“Başka bir gelin istemiyorum, ne yaparsan yap!” – Annesinin Oğluna Söylediği Sözlerin Gölgesinde: Marek’in Aşkı, Evliliği, Hayalleri ve Hayal Kırıklığıyla Dolu Hayat Hikayesi

Başka bir gelin istemiyorum, sen bilirsin, ne yaparsan yap! dedi annesi oğluna.

Emre, üniversiteyi bitirmek üzereydi ve bunun, lise yıllarından beri kalbinde yatan sevgilisi Elif ile evlenmek için en uygun zaman olduğuna karar verdi! Elif güzelliğiyle dikkat çekse de, insanlara karşı içten ve zeki bir kızdı. Şu günlerde yüksek lisans tezini yazıyordu. Genç çift, ikisi de tezlerini bitirip mezun olunca hemen evlenmeye söz verdi.

Emre, evlilik kararını annesine söylemeye karar verdi, fakat annesinin vereceği cevabın pek de iyi olmayacağını tahmin edememişti. Annesi, ya mahalleden İnci ile evlenmesini ya da hiç kimseyle evlenmemesini istediğini belirtti. Üstelik oğluna, Senin için ne daha önemli; kariyer mi, aşk mı? diye sordu. Emrenin annesi, oğlunun varlıklı, saygın bir aileden biriyle evlenip, başarılı bir iş hayatı olmasını hep düşlemişti.

İnci, hali vakti yerinde bir ailenin kızıydı ve uzun zamandır Emreye gönül vermişti. Fakat Emrenin gözü Eliften başkasını görmüyordu. Elif, dar gelirli bir aileden geliyordu. Üstelik annesinin de mahallede kötü bir adı vardı Peki, insanlar ne derdi?

Başka gelin tanımam, sen ne istersen yap! dedi annesi tekrar.

Emre, annesini uzun süre ikna etmeye çalıştı; ama annesi kararından hiç vazgeçmedi. Hatta, Elifle evlenirse onu asla affetmeyeceğini, hakkını helal etmeyeceğini söyledi. Emre, bu sözlerin ağırlığıyla korktu ve geri adım attı. Elifle altı ay daha görüşmeye devam ettiler; fakat ilişkileri yavaş yavaş tükendi.

Sonunda Emre, annesinin istediği gibi İnci ile evlendi. İnci, gerçek anlamda Emreye âşıktı, fakat düğün yapmamaya karar verdiler. Emre, Elifin düğün fotoğraflarına bir yerde rastlamasını istemiyordu. İncinin ailesinin hali vakti yerindeydi, bu yüzden Emre, kayınvalidesinin büyük evine yerleşti. Onların desteğiyle hızlıca iş hayatında da yükseldi. Ama yine de mutlu olamadı.

Emre, asla çocuk sahibi olmak istemedi. İnci, onu bir türlü ikna edemeyince kendi isteğiyle boşanma davası açtı. Boşandıklarında, Emre kırk yaşındaydı, İnci otuz sekizinde. Daha sonra İnci tekrar evlendi, çocuk sahibi oldu ve gerçekten mutlu bir hayatı oldu.

Emre ise, Elifle evlenememenin pişmanlığıyla yanıp tutuştu, eski sevgilisini bulmaya çalıştı; ama Elife ulaşamadı. Sanki dünyadan kaybolmuştu. Bir gün, eski bir arkadaşı Elifin, ayrıldıktan kısa bir süre sonra, tanıştığı ilk adamla evlendiğini söyledi. Ancak bu adam çok kötü biriydi; ona öyle eziyet etti ki, Elif o evlilikte hayatını kaybetti.

Bu haberi aldıktan sonra Emre, anne-babasından miras kalan eski evde yalnız başına yaşadı ve hayata küstü. Elifin resmine bakarak geçen yıllar içinde kendini derin bir pişmanlıkla kaybetti. Annesine ise hiçbir zaman hakkını helal edemedi.

Hayat, bazen sadece başkalarının arzularını dinlemekle geçince, insan kendi mutluluğunu elinden kaçırır. Asıl önemli olan, kalbinin sesini duymak ve hayatın sorumluluğunu alıp kendi kararlarını verebilmektir. Başkalarının mutluluğu için hayatını feda edenler, sonunda ne başkasını ne de kendini mutlu edebilir.

Rate article
Lifequest
“Başka bir gelin istemiyorum, ne yaparsan yap!” – Annesinin Oğluna Söylediği Sözlerin Gölgesinde: Marek’in Aşkı, Evliliği, Hayalleri ve Hayal Kırıklığıyla Dolu Hayat Hikayesi