Karısının ameliyatını ödemeyi reddedip, ona mezarlıkta bir yer seçti – sonra sevgilisiyle beraber deniz kenarına kaçtı.

10 Mayıs 2024

Bugün hastanenin lüks bir şubesinde, bir kadının hayatla ölüm arasındaki ince çizgide titrediğini izledim. Genç bir kadın, Elif, beyaz perdeli bir odada sessizce soluk alıp veriyordu. Doktorlar etrafında dolaşırken adeta bir mezar taşını çeviriyor gibiydiler; bir yandan monitörlerde titrek değerleri izliyor, bir yandan da para her şeyi kurtarmaz diyordular. En zengin cüzdan bile bir insanı ölenler diyarına geri getiremezdi.

Başhekimin odasında ise bir toplantı sürüyordu. Yarı karanlık bir ışık altında, beyaz önlükleriyle doktorlar oturmuş, yanlarında ise şık bir takım elbiseyle, altın bir kol saat takan işadamı Mehmet oturuyordu. O genç cerrah, Dr. Kerem, yüzünden bir ateş akıyordu: ameliyatı ısrarla savunuyordu.

Bu merhem bir kuruş, ama bir haftada ayakları iyileştirir! diye bağırıyordu, kalemi masaya vururken. Henüz kaybetmedik! Onu kurtarabiliriz! diye bağırıyordu.

Mehmet, bir anda söz aldı: Ben doktor değilim ama Elifin en yakınındayım, dedi teatral bir hüzünle. Bu yüzden ameliyata kesinlikle karşıyım. Acı çekmesini istemiyorum, bu sadece ızdırabını uzatır. Sözcükleri öyle bir içtenlikle sarıldı ki, odadaki en soğukkanlı doktorların gözlerinden de bir damla gözyaşı süzüldü.

Başhekim ise belirsiz bir sesle, Belki yanılıyorsunuz dedi. Kerem ise birden ayağa kalktı, sesi öfkeyle titredi: Onun son şansını siz elinizden alıyorsunuz!

Mehmet ise kaya gibi dimdik durdu. Ameliyat yapılmayacak, diye kesti. Her türlü reddi imzalayacağım. Tek bir imza attı ve Elifin kaderi o an mühürlendi.

Bu acımasız seçimin nedenini yalnız birkaç kişi biliyordu. Gerçek şu ki, Mehmet Elifin zekâsı, bağlantıları ve parası sayesinde servete ulaşmıştı. Şimdi eşinin yaşam ve ölüm arasındaki o ince uçurumda asılı kalması, Mehmete onun servetine tam kontrol sağlayacaktı. Elifin ölümü Mehmete kâr getirecek bir fırsattı ve bunu gizlemeye niyeti yoktu.

Başhekime, ihtiyari bir ödeme verdi; bu, ameliyatın yapılmasını engelleyecek bir teklatti. Ardından Mehmet, bir mezarlıkta canlı bir kadına bir yer ayırtmıştı.

Harika bir parsel, diye düşündü, mezar taşları arasında yürürken. Kurak, hafif yükseltili. Oradan Elifin ruhu şehri izleyebilir.

Mezarlık bekçisi, gözleri derin bir yaşa çökük yaşlı bir adam, şaşkınlıkla sordu: Ne zaman gömülmesini planlıyorsunuz? bedenini mi?

Henüz belli değil, diye duyarsızca yanıtladı Mehmet. Şu an hastanede. Yaşamakta.

Bekçi afalladı: Yaşayan biri için bir mezar mı ayarladınız?

Hayır, ölü bir bedeni gömmek gibi bir şey yapmayacağım, diye fısıldadı. Sadece yakında biteceğini düşünüyorum.

Mehmetin aklı bir başka yere kaymıştı; Antalyanın mavi sularında, uzun boylu sevgilisiyle birlikte tatil yapmaya. Harika bir hesap, diye düşündü, Mercedesi içine oturttuğu an. Uçacağım, cenazeyi düzenleyeceğim, özgür kalacağım.

Tüm evraklar düzenlendi, paralar ödendi; mezarlık bekçisi de itiraz etmedi.

Bu esnada Elif, odasında yaşam mücadelesi veriyordu. Gücü tükenmişti ama vazgeçmiyordu. Genç, güzel, hayata susamış bir kadındı; kolayca teslim olmak ona göre değildi. Doktorlar ise gözlerini yere indirerek sessiz kalıyorlardı; onun hâli artık bir ölü yaprak gibi görünüyordu.

Elifin yanında tek bir kişi kalmıştı: Dr. Kerem. O, bölüm şefiyle sık sık tartışsa da, ameliyatı savunmaktan vazgeçmemişti. Başhekim, ilişkileri bozmayacağı için genellikle bölüm şefinin tarafını tutuyordu; bu kişi de sanki Mehmetin oğluymuş gibi davranıyordu.

Mezarlık bekçisinin adı Hasan Veli idi. Elifin soyadını gördüğünde bir şeyler hatırladı; o, yıllar önce sınıfının en parlak öğrencisiydi. Öğretmeni, onun ebeveynlerinin ölümünden sonra genç bir iş kadınına dönüşmesini izlemişti. Şimdi adını bir mezar kaydında görüyordu ve içinde bir şeylerin ters olduğunu hissetti.

Bu adamı bir mezara gömmek mi istiyor? diye düşündü, Mehmetin kendinden emin tavırlarını hatırlayarak. Bütün serveti o kadından almış, şimdi de onun ölümünden fayda sağlamaya çalışıyor.

Hasan, hastaneye gitti, elini Elife uzatmak istedi ama yorgun bir hemşire şöyle dedi: Komsu odada, ilaçlı bir komadadır. Daha fazla acı çekmez.

Tam anlamıyla yardım alıyor mu? diye sordu endişeyle Hasan. O hâlâ çok genç bir kadın.

Bölüm şefiyle, sonra başhekime konuştu; hepsi aynı cevabı verdi: Hasta umutsuz, ama elimizden geleni yapıyoruz. Gerçeği bulamayan Hasan, gözyaşları içinde hastaneden ayrıldı.

Tam çıkışta, Dr. Keremle karşılaştı. Bu durum beni derinden etkiliyor, dedi. Onun ölmesini kabul edemiyorum. Kocası bir plan yapmış gibi görünüyor. Kerem coşkuyla yanıtladı: Onu kurtarabiliriz, fakat kararlı adımlar atmalıyız!

Hasan eski öğrencilerinden birinin, sağlık bakanlığında yüksek bir pozisyonda olduğunu hatırladı, ona ulaştı ve Elifin durumunu anlattı. Sizden bir karar bekliyoruz, dedi Hasan. Onun yaşamı sizin elinizde.

Bakan, bir kahkaha atarak: Siz ne kadar da resmi bir siz diyorsunuz? dedi, ardından hemen başhekime telefon etti.

Sonuç ne olduysa, ameliyat onaylandı ve Elif hayata tutundu.

Mehmet ise Antalyada plajda güneşin altında, kendini bir dahli kurnaz gibi hissetti. Tam istediğim gibi oldu, diye düşündü. Zengin dul bir kadın, babasının serveti, ben de onun bakımını üstlenmekle zenginleştim. Fakat Elif iyileşince, Mehmetin aldatmacaları su yüzüne çıkmaya başladı; karısı onun çapkınlıklarını fark etmeye, planlarını çözmeye başladı. Şimdi, hastalığın bir hediye olduğunu hayal etti; Artık özgür bir dul kalacağım, diye hayal etti.

Tam o anda telefon çaldı. Erken bir saat, neyse, diye düşündü, tatili erken bitirmeliyim.

Mehmet Arkaç! diye bağıran ses, titrek bir sesle duyuldu. Eşinize bir ameliyat yapıldı ve hayatta! Tehlike geçiyor.

Nasıl yani tehlikede değil? diye bağırdı; etraftaki tatilciler şaşkın bakışlarla ona baktı. Kendi tehlikesi artık ortaya çıkmıştı.

Öfkeyle eve koştu, başhekimle yüzleşti. Elifi öldürmek için para ödedim ama tam tersi oldu! dedi. Doktorlar ellerini çırpıp, Biz de güçsüz değiliz, daha güçlü birileri karar verdi, diye yanıtladı.

Başhekim, Keremi suçladı. Kerem sorumlu, dedi. Kerem işten çıkarıldı, itibarı çöküşe geçti. O an için bir mezarlık görevlisi olarak yeni bir iş buldu; Hasan ona bir fırsat sundu. Burada bir iş bulacaksın, hayat kurtardın, bu değerli bir şey.

Kerem bu teklifi kabul etti; başka çıkışı yoktu.

Elif ise yavaşça iyileşiyordu; her gün gücü geri dönüyordu. Şimdi yaşamı yeniden inşa etmek zorundaydı. Şirketindeki sorunlar, hastalığından daha büyük bir krizdi; muhasebeci Ayşe, gözyaşları içinde itiraf etti: Elif Hanım, işler kötü! Mehmet Arkaç bir oyun kurdu, tüm yönetimi eline geçirdi. Şimdi onun adamları var; sadece siz kurtulabilirsiniz, geri dönerseniz her şey düzene girecek.

Elif hâlâ çok zayıftı; bir şey yapamıyordu ama iki kişi ona destek oluyordu: Hasan ve Kerem. Onların yardımıyla bir umut ışığı vardı. Fakat Mehmet, tekrar bir rüşvet vererek mezarlığa gelen ziyaretçileri engellemeye çalıştı; Kerem ve Hasanyı dışarıda bırakmak istedi.

Hasan, eski öğrencisinin bir bakan olduğunu hatırladı ama bir kez daha ona başvurmaktan çekindi. Bunu bir daha yapmamız lazım mı? dedi. Kerem ise karanlık bir sesle: Eğer Elif güçlenirse, biz de kaybederiz, diye bağırdı.

Elif, odasında, kimin arkasında olduğunu, kimin plan yaptığını fark etti. Kocası, onun akli durumu hakkında bir rapor hazırlamayı bile düşünüyordu.

Bu süreçte bir cenazede, Elifin iş ortağı olan bir işadamı ölüme meydan okudu. Kerem, onun nabzını keşfederek hayatını kurtardı. Bu adam, Elifin şirketinin büyük hissedarıydı; Keremi bulduktan sonra şirketi tekrar Elife vermeyi teklif etti.

Mehmetin planı çöktü; sevgilisi de ortadan kayboldu. Başhekim ve bölüm şefi işini kaybetti, lisanslarını yitirdi. Kerem, eski hastaneden yeni bir özel tıp merkezinin yöneticisi oldu; Elif de yeniden yönetime döndü. Zamanla aralarında gerçek bir sevgi filizlendi; altı ay sonra evlendiler ve Hasan onlara şahitlik etti.

Kısa bir süre sonra bir bebek beklediklerini açıkladılar. Umarım dede rahatsız olmaz, diye şaka yaptı Hasan, gülümseyerek yeni yeni evli çifte bakıyordu.

Bugün geriye baktığımda, paranın gölgesinde yürümek, insanları köle yapabilir. Ben de bir zamanlar o gölgenin içinde kayboldum. Şimdi anlıyorum ki; gerçek değer, başkalarının hayatına dokunabilmek ve doğru olanı seçmektir. Bu günlüğü kapatırken, İnsanları manipüle etmektense, onlara umut aşılamak daha kalıcı bir mirastır. diyerek sonlandırıyorum.

Rate article
Lifequest
Karısının ameliyatını ödemeyi reddedip, ona mezarlıkta bir yer seçti – sonra sevgilisiyle beraber deniz kenarına kaçtı.