İlk kez Eylül, Denizi ofiste gördü. O, satın alma birimine yeni katılmış, Eylül ise tam o anda insan kaynakları dairesine koşmuştu.
İmzalamak için işe girdi, ama yakışıklı bir ziyaretçi görunca adımlarını yavaşlattı.
Ne yakışıklı, ne de ufak tefek Gerçekten bağımsız, diye düşündü içinden. Hemen görebiliyorum Artık böyle genç, kendine güvenen adamlar olmaz. İşte, satın alma biriminde Demek ki yakında tanışacağız.
Ertesi gün yabancı, yani Deniz, muhasebe bölümüne girdi. Selam verdi, samimi bir gülümsemeyle odadakilere baktı. Gözleri Eylüle takıldı
Eylül bunu fark etti; vücudunda bir ürperti dalgası yayıldı. Şimdi bu ne demek? Bizi izliyor Böyle birini daha önce görmemiş miydik? diye içini çekti.
Evlilikten önceki sevgilileriyle kıyasladığında, Denizin farklı olduğunu Eylül çabucak anladı. Gözlerine doğrudan, nazikçe, dikkatli bakıyordu. Acele etmiyor, sorunları çabuk çözüyor, kimseye zorlamadan varlığını hissettiriyordu. Bir de tam ihtiyaç duyulan anda belirdiği zaman Tüm bunlar Eylülde silinmez bir iz bıraktı. Kadın, ona tam anlamıyla âşık oldu; bir morelinin hayalini bile aşan bir adamdı!
İki ay içinde aynı çatı altında yaşamaya, altı ay içinde evlenmeye ve bir erkek evlat dünyaya getirmeye karar verdiler. Oğul, babasının tıpkı bir aynasıydı; Eylül, mutluluğun ne demek olduğunu ilk defa anladı.
Gece olunca, kocası yanına sarılıp fısıldadı:
Artık kaçamazsın, değil mi? Seni sıkı sıkı bağladım.
Ben zaten kaçmayı düşünmüyordum, dedi Deniz, alnından hafif bir öpücük kondurarak
Denizin ilk evliliğinden bir kız çocuğu olduğu gerçeği, Eylüle en başından belliydi. Soru sordu, ama kocası detay vermekten kaçındı; bir gün, bir anlık bir açılma ile şöyle dedi:
Uzun zamandır iletişimde değiliz, telefon numarası bile yok. Üç yaşındayken eski eşim Ayşe, kızımızı görmek istemedi. Şimdi Duru ergenlik çağına geldi Geçmişi kazıyıp açığa çıkarmaya girmeyelim.
Eylül omuz silkti:
Nasıl istersen. Eğer bir gün onu bulmak istersen, söyle beni; yanındayım.
Deniz başını salladı. Artık daha fazla soru sormadı; geçmişe dair bir şeyler zaten vardı, herkesin bir geçmişi vardır
Bir akşam, Deniz eve tuhaf bir hâlde geldi. Yavaşça ceketi astı, Eylüle bakmadan mutfağa yöneldi, bir bardak su doldurdu ve sadece o bardakla durdu.
Denizim, ne oldu? diye endişeyle sordu Eylül.
Deniz suçlu çığlığıyla, bir an kararlı bir sesle şöyle dedi:
Ayşeyi buldum, sosyal medyada. Yazdım, nasıl olduğumuzu, kızını sormak istedim. Duru benimle konuşmak istedi Telefonla bir kaç dakikadır sohbet ediyoruz.
Eylül donakaldı. Çok kez Denize kızını hatırlatmıştı; şimdi bu haberle içi boşaldı, bir şeyler kırıldı
Harika! diye bir an utanarak, Seni çok sevindim, dedi Eylül, gülümsemeye çalışarak.
Deniz aydınlandı; bu kelimeler ona çok şey ifade ediyordu. Ancak Eylül içinde bir ağırlık, bir karanlık hissi ağırlaştı
İlk başta kısa aramalar oldu. Deniz odasına çekilir, kapıyı Duru utanıyor diyerek kapatırdı. Eylül yalnız kalıp mutfakta sesini duyar, hâlâ ona sadece kendisine ait olan yumuşak, kadife tonlu sesini
Zamanla Ayşenin varlığı belli olmaya başladı. Kısa mesajlar, ardından uzun sohbetler Eylül, telefonun yanına uzanan elleriyle mesajları okur, yabancı bir kızın fotoğraflarını görür, aralarındaki zehirli tatlı bir koku hissederdi: Biz buradayız, seni bekliyoruz
Deniz telefonunu başka bir odaya götürdüğünde, Eylül kendini ikna ederdi: O sadece kızıyla konuşuyor, bir şey uydurma. Ama bir gün, koridorun köşesinden Ayşe adını duydu.
İşte o an, Eylülün cehennemi somut bir şekil aldı.
Kendini suçladı, ama duramıyordu. Gülümseyen, ekranına bakıp ne yazacağına karar vermeye çalışan kocasını izledi. Onun her bakışı, her jesti, her sözü ihanetin gölgesinde kaldı. Çifte hayat sürdüğüne inanıyordu.
İçinde bir kıskançlık ateşi yanıyordu, her gün yeniden tutuşuyordu.
Bir akşam, kocasının telefonunu kaydırarak ekrana bakması üzerine patladı:
Beni hiç önemsiyor musun?
Eğer bir şey söylemek istiyorsan, söylersin, dedi Deniz, gözleri şaşkınlıkla dolu.
Sahtekar olma! Hepsini görüyorum! Yine onunla konuşuyorsun!
Kiminle? diye yanıtladı Deniz, bir an için gerçekten anlamıyor gibiydi.
Her telefon çaldığında Eylül bir elektrik çarpması hisseder, işteki gecikmelerini ihanetin kanıtı olarak görürdü. Kendi evinde bir casus gibi takıntılıydı; çünkü onu çılgınca seviyordu, kendini yok edecek kadar…
Deniz hiçbir şey söylemez, açıklamaz, sanki acı çektiğini görmezden gelmişti. Eylül, bu durumun onun olmadığını düşündü
Aralarındaki tartışmalar sıklaştı, çoğu boş bir sebeple, önemsiz şeylerin üzerine büyüyen bir fırtına hâline geldi. Eylül bağırır, Deniz onu duymadığına, ona bakmadığına, varlığının onu yorduğuna dair haykırır. Aklına gelen düşünce ise bir çukur gibi boğardı:
Eğer bir şey olursa, ona gidecek bir yer var. Orada seviliyor, bekleniyor.
Eskiden evliliğine tam bir inancı vardı; şimdi ev, bir zamanlar sevgi dolu bir liman, artık güvenli bir liman değil Geceleri gözlerini açıp düşünür:
Bir gün gerçekten kaçarsa, geçmiş mi geleceği boğar?
Sabah olmadan bu düşünceleri kovalar, kendini azarlamaya başlar, Biz bir aileyiz, hayır. O böyle olmaz diye ısrar eder.
Ne kadar ikna etmeye çalışırsa çalışsın, korkusu büyür, seçimlerinden korkar
Bir akşam, Deniz çocuğu banyoya götürürken telefonunu mutfakta unuttu. Bir bildirim çaldı: Ayşe
Eylül parmakları titredi, kalbi sıkıştı ama telefonu açmadı. İçindeki korku yıllardır alışılmış bir hal almıştı.
Bugün neden böyleyiz? diye sordu Deniz, çocuğu uyuturken.
Her şey yolunda, diye hızlıca cevap verdi Eylül.
Deniz uzun bir süre ona bakarak bir şey anladı ama sormadı. Gece uyurken, Eylül sessizce yanına yatıp onun düzenli, sıcak nefesini dinledi. Bir anda düşündü: Belki bir gün başkasının gözleri bu nefesi dinleyecek. Bu düşünce onu yakarak ayağa kaldırdı; o an, mutfağa gitti, bir tabureye oturdu, ellerini sıktı.
İlk defa kendini değiştirilemez hissetti.
Deniz mutfağa girdi, gözleri yaşlı bir hüzünle Eylüle baktı.
Senden korkuyorum, bir gün gidersin, dedi titrek sesle.
Deniz çökerek oturdu, ellerini onun ellerine koydu.
Nereye gideceğim? diye sordu, gözleri yere bakar.
Oraya, dedi Eylül, bakışını kaçırarak.
Sessizlik bir anı doldurdu; o anki sessizlik, sanki bir çığlık kadar korkunçtu.
Ertesi gece, Deniz hiç gelmedi. Telefonu kapsama dışıydı. Eylül mutfakta karanlıkta oturup, birlikte olmanın yüz bin sahnesini zihninde oynattı. Sabah olduğunda kalbi bir buz parçasına dönüşmüş gibi hissediyordu.
Bilgisayarını açtı, parmakları kendi kendine yazdı: Ayşeye. Gözyaşları damla damla dökülürken, kelimeler bir cankurtaran tası gibi, boğulmaya çalışan birinin son umudu oldu. Aşkını, kıskançlığını, aşağılanışını döktü, Gerçeği söyle! diye haykırdı. Gönder tuşuna bastığında bir rahatlama, bir boşluk hissetti. Artık sadece yanıt bekliyordu.
Bütün gün yerinde duramadan bekledi; o sahneyi tekrar tekrar zihninde canlandırdı, nasıl konuşacaklarını, ne söyleyeceklerini prova etti. Evde dolaşıp eşyalarına dokundu, çocuğu otomatik bir şekilde besledi ama içi bir bekleyişle doluydu.
Deniz nihayet gece yarısı döndü; solgun, yorgun bir halle karşısında oturdu.
Neden bunu yaptın? diye sordu, sesi yorgun bir fısıltı.
Eylül titredi.
Ne yaptım?
Mektubunu okudum. Her şeyi yanlış anlamışsın.
Gerçekten mi? diye çığlık attı, kontrolünü kaybederek. O zaman açıklamanı bekliyorum! Bana dönüyor musun? Eski aşk paslanmaz mı? Ne bekliyorsun? Yalan söyleme! Telefonunla evde dolaşma! Göz ucunu kaçırma! Nasıl okudun mektubu? O ne istedi? Benim zayıflığım mı?
Deniz sakin bir sesle karşılık verdi:
Ayşe sana cevap vermeyecek. Ben sana cevap vereceğim Her şey güzel olacak Tabii ki sen bozmuyorsan.
Eylül alaycı bir gülüşle:
Ne kadar ilginç Neyse, artık bir şey söyleme. Yazdığım için pişman oldum.
Deniz bir an derin bir nefes alıp, gözlerinden bir damla süzülen gözyaşıyla:
Ayşe bugün gece öldü. Ben onun yanındaydım, son anına kadar.
Eylül bir an duyduğunu sanmadı, dünya durdu. İçinde bir buz patlaması yaşandı; tüm acıları, şüpheleri bir anda toz bulutu gibi dağıldı.
Öldü mü? fısıldadı, korku içinde.
Deniz başını salladı.
Uzun süredir hastaydı, ben ortaya çıktığımda mutlu oldu Açıkça itiraf etmiyor, ne yapacağımızı görmek istedi. Duruyu yalnız bırakmak istemedi.
Derin bir iç çekişle:
Şimdi her şey senin elinde mi? bakışları Eylüle kilitlendi. Eğer hayır dersen, Duruyu nereye koyacağımı bulurum.
Eylül bir an nefesini tutarak:
Çocuk evde kalacak! bağırdı, sesinin gücünden korkarak. Bizimle, bizimle!
Deniz bir an gözlerini kapadı, bir anlık sessizlikten sonra gözleri dolu dolu oldu:
Ben biliyordum Tam da söylemeni bekliyordum.
Eylül, kocasının göğsüne sakıncalı bir sıkıntıyla yaklaştı, yüzünü ona yasladı. Tüm korkuları, şüpheleri geçmişte kaldı. Yeni, zor bir yaşam onları bekliyordu; ama artık Eylül hiç korkmuyordu. Kararını vermişti.




