Don Fernando Ruiz, tahta bastonuna yaslanarak verandaya çıktı.

Bey Mehmet Özdemir, yılların yıprattığı odun bastonunu sıkıca tutarak verandaya çıktı. Hava, portakal çiçeği ve Ege denizinin tuzlu aromasıyla doluydu. Arkasında, zarif bir kolye süren ve acımasız bir soğuklukla bakan Bayan Ayşe, sessiz bir duvar gibi ayakta duruyordu.

Affedersiniz, beyefendi dedi Ayşe, sesi düz ve soğuk. Biz hayır dağıtmıyoruz. Yardıma ihtiyacınız varsa kiliseye başvurun.

Tekerlekli sandalyesindeki adam, yavaşça gözlerini yükseltti. Gözleri, derin, yorgun ama içten bir iyilikle doluydu ve Ayşenin gözleriyle buluştu. Bir an için Ayşe donup kaldı; bu bakışta tanıdık bir şey vardı.

Para için gelmedim, hanımefendi fısıldadı Mehmet. Sadece bir kez sizi görmek istedim.

Hizmetçi kapıyı kapatmaya hazırlanırken Ayşe elini kaldırdı.

İçeri girsin.

Salon, balmumu ve taze kahve kokusuyla doluydu. Mermer zemin, lamba ışıkları altında pırıl pırıldı.

Ali, tekerlekli sandalyesini ağır adımlarla ilerletti, her hareketin bir ömür kadar ağır olduğunu hissediyormuş gibi.

Askerde hizmet ettiniz mi? sordu Mehmet, yüzü karanlık. Yoksa kaza mı?

İnşaat kazası diye yanıtladı Ali, sakin bir yalan. Felç oldum. Çocukken bir balıkçı beni buldu. Hiçbir şey hatırlamıyorum yalnızca bileğime işlenmiş bir isim var.

Ayşe hafifçe öne eğildi, sesinde bir merak tınısı duyuldu.

Neden buraya geldiniz?

Gazetelerde kaybolmuş bir çocuğun eski bir hikâyesini okudum. Sizin oğlunuz. Ben de o yıl sekiz yaşındaydım, aynı yerdeydim. Derin bir nefes aldı. Belki kader benimle alay ediyor.

Mehmet, şüpheyle bakarak devam etti.

Demek ki bizim oğlum olduğunuzu söylemek istiyorsunuz? sesi keskinleşti. Bu tür hikâyelerle gelmiş dolandırıcıların çokları var.

Para, onur ya da tanınma peşinde değilim, beyefendi. Sadece şunu merak ediyorum: Kalbinizde hâlâ o çocuğa yer var mı?

Kollundan küçük bir paketi çıkardı, açtı. İçinde paslanmış bir bilezik, üzerindeki Ali harfi yıpranmıştı.

Ayşe, ellerini dudaklarının önüne koydu. Gözleri gözyaşlarıyla doldu.

Olmaz mümkün değil diye fısıldadı. Onu gömmüştük

Boş bir tabut dedi Ali kısık sesle.

Mehmet aniden ayağa kalktı.

Yeter! bağırdı. Çekilin! Bu aile ne kadar dayanabilir bilmiyorum! Yara açmanıza izin vermeyeceğim!

Mehmet denedi Ayşe, onu durdurmaya çalıştı.

Hayır! bastonunu sertçe yere vurdu.

Ali başını eğdi.

Affedersiniz, yanılmışım.

Sandalyesini çevirip yavaşça dışarı çıktı. Tek ses, büyük evin içinde yankılanan tekerlek sesiydi.

Bahçede, fıskiyeye doğru yürüdü. “Bayan Ayşe Özdemire” yazılı bir zarf çıkardı, taş bankın üzerine bıraktı. Pencere kenarından onu izleyen genç bir kadın, Bayan Ayşenin kızı Lale, sessizce izledi.

Mehmet gittiğinde, Ayşe zarfı açtı. İçinde kaza anından, sahildeki çamurlu, korkmuş bir çocuk siluetiyle çekilmiş fotoğraflar ve bir not vardı:

Bağışlama aramıyorum. Bir şey istemiyorum. Sadece yaşadığımı bilmenizi istedim. Siz ikiniz benim tek rüyam oldunuz.

Ayşe sessiz çığlık attı.

Mehmet fısıldadı. O işte. O gözleri tanıyorum.

Tesadüf diye kesti. Bu adamın hayatımızı yıkmasına izin vermeyeceğim.

Kıskıvrak bir hayat, Mehmet, yalan üzerine kuruluysa ne işe yarar? diye cevapladı Lale usulca.

İki gün sonra Lale, Antalya limanına gitti. Aliyi ağları tamir ederken buldu. Ali ona bakmadı, sadece şu sözleri söyledi:

Gelmemeliydin.

Kardeşini tanımayacağını mı düşündün? diye yanıtladı Lale.

Ali başını kaldırdı. Annelerinin gözleri gibi temizlikte, güçte, sarsılmazdı.

Seni rahatsız etmek istemedim. Senin bir hayatın var. Ben ise bir yabancıyım.

Lale tekerlekli sandalyenin yanına diz çöktü, elini sıkıca tuttu.

Hepimiz yabancıyız, eve dönmeye karar verene kadar.

Ali, yıllardır sakladığı gözyaşlarını yüzünden akıttı.

İstanbula döndüklerinde, Ayşe onları kapının önünde bekliyordu.

Mehmet hastanede dedi. Seni görmek istiyor.

Hastane odasında babası solgun ve yorgun yatıyordu. Mehmet onu gördüğünde oksijen maskesini çıkardı.

Korkak biriydim dedi boğuk sesle. Senin intikam almak için geleceğini sandım. Sen sadece sevgi arıyordun.

Ali elini tutarak şunu ekledi:

Sadece evime dönmek istedim.

Mehmet, yılların ardından ilk kez gülümsedi.

Hoş geldin, evlat.

Bir hafta içinde, Özdemir evinde yeniden kahkaha yankılandı. Verandan kahve ve kavrulmuş badem kokusu yayılıyordu. Ayşe, paslı bileziği cam çerçeveye yerleştirdi.

Bahçede Ali, Antalyadan getirdiği eski tekneyi tamir ediyordu.

Neden aldın? diye güldü Lale.

Çünkü deniz her şeyi almaz, bazen sabırla geri verir.

Kapı çaldı, Mehmet bastonuyla içeri girdi.

Aile, kalıcı olan değil dedi sessizce ayrılmasına izin vermediğin o şeydir.

Ali ona baktı, başını salladı. Yolun bittiğini biliyordu.

Akşam, on beş yıl sonra, bir dua gibi fısıldadı:

Evde nihayet evde

Rate article
Lifequest
Don Fernando Ruiz, tahta bastonuna yaslanarak verandaya çıktı.