Murat, kızımız 3500 gram! sevinçle duyduğunu duyan Gülbahar, telefonun diğer ucunda bağırdı.
Ben doğumhanenin pencerelerinin önünde duruyor, ellerimde beşiği sallayan eşime el sallıyordum.
Kızımız oldu. Ben artık baba! Gülbahar, bize bir erkek çocuk vaat etmişlerdi, hatırlamıyor musun?
Telefonun diğer ucunda bir an sessizlik bastı, sonra eşim alçak bir sesle fısıldadı:
Sanırım bir hata yaptılar…
Ben çevremdeki mutlu babaların yanından geçerken, asfalt üzerine aşk ilanları çizen, gökyüzüne balon bırakan, şık arabalarla süslenmiş sokakları ve yanlarında toplanmış akrabaları gördüm.
Her zaman bir erkek evlat, varisin, soyun devamcısını hayal ederdim. Gülbahar hamile yürürken, geleceğimizin resmini çizerdim: Şöyle bir sabah bahçede top oynarız, sonra balık tutmaya gideriz, erkek sohbetleri yaparız ve annemize büyük bir tutam balık getiririz. Akşam olunca hep birlikte sofraya oturur, günün nasıl geçtiğini anlatırız; yanımda benim oğlum, gururum olur.
Gülbahar uzun süredir hamile kalamamıştı; hatta bir kez, bilim dünyasının ışığı sayılan bir doktorun yanına kadar gitmiştik. Beş yılın ardından, eşim sonunda neşeli bir haber verdi.
Murat, duydun mu? diye bağırdı telefonun diğer ucundan.
Tam o sırada arkadan bir ses duydum, dönüp baktığımda üniversiteden eski dostum Ahmet’i gördüm.
Ne kadar zaman, ne kadar kış geçmiş, nasılsın? diye sordum.
Annesine geldim, biraz hastalandı, bakıma ihtiyacı var. Burada tek başına kalıyor, babası beş yıldır yok. Sen nasılsın? dedi Ahmet.
Doğumhaneden geliyorum, eşim kız doğurdu.
Tebrik ederim! Neden sevinçli değilsin? gülümsedi.
Ahmet bir iki adım ötede duran bir kafeyi işaret etti, oturup konuşalım dedi.
Yani bir evlat bekliyordun, biz de hep erkeği, mirası bekleriz; bu normal. Ben de bir zamanlar senin gibi bir erkek evlat beklerken, eşim bir kız getirdi.
Nasıl, senin ailen de yanındaydı? diye sordum.
Ahmet gözlerini yere indirdi, bir an sessiz kaldı, sonra bakışlarıyla evrenin tüm kederini ve umutsuzluğunu yansıttı.
Ben yalnızım, artık ailem kalmadı. Murat, konuşmak uygun bir an değil, senin mutluluğun burada.
Ne oldu? diye sordum.
Bir kaza hatırlamak istemiyorum. Bir yıldır yalnızım, anneme taşınmayı düşünüyorum, iş bulup evimi yenileyeceğim.
Saatlerce eski üniversite günlerini, ortak tanıdıkları, gelecek planlarımızı anlattık. Ahmete telefon numaramı verdim, istediği zaman arayabileceğini söyledim.
Ertesi sabah, Gülbaharın en sevdiği karanfil buketi ve bir demet balonla doğumhaneye koştum.
Gülbahar! diye bağırdım, telefonun diğer ucundan tanıdık sesi duyunca.
Beni affet! Uzun zamandır beklediğimiz kızımız için çok mutluyum! Nasıl görünüyor?
Senin gibi, Murat, güzel! dedi.
Gerçekten mi? Dün kendimi nasıl hissettiğimi unutmuş gibiydim
Endişelenme, her şeyini anlıyorum eşim sözünü kesti.
Murat, kızımız sağlıklı, huzurlu, yemek yiyor, uyuyor ve uyurken gülümsüyor. Yakında taburcu olacağız, kendin göreceksin.
Not: Çocuklarımız bir daha olmadı, doğum sürecimiz zorluydu ve bunun etkileri onun sağlığını zaman zaman etkiledi.
Yirmi yıl geçti, kızımız akıllı ve güzel bir genç kız oldu, ona çok sevgi ve gurur duyuyoruz. Ahmet ise vaftiz babası oldu.
O gün Ahmetle yaptığım sohbet, bana birçok şeyi gösterdi; en önemlisi şimdi yanımda olanları sevmeyi ve değer vermeyi öğretti.




