Hayır, karar verdik, bu daireye karını ve çocuğunu getirmemen daha iyi. Uzun süre rahatsızlığa katlanamayız ve sonunda sizden çıkmanızı isteyeceğiz.
Karın sonra herkese, Bizi küçük çocuğumuzla dışarı attılar diye haber verir.
Gülbahar, odaya girer girmez komşu kadın, onun yüzündeki hüzün bulutunu fark etti. Üç gün önce anne olmuş, doğumdan iki gün sonra taburcu edilmek üzereydiler. Sevinçli bir haberdi; üzülecek bir şey yoktu.
Gülbahar, yüzün bembeyaz, ne oldu? diye sordu komşu.
Mert, daire sahibinin bizi hemen çıkmamızı istediğini söyledi. Çocuk getirdiğinizde komşular şikayet eder, gece ağlar, biz sorun istemeyiz demiş. dedi Gülbahar.
Başka bir yere sığınılacak yeriniz yok mu?
Mertin ailesinin üç odalı bir dairesi var, ama orada hâlâ küçük kız kardeşi yaşıyor. Benim ailem ise şehirden 20 kilometre uzakta bir köyde. diye yanıtladı Gülbahar.
Komşu, Bir iki hafta anneannenizde kalın, yeni bir yer bulana kadar diye aklını yordu.
Mert, ilanlara baktı, ama her ev sahibi bebek haberini duyunca kapılarını kapıyor, reddediyordu. İki gün daha var; bir çözüm buluruz diyordu anne.
Mert bir şey bulamadı. Reddedilen ilanları bir bir arşivleyip, eşyalarını kiralık daireden aile evine taşıdı. Ancak anne ve kız kardeşi, Mertin huzursuz bir yaşam sürmesini istemiyordu.
Oğlum, evlenmeden önce, Biz evimizde sizleri misafir etmeyeceğiz demiştik diye annesi hatırlattı. Sen kendi odanda kalabilirsin, ama yabancı birini eve almayız.
Gülbahar ise Ben senin eşinim, ama sizin gözünüzde yabancıyım dedi.
Mert, Bu geçici, uygun bir yer bulunca kalıcı olur diye ısrar etti.
Anne, Geçici şey kalıcıdan daha kalıcıdır. Bir hafta bir aya, ay bir ömre dönüşür. diye fısıldadı.
Hayır. Biz iki çalışıyoruz, kız kardeşiniz okulda. Dinlenmek istiyoruz. Bebekle evde sessiz olun, televizyon yok, gece boyunca ağlayan bebeği dinleyeceksiniz. diye ekledi anne.
Mert, Elimden geleni yapacağım, daha çabuk bir yer bulacağız diye söz verdi.
Hayır, tekrar belirtiyoruz: karını ve çocuğunu burada tutmayın. Rahatsızlık vermeye devam ederiz, sizden çıkmanızı isteyeceğiz.
Karınız sonra herkesin kulağına Küçük çocuğumuzla dışarı atıldık diye fısıldayacak. Bu itibarımızı zedeler, o yüzden Deryayı ve çocuğu buraya getirmeye çalışmayın, başka bir çözüm bulun.
Bu haberleri duyduktan Mert, hastaneye gitti.
Gülbahar, anneye çocuğunla kalmak ister misin? diye sordu.
Anneniz torununu görmek ister mi? diye şaşırdı Derya.
Mert, Annem, babam bize gelmememizi söyledi diye cevapladı.
Başkaları çocuklu kadınları çiçek, hediye, neşeyle karşılar. Biz ise sokağın köşesinde, kimse bizi görmez, kimse istemez diye Gülbahar hüzünlendi.
Akşam telefon etti ailesine; taburcu olduğu gün, babası yanına geldi.
Toplan, kızım, torunum; eve gidelim. Mert, Gülbaharın eşyalarını ve bebek için alınanları getir dedi kayınpeder.
Köye otuz dakika içinde vardılar. Küçük oda, ayı ve tavşan desenli bebek yatağıyla, bebek kıyafetleri için komodin ve emzirme koltuğu hazırdı. Oturma odasında ise kutlamalar için hazırlanmış bir masa, dışarıda kimse yoktu; sadece Gülbaharın annesi, büyükannesi ve kız kardeşi İrem vardı.
Mertin akrabaları akşam yemeğinde bahsetmediler; sadece çocuğun ismi üzerine tartıştılar. İlya ismini seçtiler.
Mert, akşam yemeğinden hemen sonra şehre gitti, ertesi gün eşyaları getireceğine söz verdi. Dönünce iyi haberler bekliyordu.
Gülbahar, Mert dedi babası, aile masasında toplandıklarında Büyükannemin evini satıp, elde ettiğimiz parayı size veriyoruz.
Hediye olarak kaydedelim. Tek şart, şu an oturduğumuz ev mirasla Irmaya geçecek. Kabul ediyor musun?
Evet, kabul ediyorum.
Böylece babası satış ilanını bir gün sonra yayınladı. Ev üç ay içinde satıldı. Gülbahar ve İlya köyde, Mert ise şehrin anne evinde kaldı; hafta sonları mutlaka evli ve çocuğuna gidiyordu.
Altı hafta sonra mortgage ve tadilat süreci bitti. Sonunda Gülbahar, Mert ve küçük İlya yeni dairelerine taşındı. Bir ay boyunca eşyalar yerli yerinde, ardından yeni evde ilk ziyareti düzenlediler. Gülbaharın ailesi, arkadaşları ve Mertin akrabaları davet edildi; ama Mertin ailesi, yeni daireyi satın aldığını duyunca hâlâ haberdar değildi.
Mert, eşyalarını toplarken annesi, Köylü akrabaları yeni yerinizi neden söylemediniz? Misafir çağırabilirdiniz! dedi.
Henüz torunumuzu görmedik, ailece davranmıyorsunuz diye yanıtladı Mert.
Karımı ve yeni doğan çocuğumu evinize almayacak olmak ailevi bir davranış mıdır? diye sordu Mert.
Anne, Biz yaşlıyız, huzur istiyoruz, şimdi misafire gelebilir miyiz? dedi.
Niye?
İlya bizim torunum.
Benim oğlumun altı ayı var, ama şimdi birden torununu görmek istiyor; tuhaf, değil mi?
Değil. Bebeklerde fark yok; hepsi aynı.
Sanırım asıl sebep, bizim ailemizin duvarlarını korumak, bizim evimizi bir kale gibi tutmak.
Mert, Gülbaharın babasıyla kaldığınızda, bizimle tanışmak istemediniz; şimdi evimiz var, gelmekte zorlanıyorsunuz. dedi.
Anne, İncindiniz mi? diye sordu. Özellikle ben, eşinizi köydeki yazlıkta misafir etmek istiyordum.
Mert, Neden aniden? diye şaşırdı.
Çocuk havayı sevmelidir. Şehir Mayısda sıcaktır, yaz da tozlu ve bunaltıcı olur.
O zaman eşiniz yazlıkta yalnız kalır, biz sadece hafta sonları geliriz.
Bu yıl benim iznim Ekimde, babamınki Kasımda. Para istemeyeceğiz; bahçeye sebze ekmek, salatalık toplamak yeter.
Mert, Anladım anne! Yazlıkta çalışan bir hizmetçi istemeyin, kendiniz halledebilirsiniz. İlyayı dışarı çıkaracağız, Gülbahar onu babasına götürür. diye yanıtladı.
İlk kez, Mertin annesi ve kız kardeşi, iki buçuk yaşındaki İlyayı bir alışveriş merkezinde tesadüfen gördüler; uzaktan baktılar, yaklaşıp selam vermediler.
İşte böyle anne ve baba hikayeleri.




