«Bırakıldın mı?»: işten atıldıktan sonra sokakta bir köpek buldu ve onunla yola çıktı
İşten çıkmasının üçüncü günü Elif, alarm çalmadan ve bir plan olmadan uyandı.
Hadi bakalım, işsizler uyanıyor mu? diye fısıldadı aynada kendine.
Ayna bir şey söylemedi, ifadesi hiç değişmedi.
Mutfakta hâlâ bir boşluk, aklı hâlâ aynı. Buzdolabı, sessizliği doldurmak istercesine uğuldadı. Kahve ve diş macunu bitmişti. Kalan tek şey eski battaniye, çakırca bir şemsiye ve hayatın bir haftadan çok önce çöküşe geçtiği hissiydi; dün sadece resmi olarak onaylanmıştı.
Tamam. Gözyaşı yok. Kalk ve bir şeyler düşün. Mesela bir kaç günlüğüne kaçmak.
Dolaptan uzun zamandır iş seyahatlerinde kullandığı eski çantayı çıkardı: kenarı yırtılmış, fermuarı takılmayan, otel halısı kokan çanta. Garip bir şekilde bu, ona bir nebze huzur verdi.
Üç gün, bir yere. Kimse soracak bir yere.
İstanbul Garına öğle vakti geldi; şehir öğle molasında durmuş gibiydi: güneş yüze vuruyor, insanlar karşıya akıyor, düşünceleri hâlâ bir yerlerde kaybolmuş. Tren bir saat içinde gelmek üzereydi. Çanta evden daha ağır hissediliyordu.
Tam o anda onu gördü.
Bankta oturmuş, biletleri olmayan bir yolcu gibi görünüyordu. Gri, kabarık, gözleri yağmur sonrası soluk çamaşırlar gibi mat. Yanında, terk edilmiş gibi duran bir kumaş çanta vardı.
Elif yanına yaklaştı. Köpek hiç hareket etmedi, sadece bakışını çevirdi. Tasmada eski ama hâlâ okunabilir bir etiket asılıydı:
«Eğer bunu okuyorsan lütfen evime dönmeme yardım et.»
Şaka mı? diye sordu. Ciddi misin?
Cevap yoktu; sadece sakin bir nefes ve köpeğin, Elifin yine geleceğini bildiği bir bakış.
Elif geri çekildi, biletini aldı ve bir kaç adım öteye oturdu. Köpek geçenleri izliyordu, kimseyi seçmiyordu.
Ne bekliyorsun? dedi. İçinde bir GPS mi var?
Hiç tepkisi yoktu. Tek bakış, sessiz bir umut taşıyordu.
Tren geldiğinde Elif kalktı. Köpek peşinden koşmadı ama kulağıyla yön gösterdi; bu, ona yetti.
Tamam. Nereye gideceğini bilmiyorum ama üç gün boyunca benimle gelsin. Köye varınca ne yapacağız, ona bakarız.
Köpek çantayı alıp peşinden yürümeye başladı; tasma yok, telaş yok, sanki yolun artık ortak olduğunun farkındaydı.
Vagon içinde memur sordu:
Köpekle mi?
Evet.
Belgeler?
Onunki? Yok. Benim pasaportum var.
Peki, sessiz davran yeter.
Köpek, alt katta bir koltuğa büründü, rahatsız etmedi, ses çıkarmadı.
Çok eğitilmiş bir şeysin dedi Elif. Sadece alışma. Bende sadece üç gün var, hayal kurmuyorum.
Bir saat sonra uyukladı, iki saat içinde köpek başını ayağına koyarak uyanmasını sağladı. İlk kez, Elif yalnız olmadığını hissetti.
Geceyi kiralık bir dairede geçirdiler; Elif, tanıdıklarından birinin tavsiyesiyle bulduğu iki odalı bir evdi. Bir odada pencere, diğerinde pencere yoktu. Elif ikincisini seçti, köpek ise umursamıyordu.
İsmin ne? diye sordu.
Köpek sessiz kaldı, gözleri doğrudan ona bakıyordu.
Tamam, sen Toz olacaksın. Gri, sessiz, inatçı. Ama bu kalıcı olmaz, hayal kurma.
Ertesi sabah köye giden otobüs erken ayrıldı. Elif yürümeye karar verdi. Toz önünde yürüdü, ara ara durup Elifin onu takip edip etmediğini kontrol etti.
Yol kenarı ağaçlar uzanıyordu, nadir arabalar geçiyordu. Elif, uzun zamandır bir amaç ve takvim olmadan böyle yürüdüğünü fark etti.
Bir anda Toz sağa döndü.
Yanlış yoldayım diye haykırdı Elif, ama köpek dönmedi.
Birkaç dakika sonra geri döndü ve yanına oturdu, sanki Tamam, senin yolunu izleyelim der gibi.
Köşe başı bir çay ocağına girdiler; poşet çorba, çivi bardak çay, buzdolabı kokulu ekmek. Toz, Elifin teklifini kabul ettikten sonra titizce yemek yedi.
Nereden böyle kibarlık öğrendin? diye sordu.
Köpek cevap vermedi, ama kırmızı bir ceketiyle içeri giren bir adamın varlığına karşı gerildi.
Akşam eve döndüler. Toz kapının önünde uzandı, Elif ise karanlıkta kanepede oturdu.
Çok garip birisin. Sakin. Sanki bu şeyler daha önce de olmuş gibi.
Köpek ağır bir iç çekişle, sanki kendi deneyimini paylaşıyor gibi, ama kelimeler yoktu.
Yatakta yattığında Elif, en son ne zaman birinin sadece yürüyüp sessizce yanına oturduğunu düşündü; kimseye bir şey talep etmeden. Uyudu ve rüyasında kimse görünmedi.
Sabah Toz kapıda bekliyordu, yola hazır. Elif ceketini giydi ve hâlâ şehrin geri dönme düşüncesi yoktu; sadece Tozun peşinden gitti. Ve bu, yeterliydi.
Köye vardıklarında, yer sanki yıllardır onları bekliyormuş gibi hissettirdi. Patikalar adımlarını biliyor, eski çitler bir geçiş için açılıyordu.
Büyükannenin evi köşede, sessiz bir semtte duruyordu. Solmuş bir çit, paslanmış bir posta kutusu, fırtınada çatı kırılmaya hazır, kapı önünde yıpranmış bir tabure. Elif anahtarı çevirip, toz, ahşap ve eski yılların kokusunu içine çekti; bir kez daha kaybolmuş kendine dönmüş gibi hissetti.
Toz eve girmedi; kapıda kaldı, bir bakış attı ve çimenli bir patikada, kırık bir çitin arasından kayarak ilerledi.
Hey, nereye gidiyorsun? diye bağırdı Elif.
Köpek dönmedi.
Ciddi misin? Üç gün yürüdük ve şimdi görüşürüz der misin? dedi Elif, hayal kırıklığıyla.
Peşinden yürüdü. Köpek, her virajı, çukurları ve eğimli tarlaları hatırlayan birinin adımlarıyla ilerliyordu.
Sonunda neredeyse gözden kaybolmuş, eğimli bir konutla karşılaştılar; çatıları yamuk, ahşap pencere pervazları ve Özkan Sokak, No:3 yazan bir levha. Çitin üzerine solmuş ama hâlâ okunabilir bir not düşülmüş:
«Sahibi vefat etti. Ev kapalı. Sorular için Ayşe teyze, beşinci ev sol tarafta».
Elif Toza baktı.
Burası mı? Bunu mı arıyordun?
Köpek sadece oturdu, sessiz bir bekleyiş içinde, her şeyin kendi kendine anlaşılmasını bekliyormuş gibi.
Ayşe teyze, kırk yılı aşkın bir yaşta, solmuş bir önlükle, hızlı hareket edip yumuşak ama otoriter bir sesle konuştu.
Ah, Pasha Mekânı cennet olsun dedi. İyi bir adamdı. Az konuşur, köpeğiyle bir bütün gibi. Bu köpek onun? İşte bir tesadüf Öldüğünde bir şey kaybolmuş gibi hissettim.
Tasmada şu yazıyor: Bana evime dönmemde yardım et diye Elif ekledi.
Yaşlı kadın gözlerini kırpıştırdı.
Ölmeden önce bana bir etiket hazırlamamı istedi. Müş, o arayacak dedi. Ertesi gün Pasha vefat etti.
Köpek, cenazeden sonra kaybolmuştu. Ayşe teyze gözyaşını önlüğünün kenarıyla sildi ve sessizce şöyle dedi:
Bu köpek özel. Üzgün olduğunda sessiz, mutlu olduğunda ise sanki sessiz bir sevinç yaşar.
Akşam Elif, büyükannesinin evini açtı, battaniyeyi serdi, eski çaydanlıkta çay demledi. Toz kapının önünde yatıyordu.
Biliyorsun, nereye gideceğimizi sen biliyorsun, değil mi? diye sordu.
Ev, odun, toprak ve bir parça eski anıyı kokuyordu. Elif lambayı yaktı, bir albüm çıkardı ve büyükannesinin sözünü hatırladı: İnsan yalnızsa, bir hayvan ona suskun bir dost olur. Anladı ki, eski hayatına geri dönmek istemiyordu.
Gece Toz birden kayboldu, bir saat içinde çamurlu, ıslak bir fotoğraf albümü dişlerinde getirerek geri döndü. Albümün ilk sayfasında elli yaşında bir adam, yanındaki köpeğiyle; ev ve Bize dokunmayın. Her yerdeydik. yazan bir levha. Diğer fotoğraflar hayatlarından; birinde tasmada aynı metin, altına Beni bulamazsan git, birileri duysun imzası.
Ertesi gün Elif köyde çekiç, boya ve mama aldı, evin tamirine başladı. Toz pencere kenarındaki koltuğu benimseyip, zaman zaman ganimet getiriyordu. Bir gün otobüs durağından paslanmış bir levha getirdi.
Arşivci senmişsin dedi gülerek.
Birkaç hafta sonra veteriner gelerek köpeği muayene etti: sekiz yaşında, sağlam, kırık bir bacağı var ama uzun süre daha yaşayacak. Toz, kapının önünde oturup bekleyen bir bekçi gibi kaldı.
Bir ay sonra Elif, şehirdeki yorgun haline bir mektup yazdı: Kaçtığın için iyi iş çıkardın. Geri dönmek istersen, nedenini sor. Burada farklı bir şekilde nefes alıyorum. Burada Toz var, ben de varım. Canlıyız. Mektubu bahçede yaktı, köpek patisini çorabına bıraktı.
Gelecekte kalıp kalmayacağını bilemez, ama artık kaybolmuş hissetmiyor; yoluna devam ediyor.




