Engelli Birine Gönül Vermek: Lüsi’nin Hayatını Değiştiren Aşk Hikayesi

Canım, bak şimdi Sana geçen gün okuduğum bir hikayeyi anlatmak istiyorum, acayip dokundu bana ya, sanki bizim mahallenin hikayesi gibi. Bir yandan da içimi ısıttı hani, paylaşayım dedim.

Düşünsene bir, kızlardan biri tabii adı Elif, öyle Melis falan değil bildiğin Elif akşam geç vakit eve geliyor. Cerrahpaşada hemşirelik yapıyor, travma servisinde çalışıyor. Eve bir geliyor, anam yorulmuş belli, ilk iş banyoya girip neredeyse bir saat kendini yıkıyor resmen. Sonra sabahlığını giymiş hâlde mutfağa geçiyor.

Annesi hemen gözünün içine bakıyor; tezgahta taze pişmiş köfteyle makarna hazır bekliyor. Hadi kızım, açsındır, az ye diyor. Bir yandan bakıyor, kızının moral yok, hemen soruşuyor: Bitkin misin, Elif? Bir şey mi oldu, surat asık?

Elif de karamsarlığa düşmüş, Yemeyeceğim anne, zaten çirkinim, bir de kilo alırsam kim yüzüme bakacak? diyor, üzüle üzüle. Bir bardak çay alıyor kendine, mahcup bir hâlde.

Annesi hemen itiraz ediyor: Ne diyorsun yavrum, senin aklın yerinde, gözlerin ışıl ışıl, burnun-kulakların gayet normal, abartma! Hemen morali düzelsin diye uğraşıyor.

Ama Elif, Ne abartması ya anne? diyor. Herkes evlendi gitti, ben kaldım! Hep tuhaf çocuklar bana bakıyor, hoşlandıklarım ise yüzüme dönüp bakmıyor bile Neyim var benim, anne?

Annesi, Zamanı gelmemiş demek ki! Her şey kısmet, üzülme diye avutmaya çalışıyor, ama Elif daha da sinirleniyor.

Hah, evet aklın var diyorsun ama gözlerim küçük, dudaklarım incecik, burnuma bak! Param olsa estetik yapardım, ama biz de para yok. O yüzden karar verdim, klinikte kaza geçirip kimsesiz kalan birine varacağım. Evlenemedim gitti, daha fazla bekleyemem, 33 oldum!

Annesi birden daldan dala atlıyor, Bak kızım, babanın da bacakları hiç iyi değil, ben bari damat geldiğinde yazlığa yardım etsin, desteğimiz olur diyordum Şimdi sen de kalkıp bir engelliye mi varacağım diyorsun? O kadar mı yani? Kendi kendine söyleniyor, sonra toparlıyor hemen: Yanlış anlama kızım, ama sana ne gerek var böyle bir şeye? Hani Bizim apartmandan Şükrü var ya, kaç zamandır sana bakıyor. Çalışkan çocuk, güzel çocuk, sıhhatli çocuk, hem çocuklar da sağlıklı olur, fena mı?

Elif ise sabredemiyor artık, Anne, Şükrü her işte iki gün çalışıp bırakıyor. Keyfe bak, içkiyi de seviyor. Sohbet desen sıfır. Ya, adamda hiç kafamı açacak bir şey yok!

Annesi de pes etmiyor, Kızım bırak sohbeti, ben derim ona şuraları belle, akşam yemeğini beraber yeriz ya da bakkala yollarım. Oğlan iyi niyetli, belki alışırsınız! Hemen araya girmeye çalışıyor. Elif ise bardağını bir kenara sürüyor, kalkıyor.

Ben yatıyorum, anne. Valla, sen de diğer herkes gibi bana çirkinsin diyorsun artık, bari sen demesen

Annesi arkasından koşuyor, Olur mu kızım, yapma böyle! diyor ama Elif elini sallayıp odasına kapanıyor. Kapısını da yüzüne kapatıyor kadının. Gece boyu yatağında dönüp durmuş; gözleri yaşlı.

Aklı da son günlerde kliniğe getirilen bir çocuğa takılmış, Yiğit diye bir hasta var, gençten, daha otuz bile olmamış. Bir kazada ayağının bir kısmı gitmiş, o da yalnız. Bir harabe binada üzerine duvar devrilmiş, kurtarılamamış parçası. Kimse ziyarete gelmiyor.

İlk başta Elifin elini tutmuş ameliyattan yeni çıkınca, gözünün içine bakmış; sanki bir bağ kurmuşlar. Ama sonra içine kapanmış, hep tavana bakıyor. Elifin içi acıyor ona, kimse ziyarete gelmediği için mi, bilmem, kıyamıyor çocuğa.

Bir gün Yiğit ona sormuş, göz temasından kaçınarak: Sence tekrar yürüyebilir miyim? Elif de Tabii ki yürürsün, genç adamsın, güçlüsün! diye şevk veriyor.

Yiğit birden öfkeleniyor: Herkes aynı şeyi söylüyor, bir de kendinizin ayağı olmasa göreceğim bakayım, nasıl bir hayatmış diye surat asıyor.

Elif de sinirleniyor o an: Oraya niye girdin ki sen? Kendi suçun! diyor haksız olmadığını düşünerek.

Yiğit ters ters: Bir şey gördüm sandım, deyip sırtını dönüyor. O günden sonra da her Elif geldiğinde iyice suratsızlaşıyor.

Ama Elif bakıyor, gözleri buz gibi, mavi gri. Aslında yüzü çok hoş bir çocuk, üzülüyor başına gelene.

Bir gün aralarında sessizce bir şeyler oluyor, Bana acıyorsun, değil mi? diyor Yiğit, kendini koyuvermiş. Bana artık ancak acınılır, kimse sevmez beni böyle.

Elif de dertli: Beni de kimse sevmiyor ki. Her şeyim yerinde ama bir türlü olmuyor. Bari bacaklarım olmasa, bana da acırlardı! deyip, gözleri doluyor.

O sıra Yiğit ilk kez gülüyor ona: Ay sen var ya öyle saçma konuşuyorsun ki! Sen mi çirkin? Kim alır seni diyordum, şimdi içim içimi yiyor, kimi seçersen o ne şanslı, bilemezsin!

Elif utanıyor birden, ama inanıyor ona, Allah için. Sonra bir anda, Peki, ben seni seçsem, benimle evlenir misin? diyor. Cevap vermiyorsun, kesin yalan! Tamam, anladım deyip kapıya yöneliyor.

Yiğit de yatağında toparlanıp kalkmaya çalışıyor, sanki kalkıp peşinden koşacak gibi oluyor, ama yapamıyor hâlâ. Elif, evlen benimle! diye sesleniyor ardından. Bak, yemin ediyorum çok yakında kimse ayağımda sorun olduğunu anlamayacak. Kendim için değil, senin için de düzelmek istiyorum. Gitme, Elif!

Elif koridorda kalakalıyor, ağlar gibi. Ama garip bir huzur kaplıyor içini: buymuş işte, aradığı oymuş. Ne burnu, ne gözü, ne bacağı önemli Karşılaşmaları gerekiyormuş, hepsi bu. Vaktin geldi diyordu ya annesi, tam öyle.

Sonrası hızlı gelişiyor. Yiğit rehabilitasyona asılıyor. Hedef koydu kendine: Elifle evlenecek, adam akıllı ayakta duracak. Elifin moral bozukluğunu silip atacak, hayat arkadaşı olacak.

Bir gün annesi sinsi sinsi soruyor: Kız, sen aşık mı oldun? Bir değiştin, yüzün gülüyor! Elif bu sefer inkar etmiyor; içi içine sığmıyor artık. Tek dileği Yiğitin rahatça yürümesi, protezle barışması.

Çok geçmeden, klinik bahçesinde başlayan yürüyüşler, kar altında ışıl ışıl İstanbul sokaklarına uzanıyor. Yılbaşı öncesi, şehri renkten renge boyanıyor, Elifle Yiğit kol kola, yeni hayata

Bir gün Yiğit, Bak, burası ayağımın kopmasına sebep olan yer Eski ekmek fırının kalıntısıydı, diyor. Elif merakla soruyor, Niye girdin oraya, anlamadım ki? Yiğit de gülümseyerek anlatıyor: Bir köpek yavrusu gördüm, siyah beyaz, tir tir titriyordu. Korktum donacak, eve alayım dedim barınacak yeri yok. O gece başıma gelmeyen kalmadı.

Tam lafı biterken karşılarında kocaman bir sokak köpeği beliriyor, korkak, ama bakışlarında umut var. Hemen tanıyorlar, o köpek hâlâ etrafta. Onları evlerine kadar uzaktan usulca takip ediyor.

Düğün günü, Elifin kankaları şakalaşıyor: Vay Elife bak, kendinden genç, yakışıklı damat buldu. Hem de adamın evi var, kaynanası yok, daha ne ister ki? Annesi ise gözyaşlarını saklayamıyor. Damat ilk kez ona anne diyince daha çok duygulanıyor.

Yiğit öksüz, kimsesi yok. Ama sıcacık, iyi kalpli bir çocuk. Elif ile Yiğit birbirini öyle çok seviyor ki, herkesin yüzü gülüyor. Tarlaydı, bahçeydi, hepsi gereksiz; Yiğit hangi işe el atsa hakkını veriyor zaten.

Şimdilik Elif, Yiğit ve köpekleri Pamuk üç kişi olarak yaşıyorlar. Ama çok yakında dörder olacaklar; Elif ile Yiğitin bir kızları olacak!

Canım benim, anlatmak istediğim şu: Asla umutsuzluğa kapılma. Bazen mutluluk tam burnunun ucunda olur, görmezsin bak. Hayat hep sürprizlerle dolu, göreceksin, her şey bir anda olur. Al işte, Elif ile Yiğit gibiVe sonra, günlerden bir gün, Pamuk pencere önünde kuyruğunu sallarken, Elif minik kızını kucağına alıp Yiğite seslendi: Bak, bu minik sana gülümsüyor, tıpkı senin gibi. Yiğit, protezine yaslanıp Elifin yanına geldi, ufak elleri avuçlarına alırken gözlerinde o eski kederden tek bir iz bile yoktu. Aynı anda Pamuk havladı; mahalle çocukları ellerinde çiçeklerle kapı dışındaydı, Elif Abla, Yiğit Abi, Pamuku gezdirsek olur mu? diye soruyorlardı.

O an Elif fark etti: İnsan bazen birini ya da kendini değişmiş zanneder, halbuki dünya ufak bir cesaretle baştan yazılır. Eski kırık dökük apartmanın balkonundan İstanbula bakarken içinden şu geçti: Şükürler olsun, buradayız, olduğumuz gibi. Hikâyemiz buradaki herkesin hikâyesi; yalnızlar bir araya gelince eksik duvarlar değil, yepyeni bir ev olurmuş.

Elif başını Yiğitin omzuna yasladı, kızının minik elini tuttu, Pamuk havlayarak yanlarına kıvrıldı. Ve hayat, bir akşamüstü huzuruyla sessizce akıp gitti hiç kimse mükemmel değildi belki, ama mutluluk tam burada, birbirlerinin gözlerinde saklıydı.

Rate article
Lifequest
Engelli Birine Gönül Vermek: Lüsi’nin Hayatını Değiştiren Aşk Hikayesi