Köylü Diye Aşağıladılar, Oysa Kendileri Taşranın En Kuytu Köşesinden Çıkmışlardı…

Küçük bir köyde büyüdüm, Konyanın bir kasabasında. Toprakla, emekle, alın teriyle kazanılan her şeyle iç içe yaşadım çocukluğumdan beri. Zengin değildik ama onurlu bir hayatımız vardı. İşte o zaman toprağı sevdimbir zorunluluk değil, ruhumu dinlendiren bir sığınak olarak. Bahçede çalışmayı, kendi ellerimle sebze, meyve yetiştirmeyi seviyorum. Bunlar beni köklerime bağlıyor, sakinleştiriyor. Bu yüzden evlenir evlenmez eşime dedim ki: “Bir yazlık almalıyız. Yoksa biriktirip alacağız.”

Başta pek sıcak bakmadı ama tutkumu görünce kabul etti. Eskişehir yakınlarında küçük bir ev aldık. Her şey güzel gidiyorduta ki kayınvalidemle tanışana kadar. İlk günden tepeden bakmaya başladılar bana, özellikle de kayınvalidem, Sevim Hanım. Her görüşmemiz incitici sözlerle doluydu.

“Yine mi domateslerle uğraşıyorsun? Tam bir köylü kızı gibi,” diyordu buruk bir gülümsemeyle.

“Oğlumuz şehirde büyüdü, okudu, toprakla uğraşsın diye değil!”

İçim acıyarak dinliyordum. Utandığımdan değil, bu nefrete anlam veremediğimden. Zorla mı yaptırıyordum? Sadece paylaşmak istiyordum. Bu bir angarya değil, hayatın ta kendisiydi.

Uzun süre sabrettim. Belki şehirliler anlamaz, dedim. Farklı bakış açıları vardır. Ta ki gerçeği öğrenene kadaröyle bir şey ki, güldüm bile.

Meğer kayınvalidem de köylüymüş! Kayserinin bir köyündenmiş, kayınpeder ise Sivasın kuş uçmaz kervan geçmez bir yerinden. Üstelik aileleri hâlâ orada yaşıyor, küçük bir evde, tavuk besliyorlar. Ama onlar şehre taşındıktan sonra kökenlerini unutmuşlar, sanki utanılacak bir şeymiş gibi.

Buna rağmen bana laf atmayı da ihmal etmiyorlardı: “Evine bak, sanki köy odası gibi! Şu süsler, fotoğraflar Bizim ev modern, düz duvarlar, gömme dolaplar, fazlalık yok.”

Oysa benim istediğim tam da buydusıcak, samimi, anılarla dolu bir yuva. Modaya uymuyor belki, ama insanca.

Çok zaman suskun kaldım. Hiçbir şey demedim. Ama bir gün, yine “köylü” lafını duyunca dayanamadım. Verandada oturuyorduk, kayınvalidem çilek reçelli kekime burun kıvırdı:

“Off, her şeyin köy gibi!”

Gülümsedim ve sakince cevap verdim:

“Bilirsiniz, derler ya: İnsanı köyden çıkarırsın, ama köyü insandan çıkaramazsın. Bu söz sizin için, Sevim Hanım. Benim için değil.”

Donup kaldı. Gözü seğirdiğini gördüm. Zoraki gülümsedi:

“Bana mı söylüyorsun bunu?”

“Size de, kendime de. Ben köyümle gurur duyuyorum. Siz utanıyorsunuz. Aradaki fark bu.”

O günden sonra sustu. Ne laf soktu ne ima etti. Bir daha “köylü” demedi, ev yapımı turşuları görünce yüzünü buruşturmadı. Hatta saygı duymaya başladı sanki.

Kin tutacak biri değilim. Ama hâlâ içim acıyorbeni, kendilerinin de yaşadığı şeylerle küçümsemeye çalıştılar. Kökler utanılacak bir şey mi? Emek hor görülecek mi?

Ben toprağı seven bir kadınım. Köyümden utanmıyorum. Eker, biçer, turşu kurar, reçel kaynatırım. “Şık” apartmanlarda yaşayanlardan hiç de aşağı değilim. Çünkü ruhu olmayan yerde sıcaklık da olmaz. Bende var. Hep de olacak.

Rate article
Lifequest
Köylü Diye Aşağıladılar, Oysa Kendileri Taşranın En Kuytu Köşesinden Çıkmışlardı…