7 Mayıs
Kızım Şirin yedi yıldında anneliğe adım attı; henüz on yedi. Çocuk gözleriyle, hayatın henüz yeni filizlenmiş bir çiçeği gibi hayalleri vardı. Bir erkek çocuğu dünyaya getirdi, benimle aynı evde kaldı ve ben elimden geldiğince ona destek oldum; geceleri bebeği sallar, yemek yapar, teselli verirdim. Ancak sık sık şu sözleri söylerdi:
Bu benim hayatım değil. Başka bir şey istiyorum.
On dokuzunda, Almanyaya gitti. Çalışacağını, para gönderip oğluna daha iyi bir gelecek sağlayacağını, yakında döneceğini söyleyip gitti. Bir ay geçti, telefon numarası artık bağlanmadı. O günden beri sesini duymadım. Ara sıra sosyal medyada gülümseyen, tatilde, arkadaşlarıyla birlikte fotoğraflarına rastlarım; mutluymuş gibi görünür. Fakat bir telefon, bir lira, Nasıl oluyor? diye bir soru bile gelmedi.
Tüm sorumluluğu omuzlarıma aldım. Oğlum Merti tek başıma büyüttüm; anaokulu, ilkokul, dersler, hastalıklar, çocukluk hayalleri O, beni annesi gibi büyükanne diye çağırdı. Onuncu yaşına geldiğinde Şirin beklenmedik bir şekilde geri döndü. Oğlunu görmek istediğini söyledi, bir ay kaldı, yürüyüşlere çıktı, ona kıyafet ve hediyeler aldı, biraz para bıraktı. Belki bu sefer değişir diye umutlandım. Fakat bir kez daha ortadan kayboldu.
İki yıl boyunca sessizlik hâkimdi. Artık beklemeyi bıraktım. Kavga, suçlama, kırgınlık istemedim; sadece oğlumun yanındaydım. On ikinci yaşına geldiğinde yeniden belirdi. Oğlum için geri döndüm dedi, sanki Mert bir bavulmuş, dilediği zaman alabileceği bir eşya gibi. Yasal haklarım olmadığını fark ettim; bir uzlaşma mahkemesine çağrı aldım. Mahkeme salonunda, Mert ağlıyor ve Bırakma beni diye yalvarıyordu; ben ise şöyle dedim:
Al götür, ben işimi yaptım.
Şirin oğlu Merti başka bir şehre, Eskişehire götürdü. İçimde bir acı koptu, ama kabullendim. İlk başta iki haftada bir, sonra daha seyrek, sadece tatillerde görürdüm. Her seferinde Mert sessizce fısıldardı:
Büyükanne, burası benim evim değil.
Şirine asla kötü söz söylemedim; sadece usulca tekrarlardım:
Bir gün kendin anlayacaksın.
O gün geldi. On sekiz yaşına bastığında, gözleri yaşlı, bir bavulla kapımda belirdi, bana sarıldı ve şöyle dedi:
Büyükanne, seninle yaşamak istiyorum.
Gözlerimden yaş akmadı; onu sıkıca kucaklayıp fısıldadım:
Bu ev her zaman senin olacak.
Şimdi Mert yetişkin, üniversitede okuyor, hayalleri var, kendi hayatını kuruyor. Annesi hâlâ uzakta, o da ona kızgın değil; sadece konuşacak bir şey kalmamış. Ben ise huzur içindeyim.
Görevimi yerine getirdim; sevgi, zamanla bana geri döndü.
İçimdeki en büyük ders, sevginin bir kez verirseniz bir ömür boyu size geri döneceğidir.




