Daha kötüsü olmayacaktı
Elif, lütfen artık sus! diye yalvardı kocası, bir odada seninle yaşamak mümkün değil! Kendini bu hâle sen mi çekmişsin? Kim seni dışarı çıkmaktan alıkoyuyor? Seni hapse atmadım, ne de olsa serbestçe dolaşabilirsin! Kim seni engelliyor?
***
Elif, oturma odasındaki büyük pencerenin önünde oturmuş, sonbahar parkını hüzünle izliyordu. Dışarıdan bakınca hayat bir sahne gibi görünüyordu: sevgi dolu bir eş, doğacak bir bebek, ipotekli, geniş bir ev. Yirmi beş yaşındaydı ve dışarıdan başarılı bir genç kadının portresi gibiydi, fakat içi çamur gibi ağır bir melankoliye bürünmüştü.
Bu sıkıntı, tek bir profesyonel hayalini yitirdikten sonra çiçek açmıştı. Üç yıl önce İstanbula taşındığında yalnız iki ay çalışmış, vaat edilen ücretten bir avuç para almış, geriye ise büyük bir hayal kırıklığı kalmıştı. O günden sonra elleri çökmüş, tanıdıkları aracılığıyla yapılan görüşmeler bir sonuç vermemiş, insanlardan duyduğu korku ise ona sürekli eşlik etmişti.
Psikoloji diplomasına sahip olmasının ironisi, kendini en çaresiz hâle sokmasıydı. Öğrenim, dünyayı anlamanın anahtarı olması gerekiyordu; şimdi ise ona, geçmişteki yetkinliğinden ne kadar uzaklaştığını hatırlatan acı bir anıydı.
Büyük evde yalnızlık daha da baskı yapıyordu. Kocası, Eliften birkaç yıl büyük, günlerini işte harcayan biriydi. Bir gün Elif, içindeki ağırlığı paylaşmaya çalıştığında, kocası sinirli bir tavırla söze girdi.
Ah, kes şunu! Beni sıkma, Elif, sen bana negatif duygular veriyorsun diye kurallı bir sesle yanıtladı.
Kendini ona hatırlatmamaya çalıştı; zaten bütün geçimini sağlıyordu. Maddi bir baskı yoktu, ama ara sıra ufak eleştiriler kaçınılmaz oluyordu.
Sen benim ne yaptığımı hiç takdir etmiyorsun diyebilirdi ki, halbuki Elif neredeyse hiç harcama yapmazdı.
Kocasının ailesi de sorunluydu. Kayınvalidesi, Fatma Hanım, Elifi ilk görüşte sevmemişti. Elif, fazla konuşkan olmadığı için dedikodulara karışmaz, bu da Fatmayı daha da kızdırırdı.
O, bizim aileyi bir dolandırıcı gibi görüyor diye düşünürdü Elif, düğün öncesi telaşını hatırlarken.
Fatma, evlilik sözleşmesi talep eder, samimiyetlerini sorgulardı. Aile, köyde yaşayanlar için yüz bin TL tutarında büyük bir para getirirdi; bu, köylüler için devasa bir meblağdı ama ilişkileri bir türlü iyileştirmedi. Sürekli arkadan gelen olumsuzluk ve sahte kibir, Elifi tükenmiş gibi hissettiriyordu.
Kendi babasıyla ilişkisi ise çocukluğundan beri felaketti. En ufak bir yemek için bile para istemek zorunda kalması derin bir yara bırakmıştı. Babası bir gün telefonu kapatarak şöyle demişti:
Artık dilini açma! Kocamdan iste! Evlenmişsin, ben sana bakmak zorunda değilim!
Elif, kocasından yardım istemekten çekinirken, babasıyla bütün iletişimini kesti; ama aşağılanma duygusu hâlâ içindeydi.
Hamilelik kısa bir nefes aldı: kayınvalidesi bir an için suskun kalmıştı. Ancak kocası evde daha seyrek görünür, neredeyse her akşam karanlıkta işe geri dönerdi.
Daha çok dışarı çıkmalıyım diye kendi kendine söylerdi Elif, ama insan korkusu onu felç ederdi.
Eşi ona eşlik etmeyi reddediyor, sürekli zamanım yok diyordu.
Durumu daha da zorlaştıran, kocasının küçük kız kardeşi Zeynepti. Elif, Zeynepin üniversiteye girişinde yardımcı olmuş, sonra ise Zeynep aniden kaba davranmaya başlamıştı. Sessizce görmezden geliyor, Elifin varlığını sanki bir köpek gibi küçümsüyordu.
O, benimle köpek gibi konuşuyor diye şikayet etti Elifin annesi, Ben ona ne kötülük yaptım? Aksine, elimden geleni yaptım.
Bir akşam kocası Deniz eve geldiğinde, Elif cesaretini topladı ve oturma odasında ona oturdu.
Aramızdaki durumu konuşmamız lazım diye sessizce başladı.
Deniz telefonu bir kenara bıraktı.
Neden, Elif? Bugün zor bir gündü. Eğer yine sızlanacaksan, başlamanı öneririm! Yorgunum!
Deniz, artık böyle bir hayatı sürdüremem. Kendimi tamamen değersiz hissediyorum.
Deniz öfkeyle karşılık verdi:
Sen aptalca bir şey söylüyorsun. Her şeyin var. Ev, ben, yakında doğacak bebek. Ne eksik?
Dışarıdan bakınca evet, ama ben bu bütünün bir parçası gibi hissetmiyorum. Evden çıkmak beni korkutuyor, insanlardan kaçıyorum, çalışamıyorum. Bu sadece tembellik değil, bir sorun.
Psikolog olduğun için dedi Deniz alaycı bir tavırla, bu söz kalbini yakarak ayakkabısız bir ayakkabıcı gibi. Kendini bu korkuya hapsetmişsin. Kendini aş ve normal bir insan gibi yaşa.
Anlamıyorsun, bu korku değil, yabancılaşma. İş bulamadığımda yönümü kaybettim. Senin annen onun tavrı dayanılmaz.
Anneni konuşmayı bırak. Biliyorum, bazen sert olur. Ama o genç bir kadın değil, benimle ilgileniyor.
Elif hüzünle bir gülümseme takındı:
Endişeleniyor mu, bizi kandırır diye? Bizim evliliğimize inanmadığını hissediyorum. Fatma, beni bir dolandırıcı gibi görüyor.
Elif, dramatize ediyorsun. Bir işe gir, bir arkadaş bul, parka çık. Evi toparla! Ben işten dönerken evde daima bir karışıklık var!
Burada arkadaşım yok. Tek başıma dışarı çıkmaktan korkuyorum! Sen bana negatif duygular verdiğin için güç aldığını mı sanıyorsun? Destek ihtiyacım var
Ben senin sürekli şikayetlerinden bıktım! Ben çalışıyorum, her şeyi sağlıyorum, sen sadece sızlanıyorsun
Ben senin her şeyi sağlamanı istemiyorum! Deniz, bana senin desteğin, ilgin, merhametin lazım. Ayak altı gibi hissetiyorum; sen bunu daha da derinleştiriyorsun.
Yeter! diye patladı Deniz sen bir şükr-i sadakatsiz gibi davranıyorsun.
Elif gözyaşının boğazına dolduğunu hissetti ama tutabildi.
Ben artık senin eşin gibi değil, bu evdeki hizmetçi gibi hissediyorum. Kız kardeşin bana hakaret ediyor, annen entrikalar örüyor, sen ise beni negatif diyor
Belki de sen onları kendi davranışlarınla provokasyon yapıyorsun?
Söyleşi bir şey getirmedi. Deniz odasına gidip bir daha söz etmedi. Elif, oturma odasında kalıp, ruhunu dökmeye çalıştığının duvarı daha da yükseklediğini düşündü. Babasıyla yaşadığı aşağılanma, kayınvalidesinin suçlamaları, kariyerindeki çöküş, hepsi bir arada büyük bir topa dönmüş, şimdi onu boğuyordu.
***
Ertesi gün bir karar verdi. Kayınvalidesini, babasını değiştiremeyeceğini biliyordu; ama tutumunu değiştirebilirdi. Kendini tamamen kapatıp dünyadan kopulabilirdi; fakat çok yakında anne olacaktı ve çocuk için durumu düzeltmek zorundaydı.
Elif, uzun zamandır açmadığı sosyal medya hesabını açtı. Eski dostlarından biri, geçmiş zamanlardan tanıdığı bir isim, ona yardım edebilirdi.
Selam, Sibel. Yardıma ihtiyacım var. Tam anlamıyla kayboldum diye yazdı eski bir sınıf arkadaşına, ki Sibel özel muayenehanede çalışıyordu.
Kısa sürede bir yanıt geldi, telefonla konuşacaklarını teklif etti. Konuşmaya başladıklarında, Elif ilk defa yargılanmadan ve teşekkür et baskısı olmadan dinlendiğini hissetti.
Elif, kendine bu izolasyonda kalırken yardım edemezsin. Hamileliğin stres, kocan bir psikolog değil, seni nasıl destekleyeceğini bilmiyor.
Peki, bu korkudan nasıl çıkabilirim? Çalışamıyorum, markete bile gitmek zor, kapıyı açıp adım attığımda titriyorum…
Küçük adımlarla başlayalım. Her gün ne hissettiğini bana eksiksiz anlat. Süslendirme yok. Seni yalnız bırakmayacağım.
Elif, Sibelle çevrim içi çalışmaya başladı; babasıyla ilgili çocukluk travmalarını, şimdiki hâlini de konuştu. Korku bir gecede yok olmasa da, onu bastırmak için çaba harcadı. Kocasıyla gelecek üzerine bir konuşma gerçekleşti, ama bu sefer suçlamadan.
Uzaktan çalışmaya başlayacağım. Bu benim terapim, mesleğim. Para istemeyecek, kendi işimi yapacağım.
Deniz şaşkınlıkla sordu:
Ne işi bu?
Kriz merkezinde operatör olarak çalışacağım. Zor durumdaki kadınlarla konuşup, onlara dinleyerek destek olacağım.
Deniz omzunu silkti:
Evet, sen psikologsun. Deney. Kötüsü daha olmamalı.
Sibelin dikkatli rehberliğinde Elif, yaşamını yavaş ama emin adımlarla değiştirmeye çalıştı. İş ona tatmin sağladı; gerçekten ihtiyacı olan birine yardımcı oluyordu. Zamanla kadın eski haline dönmeyi umut ediyor. En önemlisi, bu durumun çocuğa yansımamasını istiyor. Depresyondan çıkmak, artık onun için bir seçenek değil, bir zorunluluk. Depresyon olduğunu artık bir kez daha sorgulamadı.




