Seni Görmeye Geldim, Özlemle Yanına Koştum, Ama Çocuklar Artık Yabancı Gibi

Eskiden anneler hep çocukları için didinirdi. Zaman geçti, evlatlar büyüdü, dünya değişti, hâlâ içimde o eski günlerin hüznü var. İnsan bazen gurur duyduğu çocuklarından bile beklenmedik bir uzaklık görebiliyor, bunu anlatacağım şimdi.

Bir annenin hikâyesi

Sabiha üç çocuğunu da büyük emeklerle büyüttü. Her biri şimdi yetişkin, kendi hayatını kurmuş. En büyük oğlu Serkan, ailesiyle Almanyada çalışıyordu. Yılın belli zamanlarında fotoğraflar ve kartpostallar gönderirdi. Sabiha o hatıraları bir kutuda saklar, canı sıkıldıkça ellerini o anılarda gezdirirdi.

Oğlum, seni çok özledik. Hiç değilse ara sıra uğrayıp torunlarımızı ve gelinimizi tanısak, belki gönlümüzü ferahlatırız diye Serkana mektuplar yazardı.

Ortanca kızı Melike, asker eşiyle birlikte bir ordu şehrinden diğerine taşınırdı. Küçük bir kız çocukları vardı. Nadiren Sabihanın evine uğrasalar da kocası Ali damadını çok sever, Kızımız kendine iyi bir eş buldu derdi.

En küçük kızı Esra ise ev hayatını kuramamıştı. Bir zamanlar evliydi, bir oğlu vardı ama eşi onu terk etti. Sabihanın telkiniyle daha iyi bir yaşam umuduyla İstanbula taşındı. Orada bir tekstil atölyesinde iş buldu, oğlunu da yanında götürdü.

Zaman geçti, Sabiha en küçük kızını ziyarete gitmek istedi.

Bir hafta bensiz idare edebilir misin? dedi kocasına. Esrayı göreceğim, ne durumda öğrenmek istiyorum.

Ali eşini otogara kadar uğurladı. Sabiha, büyükçe bir bavul taşımanın zorluklarını göze aldı çünkü kızının yüzünü görmek istiyordu. Eski bir otobüsle, saatler süren bir yolculuk yaptı. Üç yıl olmuştu Esrayı son görüşünden bu yana.

Anne, keşke geleceğini önceden haber verseydin. Ben bugün çalışıyorum. Ancak akşama kadar istasyona gelebilirim dedi Esra telefonda.

Kusura bakma, sürpriz yapmak istedim! dedi Sabiha, Beni orada bekletebilir misin?

Tabii, sorun değil. Anne, kızını beklerken sonunda dayanamadı ve kendisi gitmeye karar verdi.

Evin kapısında torunu Arda karşısına çıktı. Sabiha, gencecik ve babasına benzeyen o çocuğu bağrına basmak istedi.

Hoş geldin, oğlum! diyerek sarıldı.
Tamam, anneanne. Yeter, der gibi kurtuldu çocuğun kollarından.
Neden daha önce haber vermedin? diye yorgun bir sesle sordu Esra.
Evi toplamak, masayı hazırlamak lazımdı. İşten çıktım, çorba kaynattım, köfte kızarttım dedi.

Tam o sırada Sabihanın telefonu çaldı. Kocasına iyi olduğunu, komşuların yardımıyla ulaştığını, Esranın hazırladığı sofrada yemek yediklerini söyledi.

Akşam yemeğinde sofraya tabakları koyarken Esra sordu:
Bir köfte mi yersin, iki köfte mi anne?
Sabiha çok açtı, üç tane bile yiyebilirdi ama mahcup olup Yemeği masaya getir, bakarız dedi.

Sonunda beş köfteyle dolu bir tabak geldi sofraya. Anne içinden düşündü: Demek ki ekonomik olarak sıkışıklık var, yardım etsem iyi olur. Sofrada kızının ilk sorusu şu oldu:
Anne, ne zaman dönmeyi düşünüyorsun?
Bu söz Sabihayı çok yaraladı. İstersen yarın da dönerim. Seni rahatsız edeceksem kalmam, dedi.

Ertesi gün Sabiha evde yalnızdı; akşam herkes kendi odasına çekiliyor bir şeylerle meşgul oluyordu. Torunu komşuya gidiyor, Esra ise arkadaşlarıyla buluşmaya çıkıyordu. Anne, bütün gün yalnız oturmak zorunda kalıyordu.

Zaman geçtikçe Sabiha kendini fazlalık hissetmeye başladı. Toparlanırken, kapı aralığından torununun Esraya şöyle fısıldadığını duydu:
Dayı ne zaman geliyor? Maça gidecektik.
Babanannen gidince dedi Esra.

Kırık kalple bavulunu topladı, kapıdan kimseye veda etmeden çıktı. Ali, kapıda gülerek karısını karşıladı. Meğer bütün sevgi, emek ve şefkatlerine rağmen, artık çocukları onların varlığına ihtiyaç duymuyordu. Ne garip, bir vakitler etrafında pervane dönen yavrular, şimdi yabancı gibiydi…

Rate article
Lifequest
Seni Görmeye Geldim, Özlemle Yanına Koştum, Ama Çocuklar Artık Yabancı Gibi