Kız Çocuğunu Dahil Etmek

“Kız Modunu Aç”

“Hiç düşündün mü, Ayşecim, zor zamanlarda en basit çözümleri aramamız gerektiğini? Öyle basit ki, biz kadınlar bunu zayıflık saydığımız için aklımıza bile getirmeyiz.”

“Ne basiti kaldı ki?” diye iç çekti Ayşe. “Eski kocamdan yardım mı isteyeceğim? Ya savuşturur, ya da bana ‘beceriksizliğimi’ anlatan uzun bir nutuk çeker.”

“İşte tam da ‘istemek’ten bahsediyorum. Ama senin alışık olduğun gibi değil patron edasıyla emir verir gibi değil. Biz güçlü ve bağımsız kadınlar için yardım istemek, bu ‘kız modunu açmak’ değersiz bir şey. Bunu aşağılayıcı buluyoruz. Oysa anlamıyoruz ki erkekler aslında buna ihtiyaç duyuyor.”

Ayşe şüpheyle gülümsedi. Emre onun yardım istemesine mi ihtiyaç duyuyormuş? Hadi oradan. Zehra Hanım onu tanımıyor. Eğer bir şeye ihtiyacı varsa, o da rahat bırakılmaktır. Eve para getiriyordu onun görevi buydu ve başka bir şey değil.

***

Boşandıktan üç yıl sonra, Ayşe ilişkilerine farklı bir gözle bakıyordu. Bütün sorunlar en başından bellidir, ama kimse görmek istemez.

Bir arkadaş partisinde tanışmışlardı: Ayşe, ortamın neşesi, gözlerinde ışık; Emre ise yakışıklı, karizmatik gülüşlü, yeni terfi almış bir adam. Onda güzel ve akıllı bir eş, o da onda sağlam bir dayanak görmüştü. Düğünleri “rüya gibi” denilen türdendi.

Ama rüya çabuk gerçeğe dönüştü ve çatışmaları konuşamamak, hayatı çekilmez hale getirdi.

Ayşe, sevginin yapılan işlerle ölçüldüğü bir ailede büyümüştü. Babasının terk ettiği annesi, her şeyi tek başına sırtlamıştı: iş, ev, kızının yetiştirilmesi. Onun tek mottosu vardı: “Yalnız kendine güven. Erkekler gelir geçer, ama senin özgürlüğün kalendir.” Ayşe bu kaleyi genç yaştan inşa etmişti: yemek yapmayı, priz tamir etmeyi, üniversite seçimini hep kendi başına yapmıştı. Derinde, bastırılmış bir özlem taşıyordu: nihayet güvenebileceği birini bulmak. Zayıf olabileceği, bunun kullanılmayacağı bir ortaklık hayal ediyordu. Evlilikten beklentisi basit ama bir o kadar karmaşıktı: güvenlik. Maddi değil para kazanmayı biliyordu duygusal güvenlik. “Güçlü kız” zırhını çıkarma şansı.

Emre ise klasik ataerkil bir ailede yetişmişti. Baba, evin reisi, sözü kanun. Anne, evin direği, duyguların ve çocukların sorumlusu. Tüm sorunlar aynı şekilde çözülürdü: anne söyler, baba para ya da bağlantı sağlardı. Hiç kimse masaya oturup birlikte çözüm aramazdı. Emre’nin öğrendiği tek model şuydu: erkek para ve statü sağlar, gerisi onun sorumluluğu değildir. Evlilikte rahatlık arıyordu. Evde temizlik, yemek kokusu, güzel bir eş, sorunların da onu rahatsız etmeden çözülmesini istiyordu.

Bunu hiç konuşmamışlardı. İlk görüşmede Emre, Ayşede o güçlü, kendine yeten kadını görmüştü onu küçük şeylerle sıkmayacak biri. O da onda o sağlam, güvenilir erkeği bulmuştu. Aynı dili konuşmuyorlardı, farkında bile değillerdi. Balayını nerede geçireceklerini, çocuklarının adını, ev dekorasyonunu konuşmuşlardı. Ama hiç sormamışlardı: “Sorun çıktığında nasıl çözeceğiz?” ya da “Sorumlulukları nasıl paylaşacağız?”

Kimse romantizmi bozmak istememişti. Ayşe, zayıf ve talepkar görünmekten korkuyordu. Emre ise her şeyin kendi ailesindeki gibi olacağını sanıyordu. Aynı kıyıya yüzdüklerini sanıyorlardı, oysa farklı kıtalara bakıyorlardı.

Oğulları Can doğduğunda, Ayşe annesi gibi her şeyi üstlendi: uzaktan çalışmayı, gece beslemelerini, hastane randevularını. Emre ise paralel bir evrende yaşıyordu. İşe daha çok gidiyor, evde dinleniyor kanepede uzanıp televizyon izliyordu. Aile işlerine katılımı “Akşam ne var?” sorusu ve Can neşeli olduğunda onunla oynamakla sınırlıydı.

Can dokuz aylıkken ilk kez ateşi 39a çıktı. Ayşe panikle gece yarısı Emreyi uyandırdı: “Emre, yardım et, ne yapacağımı bilmiyorum! Ambulans çağırayım mı?” Gözlerini bile açmadan mırıldandı: “Sen annesisin, sen halledersin. Beni uyandırma, yarın önemli bir toplantım var.” O geceyi hep hatırladı: tek başına Can’ı sallarken ve çaresizlikten ağlarken.

Sonrasında her şey oldu. Sıradan şeyler, herkesin başına gelen. Emre hep kendi ihtiyaçlarını öne koydu, Ayşe ise içinde biriktirdiği kırgınlıkları sayıp durdu. Bir sabah, Emre Canın anaokulu gösterisine gelmedi. Can üç yaşındaydı ve hayatındaki ilk şiiri ezberlemişti. Ayşe bir hafta önceden Emreden sabahı boşaltmasını rica etmişti. “Tabii, canım,” demişti. Tam Cana papyonunu bağlarken telefon çaldı. “Ayşe, üzgünüm, müşteriden acil bir çağrı geldi. Anlarsın, bensiz olmaz. Telefonla çek, sonra izlerim.” “Sonra” asla gelmedi. Emre için bu sıradan bir iş meselesiydi. Ayşe için ise evliliklerinin tabutuna çakılan bir çivi daha.

Bir kış günü, Ayşe grip olup ateşler içinde yatarken, Emreden marketten süt, ekmek, ilaç almasını rica etti. Kabul etti. Akşam dokuzda eve elinde

Rate article
Lifequest
Kız Çocuğunu Dahil Etmek