu çocuğu nereye koyacaksın? Yetimhaneye mi, ya da buzlu bir göle mi?

Ben ise sessizce başımı eğdim. Ne yaparsanız yapın, benim işim burada kalmak.

Merve uyurken, ben ona sevgiyle fısıldadım, Güneşim, küçük meleğim. Kaan da uykusuz, annesinin ne yapacağını düşünerek gözlerini açık tutuyordu. Annemin öfkesi yükseliyor, Seni hiç bırakmayacağım! diye bağırıyordu.

Kaan çığlık atarak Bırakma beni! dedi, Ben de Merveye bakacağım, onunla ilgileneceğim. Annem ise Yardımcı ol, yoksa ölürüz! diye bağırdı.

Veli sadece başını eğip suskun kaldı. Haydi, ne isterseniz yapın. diye çığlık attı. Annem dışarı çıktı, beni gölgeler içinde bıraktı.

Merve, köyün çarşısındaki bez beziyle sarmalanmış uyurken, ben ona Küçük peri diye seslenip, Sana bir babam yok ama ben buradayım. dedim.

Kaan okuldan koşarak eve geldi, kollarını genişçe açtı ve hafif adımlarla Merveyi kavradı. Köydeki çocuklar Merve diye bağırıyor, onunla oyun oynuyordu.

Böylece hayat devam etti. Veli bir kamyonet sürücüsü, Fatma süt sağıyor, Kaan ise Merveyle birlikte büyüyor. Kaan okula koşarken, kollarını iki yana açıp, ince bacaklı kız kardeşini yakalıyor, köy çocukları hep Merve! diye bağırıyor.

Kaan orduya gitti, savaştı, Merve çığlık atıyordu; Babamı hatırlıyor musun? diye soruyordu. Kadınlar bir arada otururken Veli çok suskun, çocukları çok farklı, diye konuşuyordu.

Merve, bir gün kızı oldu, doktor oldu, evlendi, çocuğu oldu. Yaşlı Veli sonuna kadar çalıştı, Fatma da tarlada çabuk yorulmadan süttü. Merve annesini yanına alıp, Anne, dedi, bütün bu acıları unuttum.

Bir akşam, annem bir çığlıkla Anne dedi, içki mi istiyorsun? diye sordu. Otur, otur çocuğum, diyerek yanıtladı.

Üzgünüm anne, dedi Merve, çocuk yuvasına göndermek istemiştim ama Senin elini tutmak istiyorum.

Ben de sana özür dilerim, sana bir sır sakladım, dedi annem; Babam senin baban değil, sadece bir dost.

Seni affediyorum, dedi Merve, bütün ailemi seviyorum.

Böylece annem son bir nefesle, Hayat karanlıkta bir ışık gibi, dedi, gözleri kapanmadan.

Ben de bu eski köyde, çayımın buğusunu izlerken, geçmişi ve bugünü birleştiriyorum. Her şey bir çember gibi dönüyor; ben, Kaan, Merve, Fatma ve Veli hepsi bir bütün.

Kimi zaman bir yel gibi geçip giden anılar, kimi zaman ise sobanın sıcaklığı gibi içimizi ısıtan hatıralar. Şimdi, bu günlüğe yazdıklarımı bir daha okuyunca, kalbimde bir huzur buluyorum.

Not: Bu günlüğü bir daha açınca, aynı hatıralar belki değişir; ama sevgi, her daim aynı kalır.

Rate article
Lifequest
Viktor, alışılmıştan daha geç döndü, eşi Tamara, sevgiyle beklerken yolda bir şeyler oldu diye endişelendi; küçük oğlu Kolya ise “Nerede babam, babam nerede?” diyerek sabırsızlanıyordu.