30 Ağustos, Cumartesi
Bugün 60lı yaşımda aşık oldum. Kızım Elif ise bana utanıyor.
– Anne, sen delirmiş olmalısın! diye bağırdı Elif, bana bir deli gibi bakarak. Sen aşk mı yaşıyorsun? Bu yaşta mı?
Ben mutfakta bir fincan çay tutmuş, duyduklarım karşısında bir an bile inanamamıştım. Şaşırmadığım tek şey, bu kadar sert bir tepkiden hiç beklememiş olmamdı.
– Anlamıyorum diye başladım sakin bir sesle. Sen de artık bir kadınsın, evli, çocuğun var. Ben yalnız kalmadığım için senin mutlu olacağını sanmıştım.
– Mutlu mu? diye homurdandı. Sen artık buluşmalar, sokakta el ele tutuşma, hatta bir erkekle yatma düşünceleri mi taşıyorsun? Anne, sen bir büyüksün! Gençlik TikToklu bir kız değilsin!
Bu sözler içimi beklediğimden daha fazla yaktı.
Hayalimde bu konuşma çok farklıydı. Seni bir çay ikramı için davet edecektim, iki yetişkin kadın gibi oturup oturacaktık ve ben ona birkaç aydır biriyle görüşmeye başladığımı, Mehmet adlı dul bir beyefendiyle sinemaya, yürüyüşe, bazen sadece kahve içmeye ve her şeyden bahsetmeye gittiğimizi anlatacaktım.
Ama destek yerine sadece utanç duydum. Ve bir yargı.
– Çocuklar merak eder, büyük anne böyle giyinirken nereden öğrenir? Arkadaşlar ne olduğunu sorar.
– Belki de sadece yaşamaya başladım? diye kendime yabancı bir sesle sordum.
– Bu yaşta mı? diye homurdandı. Kendini geri çek.
Bir tek bir şey düşündüm: Neden bir kez daha sevecek cesareti gösterdiğim için utanmayı hak ediyorum?
Birkaç gün boyunca evde gölge gibi dolaştım. Sanki her şey aynıydı: çiçekleri suluyordum, tavuk çorbası yapıyor, kitap okuyordum. Ama hiçbir şey bir önceki gibi tatmadı. Elifin sözleri kulaklarımda çınlıyordu: Büyük bir kadın aşık olmamalı. Utanç verici.
Oysa ben hiçbir yanlış yapmadım. Kimsenin yerini almadım, torunlarımdan geri kalmadım, sorumluluklarımı bırakmadım. Sadece uzun yıllar sonra birinin beni gördüğünü hissettim. Sadece bir anne, bir büyük değil, kan ve kemikten bir kadın olduğumu.
Mehmeti tesadüfen kütüphanede tanıdım; bir kitap düşürdüğümde onu kaldırdı. Gülümseyerek, Bazen kader, Amazondan daha isabetli bir ok atar, dedi. Gülüştük. Konuşma kitaplar hakkında başladı, ardından yakın bir pastanede kahveyle devam etti.
Aşık olmak bir anda olmadı. İlk başta merak, sonra bir sıcaklık, sonunda yıllardır hissetmediğim bir titreme vardı. Sanki yeniden bir sebebim varmış gibi hissettim. Sanki dışarı çıkmaya bir gerek varmış gibi.
Elif, benzer bir şey yaptığımı, torunlarla, tığ işiyle ya da bahçeyle ilgilenmem gerektiğini söyledi. Ama bir büyük olmak gerçekten kendinden vazgeçmek mi demektir? Duygular, yakınlık, dokunuşlardan vazgeçmek mi?
Mehmet hiç baskı yapmadı. Bu konuşmayı ona anlatınca, elini tutup şöyle dedi:
– Seninle aile arasında bir şeyler karıştırmak istemem. Ama eğer gitmemi istersen, anlayışla karşılarım.
Onun kırışık yüzüne, sıcak ve sakin gözlerine baktığımda düşündüm: Neden dünya, aşkı bildiğimizde, biz artık ne olduğunu gerçekten anladığımızda bizi engelliyor?
Hemen cevap vermedim. Birkaç gün istedim. Her geçen gün içinde, ne bir özlem ne bir öfke, bir gurur büyüdü içimde. Kocamın ölümü, yalnız yıllarım, çevrenin beklentileri Tüm bunların üstüne hâlâ sevme yeteneğim var ve bundan vazgeçmek istemiyorum.
Torunlarımı seviyorum. Elifi de seviyorum. Ama altmış bir yıl yaşamamın amacı, dört duvarın içinde kendimi hissettirecek birinin gelmesini beklemek değil.
Bu benim hayatım. Artık özür dilemeyeceğim.
Pazar günü Elifi akşam yemeğine davet ettim. Çocuklarıyla geldi, her zamanki dakikli, yüzünde bir gerginlik ve sesinde bir soğukluk vardı. O mutfakta konuştuğumuz andan beri birbirimizle konuşmamıştık. Torunlar evde koşuştururken, biz masada sessizce oturduk, herkes kendi tabağına bakıyordu.
Tatlı servisi geldiğinde sakin bir sesle söyledim:
– Mehmetle görüşmeye devam ediyorum. Saklamayı düşünmüyorum.
Elif gözlerine inanamaz bir ifadeyle baktı.
– Yine de sürmeyecek misin?
– Evet diye yanıtladım. Uzun zamandır ilk defa gerçekten mutlu hissediyorum.
– Peki ya insanlar ne söyleyecek? Komşular, arkadaşlar, çocuklar?
– Belki de annem gibi birinin sonunda hayatından korkmamasını gördüklerinde, kendim hakkında söylediklerimle aynı şeyi düşünürler.
Sessiz kaldı. Cevabımı tereddüt etmeden verdiğimi beklemiyordu.
– Seni utanıyorum, anne dedi alçak bir sesle. Seni yaşlılıkta böyle hayal etmemiştim.
– Ben de yaşlılıkta sevmeye izin vermeyen bir hayal kurmamıştım diye cevap verdim.
O, her zamankinden biraz daha erken çıktı. Kavga, gözyaşı yoktu. Sadece geldiği soğukla birlikte gitti.
Akşamüstü Mehmetle yürüyüşe çıktım. Elimi tutuyordu. Komşuların yanından geçtik, birileri bakıp birileri gülümseyip birileri de gözlerini kaçırdı. Ama ilk defa kimsenin ne düşündüğü beni etkilemedi.
Eğer aşk altmışıncı yaşta geliyorsa, utanmak için değil, sonunda ona değer vermek içindir.




