Sevgili Günlük,
Bu akşam, mutfağın köşesindeki eski lavaboya ayaklarımı koyup, ellerimi soğuk suya daldırdım. Pencerenin önünden geçip giden akşamın karanlığı, İstanbulun Kadıköy mahallesine yavaşça çöküyordu. Salonda kahkahalar yükseliyor, Elifin sesini duymak gölgeyi delip geçiyordutemiz, çınlayan ve her daim kendinden emin bir tonla. Beş yıldır bu kahkaha benim omzuma çöküyor, adeta bir gölge gibi peşimi bırakmıyordu.
Pencereye yansıyan yansımama baktım: solgun yüz, kızarmış gözler, titreyen dudaklar. Bu bir zayıflık değildi; sınırdı.
Yeter artık, dedim içimden.
Kapı gıcırtısıyla açıldı ve Ahmet içeri girdi.
Meryem dedi fısıltıyla. Değmez bu; içeri almamalısın.
Değmez mi? döndüm ona. Her seferinde aynı sahne, Ahmet. Her seferinde beni aşağılıyor, sen sessizce izliyorsun.
Kavga etmemek istiyorum. Biliyorsun ki o değişmez.
Biliyorum, karşılık verdim. Ama ben artık susmayacağım.
Ellerimi kuruladım, başımı kaldırdım ve salonun yolunu tuttum. Kalbim hızlı çarpıyordu, ama bu kez korku yoktu.
İçeri girdim. Herkes hâlâ gülüyordu. Elif ortada oturmuş, bir kadeh kırmızı şarapla ellerini çalkalıyordu.
İşte Meryem! diye bağırdı. Ahmet bir zamanlar pencereden atlayıp seni görmek için koşmuş, düşmüş ve bacağını kırmıştı!
Hatırlıyorum, Meryem sakin bir sesle yanıtladı. Ağlıyordu, ben de dizini sardım. Şaşırtıcı, bugün yine ağlıyorum ama içerde.
Kahkahalar birden koptu, yerini ağır bir sessizlik aldı.
Ne demek istiyorsun? diye sordu kayınvalidem, kaşlarını kaldırarak.
Beş yıldır alaylara katlanıyorum, Meryem net bir dille söyledi. Beş yıldır sessiz kaldım, herkesin önünde beni aşağılayan o adamı izledim.
Öyle demeyelim, Elif araya girmeye çalıştı. Ben sadece içten konuşuyorum!
Hayır, Meryem cevapladı. Sen içten değilsin. Sen acımasızsın.
Herkes bir an için dondu. Valya bile bir şey söyleyemedi.
Kendi evimde beni acımasız diyor musun? Elifin sesi titredi.
Evet. Eğer sevdiğin birini aşağılayarak, onun çocuğunu üzüyorsan, bu acımasızlık olur.
Ahmet ayağa kalktı. Yıllar sonra gözleri ciddi bir ifadeyle parlıyordu.
Anne, artık yeter.
Elif ona yabancı bakışla baktı.
Sen de mi benimle karşı karşıyasın, Ahmet?
Seninle değil, bizimle. Haklı olduğunu sanıyorsun, ama bizi incittiğini görmüyorsun.
Kayınvalidem sustu, parmağı kadehe sıkı sıkıya sarıldı.
Her şeyin yolunda olmasını istedim sadece.
Ben sadece saygı istiyorum, Meryem ekledi. Her şey senin tarifine uymak zorunda değil.
Sessizlik çöktü. Kimse bir kelime bile söylemeye cesaret edemedi.
Meryem paltosunu aldı.
Biz gidiyoruz.
Ahmet başını salladı.
Doğru karar.
Evin dışına çıktık. Akşamın soğuk ama hafif havası yürekten bir nefes aldırıyordu. Meryem derin bir nefes çekti, sanki yıllar sonra ilk kez özgür bir kuş gibi.
Beni ne kadar incittiğini bilmiyordum, diye fısıldadı Ahmet.
Şimdi biliyorsun, dedi Meryem. Çocuklarımızın annelerinin aşağılanmasını izlemelerini istemiyorum.
Ahmet omzundan Meryeme sarıldı.
Bir daha asla buna izin vermeyeceğim.
Bir hafta geçti. Evimiz sessizlik ve çocuk kahkahalarıyla doluydu. Uzun bir süredir Meryem ilk kez huzur buldu. Bir tencerede nefis bir ezogelin çorbası kaynıyor, odada çocuk sesleri yankılanıyordu.
Telefon çaldı. Ekranda Elif yazıyordu. Kalbi bir an durdu.
Alo?
Meryem… ses yumuşak, kararsızdı. Sana özür dilemek istiyorum.
Meryem bir an sustu.
Bu hafta çok düşündüm. Haksızlık ettiğimin farkına vardım. Belki de oğlumuzu kaybetme korkusundan hareket ediyordum. O yüzden istemeden seni kaybettim.
Meryemin gözlerinden yaşlar süzüldü.
Savaş istemiyorum, dedi. Çocuklarımızın bizi seven bir babaannesi olsun istiyorum.
Onu alacak, Elif yanıtladı. Bana izin verirsen.
Yarın gel, Meryem gülümseyerek söyledi. Pasta yapacağım. Ama bu sefer beni değerlendirmek için değil, birlikte yiyebilmek için.
Tamam, Elif sessizce karşılık verdi. Ben de bir şeyler getireceğim. Ev yapımı, Simit gibi.
Ertesi gün ev vanilya kokusuyla dolmuştu. Elif içeri girerken bir kutu ve kurdele tutuyordu.
Bir şeyler getirdim, çekingen bir sesle söyledi. Kendim yaptım.
O zaman kesinlikle dünyanın en lezzetli şeyidir, Meryem gülümseyerek cevap verdi.
İki kadın kremayı çırpmaya başladı. Gerilim yoktu, silah gibi kelimeler yoktu. Sadece sessiz bir bağışlama vardı.
Annem eskiden derdi ki sevgi eylemlerle gösterilir, Elif fısıldadı. Sanırım bunu unutmuşum.
Hatırlamak için hiç geç değil, Meryem elini Elifin üzerine koyarak yanıtladı.
Ahmet kapının kenarında durup, iki kadını gülümseyerek izliyordu.
Akşam iki pasta yedik; biri Meryemin, diğeri Elifin. Kimse karşılaştırmadı, kimse eleştirmedi. Çünkü bu sefer tat, kremada değil; bağışlamada saklıydı.
Bu olay bana şunu öğretti: Sessiz kalınan acılar, sevgiyle konuşulduğunda erir; aile bağları ise, kırgınlıkları aşan bir çay gibi, sıcak ve samimi olduğunda güçlenir.




