Kocamın yıllardır benim evimde oturduğunu yüzüne vurdum, hafta sonu valizini toplayıp sessizce gitti

Geçen hafta sonu ailecek memlekete, Egenin küçük bir köyüne gittik. Orada köylülerden dinlediğimiz ilginç bir öykü aklımdan çıkmıyor. Günlüğüme yazmak istedim.

Yıllar önce, Gülseren adında bir kadın ve eski eşi Metinin hikayesini anlattılar. Yirmi küsur yıl evli kalmışlar. Tüm ayrıntılarını bilmesem de, köylülerden işittiklerim bunlar.

Gülserenin anne ve babası, kızları evlenince onlara güzel bir daire hediye etmiş. O sıralar Metin bir mobilya atölyesinde çalışıyormuş, Gülseren ise belediyede memurmuş. O günlerin maaşları fena değilmiş, geçim derdi çekmemişler. Metinin eli çok yatkınmış, yeni evlerinde ustalık gerektiren her işi kendisi yaparmış.

Tek çocukları olmuş; adı Batuhan. Biraz zor bir çocukmuş, fazla şımarık ve özgüveni tavanmış. Annesi oğluna her şeyi yapmasına izin veriyor, babası ise bu kadar rahat bırakılmasına karşı çıkıyormuş. Sürekli bu konuya tartışıyorlarmış. Metin, Batuhanın kendi ayakları üzerinde duran, sorumluluk sahibi bir adam olarak yetişmesini istiyormuş.

Batuhan küçücükken bile Metin ona bir şeyler öğretmek için uğraşıyormuş. Elleriyle iş yapmayı, karşılaştığı meseleleri kendi çözümlerini bulmayı istiyormuş. Başta çocuk da bu işlere hevesliymiş ama zamanla ilgisi kaybolup gitmiş.

Gülseren ise başka türlü yaklaşmış. Oğluna, Sen yorulma, elin işinde ne işin var, her şeye para verir alırız, sen otur, şeklinde telkinde bulunmuş. Sürekli gönlünü almak için ona pahalı hediyeler almış. Sonunda Batuhan iyice tembelliğe alışmış ve her şeyi hazır bulmaya başlamış.

Bütün bu olanlar eşler arasındaki ilişkinin de bozulmasına neden olmuş. Metin ve Gülserenin kavgaları eksik olmazmış. Batuhan ise büyüyüp lise mezunu olmuş, üniversiteye gitmiş. Fakat ders çalışmayı hiç sevmiyormuş, zayıf notlar alıyormuş. Aile, üniversite masraflarını hep karşılamış.

Bir gün Metin, Bu çocuk hiçbir şey yapmak istemiyor! Hep başkalarına iş buyuruyor. Zaten iş bulmak konusunda da sırf sen uğraşıyorsun. Varsın, sırtına binsin, böylesi sana daha iyi! diye Gülserene çıkışmış.

Gülseren ise, Sadece benim oğlum değil ki, senin de oğlun! demiş.

Metin, Artık çocuk değil, yakında 18ini dolduracak! Yetişkin adam olacak. Hayatına kendi kararlarını versin, önünü aç. Hep söyledim, ama beni hiç dinlemedin. Adam gibi adam yetiştirirdim, ama sen izin vermedin. Şimdi geldiğimiz yer bu, diye karşılık vermiş.

Gülseren ise içerlemiş: Sen bana laf mı söylüyorsun? Yıllardır benim evimde yaşıyorsun! Hâlâ kendi evini almadın. Sanki çalışıp da hiç biriktirmedin! Güzel işin var ama ağzını açıp bana akıl veriyorsun! Böylesi biri bana oğlumu nasıl yetiştireceğimi anlatamaz! demiş.

Metin de, Bunu mu konuşacağız şimdi? O ev bize düğün hediyesiydi. Beraber yaşayalım diye verilmişti. Ben de hakkımı verdim, emek harcadım. Ne güzel bir yuva kurmuştuk. Herkesin böyle evi olmaz. Şimdi kalkıp bana bunu mu hatırlatıyorsun? demiş.

Bu tartışmadan sonra ortam iyice gerilmiş. Batuhan da annesinin tarafını seçmiş, Metin bir şey rica ettiğinde kulak asmamış. Hep başka işlerle meşgul olduğunu söylemiş. Metin, ailesinin kendisine artık ihtiyacı olmadığını hissedip içten içe üzülmüş.

Sonunda bir hafta sonu eşyalarını toplayıp evden ayrılmış. Meğer Metin yıllar içinde biriktirdiği parayla küçük bir ev almak için köyde planlar yapıyormuş. Hayali, Gülserenle birlikte dere kenarında sakin bir yaşlılık geçirmekmiş. Fakat ayrılınca, köyümüzde bir ev aldı, birkaç ayda baştan aşağı kendi elleriyle yaptı. Sonra Elif adında dul bir kadınla tanıştı. Aradan iki yıl geçti, birlikte yaşama başladılar.

Peki, eski eşiyle oğlu ne yaptı dersiniz? Ne Metini aradılar, ne de bir kere olsun hal hatır sordular. Hayatın bazen böyle dengesiz olduğunun bir kez daha farkına vardım. Bazen çok emek verdiğimiz insanlar yolundan dönüyor, hayalini kurduğumuz hayatlar da bize düşünce geride kalıyor. Sonunda, kendi yolunu çizmekten ve hak ettiğin huzuru bulmaktan başka bir seçeneğin olmuyor.

Rate article
Lifequest
Kocamın yıllardır benim evimde oturduğunu yüzüne vurdum, hafta sonu valizini toplayıp sessizce gitti