Emekliliğimin İlk Gününde, Kocam Beni Terkettiğini Açıkladı

Emekliliğe yeni adım attığım gün, Mehmet bir anda başka bir kadınla gideceğini söyledi.

Ben bayılmadım, bağırmadım, tabağı kırmadım. Sadece dışarıda kalın bir paltonun içinde, dizlerimde çantamla bir sandalyeye oturuyorum ve onun diş fırçasını seyahat çantası içine pakettiğini izliyorum. Her şeyini önceden planlamış; bir köşede bekliyor. Ben ise naifçe yeni, sakin bir döneme girdiğimizi düşünüyorum.

Son aylarda sık sık Artık dinleneceksin, hak ettin diyordu. Hafta sonları köydeki bahçeye, göle bir kaçış, alarm olmadan uzun kahvaltılar vaat ediyordu. Bugün ise kahve ve tebrik yerine, plan değişikliği gibi bir cümle duyuyorum: Gidiyorum. Uzun zamandır başka biriyle birlikteyim. İşini bitirmeni beklemek istedim, seni zor durumda bırakmak istemedim.

Bir an ne demek istediğini kavrayamıyorum. Akşamki ofis arkadaşlarımın iyi dilekleri, pastanın üzerindeki şeker kırıntısının sakalına yapışması, onun gülümseyerek çiğnemesi hâlâ kafamda çalınıyor. Yine bir kez daha sandalyeye oturuyorum, hala paltoyu üzerimde, çantam dizlerimde, diş fırçasını paketlerken izliyorum.

Mehmet her şeyi düşünmüş, beklemişti. Ben ise yeni bir hayatın kapısını araladığımızı sanmıştım.

Geçen haftalarda Artık dinleneceksin diyordu, bahçe gezileri, göl kenarı akşamları, sabah alarmı olmadan kahvaltılar vaat ediyordu. Şimdi tek bir satır: Gidiyorum, uzun süredir başka bir kadınla yaşıyorum, işini bitirmeni bekledim ki seni zor durumda bırakmayayım.

Bir an ne dediğini anlamıyorum. Dün iş arkadaşlarımın iyi dilekleri, pastanın üzerindeki şeker kırıntısının sakalına takılması hâlâ aklımda çınlıyor. Her şey sıradan görünüyordu; şimdi ise hiçbir şey yok. En kötüsü ise yüzünde bir kırgınlık, bir yırtılma izlenimi yok; sanki omuzlarından bir ağırlık atmış gibi duruyor.

Sadece dışarı çıkıyor, anahtarları masaya bırakıyor, arkasına bakmıyor, bana hâlâ dayanabileceğim diye sorulmuyor. Bütün hayatımızfaturalar, kararlar, alışverişler, hafta sonlarıbir bütün gibi birbirine kenetlenmişti. Ya da en azından öyle sanmıştım.

Kapılar kapanınca, uzun süre sessizlik içinde oturuyorum. Öğle olmuş, hâlâ palto ve ayakkabılar içindeyim, çantam dizlerimde, hareket edemiyorum. Düşünceler çılgınca dönüyor, ama hiçbiri durmak istemiyor. Tek bir soru boomerang gibi geri dönüyor: Bu gerçekten oluyor mu?

İlk günlerde kendime bu bir kriz, geçici bir durum diyerek telkin ediyorum. Telefonla aramaya çalışıyorum, cevap vermiyor. Kısa, duygusuz bir mesaj atıyorum: Bir şeye ihtiyacın olursa evdeyim. Cevap gelmiyor.

Bir hafta sonra gerçekten gitmiş olduğunu anlıyorum. O kadınonun kim olduğunu ne kadar bilsem deuzun süredir hayatındaydı. 35 yıl evli kalıp birdenbire yeni bir aşka yönelmek, bir planın, beklenen bir anın sonucu gibi görünüyor.

Her şeyi analiz etmeye, işaretleri bulmaya başlıyorum. Yemek masasında eksik bakışları, balık tutma bahaneli hafta sonları, yanımda uyumadığı gecelerkanepeye, televizyonun önüne düşen uykularbelki onunla konuşuyordu.

En kötüsü, bir hafta sonra tesadüfen birlikte tatilde tanıdığım bir tanıkişine rastlamam. Şok olmalıydı, diye başa çıkmaya çalışıyor, Ama zaten o zamanlar onunla görüşüyordu, değil mi? diye soruyor. Gözlerim çılgın gibi ona bakıyor. Ne demek istiyorsun? diye soruyorum. Kadın çarpıyor. Senin bunu bilmeni bekliyordum

Ben hiçbir şey bilmiyordum, kimse söylemek istemiyordu. Komşular, dostlar, şehir kenarındaki kuzenimhepsi biliyordu. Sadece ben, evime, evliliğime, günlük hayatıma hâlâ inanan tek kişiydim.

Bu en çok acıttı. Sadece aldatma değil, beni ve tüm dünyayı sessizce aldatmış gibi hissetmekmerhamet mi, umursamazlık mı?

Aylarca asılı bir durumda yaşıyorum. Yemek yiyemiyorum, uyuyamıyorum. Sabahın erken saatlerinde bir şeyin yanlış olduğunu hissediyorum, ne olduğunu hatırlamadan. Sonra her şey geri dönüyor; sanki birisi aynı noktaya bıçak saplıyor.

Kimseyle bu konuda konuşmaktan utanıyorum. Telefonları açmıyor, kapıları çalmıyorum. Günde bir kez aynı rotada, aynı saatlerde yürüyüşe çıkıyorum, kimseyle karşılaşmamak için. Zaman yaraları iyileştirir diyeni duymak istemiyorum; zaman bir şey iyileştirmiyor.

Bir gün bir mektup geliyor. Düz bir zarfta, el yazısıyla. Onun imzasını hemen tanıyorum. Açmadan bir saat masada bekliyor. Çayıma oturup okuduğumda:

Biliyorum, affını hak etmiyorum. Ama bilmeni isterim ki, hayatımın büyük bir kısmını seninle geçirdim ve uzun yıllar mutluydum. Sonra bir şey değişti, ama sana söyleyemedim. Seni sevmemekten değil, seni kaybedecek korkusundan ötürü sustum. Şimdi anlıyorum ki, saygısızlığım sadece kendime karşıydı. Her şeyi böyle öğrenmek zorunda kaldığın için özür dilerim.

Bu bir aşk mektubu değil, bir korkaklık mektubu. Üzüntü var ama gerçek bir pişmanlık yok. O sadece… kaçtı. Ben ona bir dayanak, bir destek, bir günlük rutin olduğumda, o da kendi kırışıklarını, unutkanlıklarını, kusurlarını bilmediği birine sığındı.

Ben yıllardır bildim, sevmiştim. Gerçekten sevdim. Ve o sevgi beni en çok yaraladı.

Zamanla tekrar yaşamaya başlıyorum. Artık çift olarak değil, tek başıma. Küçük adımlarla, sonsuz planlar olmadan. Elimde bir kitap, kendi bahçem, arkadaşlarımla kaçamaklar. Başkalarının beklentilerine göre yaşamam artık.

Mutlu olduğumu söyleyemem; bu çok kolay olurdu. Ama bugün bir şeyi kesin olarak biliyorum: Hiçbir şey kalıcı değil. İş, evlilik, aşk bile. Bu, denemeye değmeyeceği anlamına gelmiyor.

On yıl daha bilinçli, kendi yolumda yaşamayı tercih ederim, otuz yıl boyunca birinin sadece ihtiyaç duyduğu zaman değerli olduğunu sanmaktan daha iyidir.

İnsanlar ne dilerse dilsin; Altmış yaş üstündeki kadın sadece torunları ve pazar çorbası düşünmeli desin. Ben ise seramik kursuna kaydoluyorum. Tek başıma, kendim için.

Artık kimseye nedenini açıklamayı düşünmüyorum.

Rate article
Lifequest
Emekliliğimin İlk Gününde, Kocam Beni Terkettiğini Açıkladı