Sizden Hiçbir Faydalanma Yok!

Peki, bir çocuğun olması hâlâ gerçek mi? Emine Yıldırım, yarım kalmış romanını masaya bırakıp şaşkınlıkla sordu.

Mert Demir, gözlerini ekrandan ayırmadan, yavaşça başını salladı. Parmakları, heyecan anında sık sık dokunduğu tişörtün dikişini gergin bir şekilde çekiyordu; bu, küçük bir çocuğun elleri gibi, yıllar boyunca stresini saklamış bir alışkanlıktı.

Ama sen önce bir ipotekli daire alıp, sonra çocuğu düşünmeyi planlamıştınız, Emine, oğlunun yüz ifadesini dikkatle inceleyerek, sesini hafifçe bastırdı. Kendinize ayakta durmanız gerektiğini de söylemiştiniz.

Mert omuz silkti, ellerini iki yana açtı, sanki belirsiz bir durumun kefirini özür gibi sunuyordu. Yorgun bir sesle cevap verdi:

İşte öyle oldu. Açıkçası biz de beklemiyorduk.

Emine derin bir nefes aldı. Bu haber, içinde bulunduğu dar çerçeveye hiç uymuyordu. Genç çift, ayakta durmaya çalışıyor, bir stüdyo dairede yaşam mücadelesi veriyordu. Aylin Şahinin işi düzensiz, Mertin maaşı ise henüz kırk beş bin liraya varmıyordu. Çocuk? Bu bir hayalden çok daha uzak bir şeydi.

Anne, Mert, bir adım daha yaklaştı ve sesi alçak bir çığlığa döndü, sen o annenden kalma bir odalı daireyi kiraya veriyorsun. Belki orada geçici bir süre kalabiliriz?

Sesini çabuk kısarak, sanki annesinin sözünü kesmekten korkuyormuş gibi konuştu.

Ben de oraya taşınmak istemediğimi söylemiştim! Ama artık her şey değişti. Şu an para biriktirmeliyiz, kiranın peşinde koşmak yerine bir güvenlik yastığı olsun, çocuk doğduğunda bir şeyler eksik kalmasın.

Eminenin göğsünde bir sızı belirdi. O daire, emeklilikte tek ek geliri, eski eşyaların yenilenmesi, ilaç giderleri ve kız kardeşine yapacağı seyahatler gibi masrafları karşılayan tek limandı.

Mert annesinin çekincesini fark etti ve hemen ekledi:

Biliyorum büyük bir karar, anne. Hayatın değişecek. Ama biz çaresiz durumdayız. Aylin yakında çalışamaz duruma gelecek.

Tamam sonunda emildi, içindeki çelişkili düşüncelerle mücadele ederken ama hemen bir şey söyleyeyim: daireyi yeniden devretmeyeceğim. Bu benim mülküm.

Mert aniden bir koruma hareketi yaptı, elleri havada savunma pozisyonu almış gibi.

Ne diyorsun anne! Biz sana bir şeyin altından kalkmak istemiyoruz. Çok teşekkür ederim!

Oğlunu sıkıca sarıp odadan çıkarken, annesinin kalbini bir kez daha kırdığından korkuyordu. Emine koltuğa çöküp, ne yapacağına dair bir plan oluşturmak zorundaydı.

Bir hafta sonra kiracılarla görüştü. Onlar sevinçle karşılamadılar ama sözleşme bittiği için başka çareleri kalmamıştı. Bir ay içinde evi boşalttılar; geride kalan yalnızca eski halindeki pasif kokular ve yıpranmış duvar kağıtlarıydı.

Mert ve Aylin sessizce daireye taşındılar, gürültü yapmadan içeri girdiler. Emine, taşınmaya yardım etti, ev yapımı konserve, yeni perde takarak ortamı daha sıcak hale getirmeye çalıştı. Aylin bir teşekkür bile etmedi; boğuk bir sesle bir şeyler mırıldandı ve banyoya çekildi.

İki daire yan yana, mutfak penceresinden Emine, komşu dairenin penceresini görebiliyordu. Mert ara sıra tuz için ya da sadece sohbet etmek için içeri giriyordu. Ama Aylin, yedi ay boyunca bir kez bile ziyarete gelmemişti; çay içmek, sadece bir an olsun konuşmak bile istemez gibiydi, sanki damatlık annesine karşı bir soğukluk sergiliyordu.

Ve sonunda haber geldi: bir torun doğmuş! Yaklaşık dört kilogram ağırlığında, sağlıklı bir erkek bebek. Emine, sevinçten gözyaşlarını saklayamadan genç çifte konserve, yeni bebek çorabı, elle örülmüş mini terlikler getirdi.

Aylinin gözlerinin altında oluşmuş torbalar ve uykusuzluk yüzünden hafifçe titreyen elleri vardı.

Yardıma ihtiyacın var mı? Biraz bebekle ilgilenebilirim, sen de dinlenirsin. diye sordu Emine.

Aylin çocuğu daha sıkı sıkıca kucaklayarak sertçe yanıt verdi:

Hayır, başa çıkacağız.

Emine ısrar etmedi. Zorla yardım sunulmazdı.

İki ay sonra Emine, dairenin penceresinden yabancı bir çift gördü. Yaşlı bir çift, gözleri Aylinin ailesi… Sanırım ziyarete geldiler, sorun yok, diye düşündü ve pencerenin önünden çekildi.

Üç gün içinde Mert eve geldi; görünüşü buruk, göz altı torbaları ve yorgun bir yüz. Emine ona çay ikram etti, bir tabak tatlı ikram etti.

Bebek nasıldı? Gülüyor mu? diye sordu.

Büyüyor Mert gülümseyerek, ama içten içe gerilmiş bir sesle yanıtladı. O kadar çabuk değişiyor ki, hâlâ aguklamak dediği sesleri duyuyoruz.

Aylinin ailesi mi geldi? Emine hafif bir merakla ekledi.

Mert isteksizce başını salladı:

Evet, kalmak için geldiler, bebekle ilgileniyorlar.

Peki ya sizin odanız? Emine şaşkınlıkla sordu. Tek odalı daireniz var, hepsi nereye sığdı?

Mert gözlerini kaçırdı, sesini kısarak:

Geçici sıkıntılar yaşıyoruz. Onlar Merti, yani benim, evimize yardım ediyor, Aylin için daha kolay oluyor.

Emine bu duruma pek hoşnut değildi ama zorlamadı; yetişkin bir çocuk, kendi kararlarını almalıydı.

Aylinin ebeveynleri, torunu ziyaret ettikçe çatıdan aşağı bakıp, sanki bir şeyler eksikmiş gibi bakıyorlardı. Emine, küçük Mertle oynarken, onları gölgeli bakışlarla izliyordu.

Bir gün girişte katlanmış bir çekyat gördü; tek odalı daireye bakınca, Aylinin ailesinin çantaları, kamyonetler ve kutular dolu bir oda fark etti. Ebeveynler burada kalıyor, genç çift mutfağın köşesinde kalıyor! dedi içinden.

İki hafta daha geçti, ebeveynler hâlâ kalıyor, bu durum Emineyi tahrik ediyordu. Mert daha da soluk, sürekli boyun ve sırtını ovuşturuyordu. Bir cuma günü, Eminenin evine geldi; oturma odasında çökerek neredeyse bayılmıştı. Bu son damla oldu.

Emine kararlı bir adım attı, Aylinin dairesinin kapısını çaldı. Aylinin annesi, yüzünü büzerek kapıyı açtı, beklenmedik bir misafir karşısında şaşkın görünüyordu.

Emine sanki bir fırtına gibi içeri atladı:

Bu iş ne zaman bitecek? Daha ne kadar burada kalacaksınız? Oğlum neden bu çekyatın üstünde uyumak zorunda?

Aylinin annesi kaşlarını kaldırdı:

Ne işiniz var burada? Biz kızımızın evindeyiz! Neden bu kadar hırçınsınız?

Mutfaktan uykulu bir Aylin, çocuğunu kucağında tutarak dışarı çıktı.

Ne oluyor? diye sordu.

Aylinin annesi torunu alıp, gösterişle sallamaya başladı.

Biz de buradayız, çocuğa yardım ediyoruz! Sizin bir faydanız yok!

Emine ise dimdik durdu:

Bu daire benim! Oğlumun çekyatta uyumasına izin vermeyeceğim! Çıkın buradan!

Nasıl cüret edersiniz! diye bağırdı Aylinin babası, kapı boşluğunda belirdi. Hepsi siz yüzünden! Eğer genç çifte iki odalı daireyi verirseniz, buraya yer açarız!

Emine neredeyse ağlamaya yaklaştı, ama kendini toparlayarak bağırdı:

Sözünüz mü? Düğünü ben ödedim, daireyi ben verdim! Daha ne istiyorsunuz?

Tam o anda Mert kapıdan içeri daldı, ne olduğunu anlayamadan donakaldı.

Annen annenin ailelerini kızımın ailesine kırıyor! diye bağırdı Aylin, çocuğu havaya fırlatarak.

Ya da aileleriniz buradan çıkar, ya da siz! diye haykırdı Emine. Bu benim evim! Artık bu kabalığı daha fazla dayanamayacağım!

Oda bir an için sessizliğe büründü; herkes birbirine bakıyordu. Bebek, ortamın gerginliğini hisseder gibi inledi.

Kısa bir süre sonra bağırışlar yükseldi, Aylin gözyaşları içinde çığlık attı; annesi, kızını teselli etmeye çalışırken, Aylinin babası, öfkeli bir şekilde Merte yöneldi, ellerini savuruyordu. Emine, kapıyı çarparak dışarı çıktı, kapıyı sertçe kapattı.

İki gün boyunca Emine, hiçbir yere gitmedi, telefonlarını kapattı; kalbi çocuğu ve torununu düşünerek kanardı. Eğer gerçekten taşınacaklarsa, nerede kalacaklar? Ama merhamete kapı yok, diye düşündü.

Üçüncü günde, daire pencerelerindeki hareketi fark etti; Aylinin ebeveynleri artık görünmüyordu. Genç çift eşyalarını odalarına geri taşıdı, çekyat da küçük bir balkona yerleştirildi.

Akşamüstü Mert geldi; görünüşü çok daha iyiydi, göz altı halkaları kaybolmuş, bakışları daha berraktı.

Mert annesine oturdu, derin bir nefes alarak:

Gittiler. Aylin hâlâ kızgın, ama benimle konuşmuyor.

Emine nazikçe sordu:

Sen? Bana kızgın mısın?

Nihayet uyudum, Mert gülümseyerek, bu sefer gerçek bir gülümsemeyle yanıtladı. Mutfakta çekyatta yatmak pek rahat değil, özellikle iki ses birden horluyorsa.

Emine oğlunu kucakladı. Belki de bazı gözlerde kötü bir şey yapmıştı; ama çocuğunu korumuş, torununu daha iyi bir ortamda büyütecekti. Aylin ne kadar kızsa da, artık torun, sevgi dolu bir evde, huzur içinde büyüyebilecekti.

Rate article
Lifequest
Sizden Hiçbir Faydalanma Yok!